İslam ülkeleri arasında bir birlikten söz edeceksek eğer öncelikle bu ülkelerin yönetimlerini sorgulamak gerekir. Biliniyor ki İslam ülkelerinin neredeyse tamamı anti demokratik yöntemlere yönetiliyor.
Özellikle Osmanlı İmparatorluğu'ndan kopartıldıktan sonra yapay olarak oluşturulan Ortadoğu'daki Arap devletleri...
Tek bir millet olmasına rağmen İngiliz emperyalizminin böl ve yönet politikası gereğince bir dizi devletçikler haline getirilen Müslüman Arap halkının Osmanlı idaresindeki birliğini kendi aralarındaki çelişkilerden de faydalanarak paramparça ettiler.
İmzalanan bu anlaşma bence Siyonist İsrail'in, ABD'dedeki Yahudi lobisi ve ABD derin devletinin bu anlaşmayı bugün PKK'ya imzalatmış olsa bile nihai amaçları olan (Böl, parçala, işgal et, sonra da ilhak et) doğrultusunda hareket edebilmek için zaman kazanma hamlesi olarak görülmelidir.
Bir şartla ki Suriye yönetimi ve arkasındaki Türkiye Cumhuriyeti, yeterli olan gücü ve kararlılığı göstersin.
Yoksa geri dönüşleri hiç de zor olmaz. Cumhur İttifak'ının Terörsüz Türkiye, Terörsüz Bölge hedefinin işlemez hale gelmesini sağlamak için şimdilik geri çekilip kendilerini rolantiye alacaklardır.
1789 Fransız ihtilâliyle birlikte ortaya çıkan ulusalcılık anlayışı eşyanın tabiatı gereği tabi ki dünyada da ilgi çekecekti ve elbette Osmanlı da bundan vareste kalamazdı.
Nitekim o dönemin bütün çok uluslu imparatorlukları bu milliyetçilik akımlarından etkilendiler. Fakat gerçeği görerek önlemlerini almış kendi etki alanlarındaki uluslara devlet vermişler ama onları tamamen kendi hallerine bırakmamış ve zaten on yıllar boyunca (ve halen) sömürdükleri bu ulusları büyük ölçüde dönüştürmüş oldukları için de bu milliyetçilik akımlarından çok fazla etkilenmemişler ve hatta masraflarından kurtuldukları için kârlı bile çıkmışlardır.
Öte yandan Osmanlı kendi etki alanındaki milletleri sömürmek gibi bir düşünce içinde yönetmediğinden bu milliyetçi akımlar karşısında hazırlıklı değildi ve bu yeni dünya düzeninin oyun kurucuları tarafından desteklenen Osmanlı içindeki bu uluslara karşı yapabileceği çok da fazla bir şey yoktu.
Bir ürünü boykot etmekle o ürüne zarar veremezsiniz. Ya ne yaparsınız?
Reklamını yaparsınız. Reklamın iyisi kötüsü olmaz" Bir kaç gün boykot edip sonra yeniden eskiye dönülecekse o boykotun ne anlamı var?
Hatta tam tersi boykotunu yaptığınız ürünün, ürünlerin boykot vasıtasıyla yaptığınız reklam sayesinde daha çok tanınmasını ve daha çok tüketiciye ulaşmasını sağlarsınız.
Bir buz dağının daha görünmez bölgesi görünür hale gelmeye başladı.
Üst taraftaki erime hızlandıkça alt taraftaki görünmeyen taraf yükselecek ve giderek daha belirgin hale gelecek.
Birinci buz dağı FETÖ'ydü deşifre edilerek defteri dürüldü. Lâkin henüz devlet kadrolarından kazınıp temizlenemedi.
Kadın metroda feryat ediyor "canlı bomba, canlı bomba!" diye. Bir anda bir panik hali...
Metro durduruluyor millet kendisini dışarı atıyor. Sonra anlaşılıyor ki canlı bomba falan yok. Kadın yanındakinden şüphelenip bağırmış.
İşte asıl provokasyon budur. Hayır, kadının yaptığı değil, vatandaşı böyle bir ruh haline sokmaktır provokasyon. Artık o hale geldik ki her yerde canlı bomba aramaya başladık. Şüphelendiğimiz herkes terörist...
BAE ile 10 tane resmi anlaşma imzaladık. BAE'li bir yetkili basın toplantısında 10 milyar dolar tutarında bir yatırımdan ve bu miktarın tahsis edildiğinden söz etti.
Bu BAE değil miydi 15 Temmuz darbe girişimini destekleyen? Aynı BAE değil miydi bize karşı Yunanistan'ın yanında yer alan?
Libya'da Hafter'in, Doğu Akdeniz'de bizim karşımızda konumlanmış olan Mısır, İsrail ve diğer ülkelerin, Suriye'de PKK'nın yanında yer alan aynı BAE değil miydi? Vs.
Hani kış ortasında yaz sebzelerinin pahalılığından şikâyet ediyoruz ya, ne kadar haklı olduğumuzu, kendimize hiç sorduk mu?
Bence hayır… Peki, ne yapıyoruz o zaman? Tabi ki şikâyet ediyoruz.
Sunowboard Kros Dünya Kupası'nın Erzurum ayağını seyretmek için İzmir'den gelmiş Erzurum'a, İzmirliymiş.
Hem şampiyonayı, hem de şehri ve kayak tesislerini çok beğenmiş. Geldiği için çok mutluymuş.
Belli ki bu sporla ilgili biri.. Sırf seyretmek için ülkenin bir ucundan diğer ucuna niçin gitsin ki, değil mi?
Her insan içinde birikenleri dışa vurmak istemiştir, zaman zaman. Söylemek isteyip de söyleyemediklerini bir yerlere karalamak isteğiyle eline kalemi kâğıdı almıştır hayatının bazı dönemlerinde.
Ya ilk gençliğinde bir aşk şiiri olmuştur bu sevgiliye yazılan, ya bir gurbet, ya hasret… Ya da ne bileyim bir ayrılık şiiri…
Kimi zaman da bu yazılanlar şiir değil düz yazı olmuştur ama her ikisinde de niyet aynıdır: Yüreğinde birikenleri dışa vurmak, boşalmak.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!