Başkasından görüp kınadığımız özellikleri incelediğimizde görürüz ki bunlar aslında kendimizdeki sevmediğimiz özelliklerdir.
Eksik ve hatalarımızı bilmemize rağmen, bunların üzerine gidemeyişimize egomuz engeldir.
Bu yüzden temelde kendimize olan kızgınlığımızı dışarı yansıtıyor ve konunun üzerini örtmeyi tercih ediyoruz.
An gelir her şey susar sessizlik konuşur demişim bir ara.
Evet, sessizlik konuştuğunda keşke duyabilseydi insan.
Çünkü sessizlik konuşmaya başladığında söyledikleri genellikle dinleyenin kendisine dönük şeyler olur.
Bir ailenin bireylerini birbirine bağlayan birinci faktör sevgi değildir.
Onları birbirlerine bağlayan asıl şey birbirlerine olan saygıları, muhabbetleri ve birlikte oldukları zaman aldıkları haz ve mutluluktur.
Son tahlilde bu hasletler zaten sevginin ortaya çıkmasına, gelişip serpilmesine yardımcı olan hasletlerdir.
Kendi fikirlerinin doğruluğunu kanıtlamak amacıyla karşıt fikirleri küçümseyip değersizleştirmeye kalkışmak insanların genellikle sizin fikirlerinize şüpheyle bakmalarına sebep olur.
Bu yüzden kişinin fikirlerine taraftar kazandırmasının en emniyetli ve etkin yolu, o fikirleri önce kendisinin içselleştirip kendi hayatına uygulamasından ve bunu dışarıya göstermesinden geçer.
Anlatıp ikna etmeye çalışmak sonraki iştir.
Siyasetin çetin bir çatışma içinde olduğu açık bir geçek. Peki, bu çatışmanın tarafları kimler?
Bir tarafta cumhuriyetin ilk günlerinde iktidarı ele geçirmiş olan dış destekli Komprador Burjuvazi, öteki tarafta iktidardan pay almak isteyen ve hatta mümkünse ele geçirmek isteyen Milli burjuvazi...
Bunlar perdenin ardında olanlar. Perdenin önündekileri ise söylemeye gerek bile yok.
Tesadüf diye bir şey yoktur. Çünkü “tesadüf” dediğimiz şey kendiliğinden ortaya çıkan bir durummuş gibi kabul edilir.
Oysaki Kâinatta hiçbir şey kendiliğinden oluşmaz.
Cenab-ı Rabbül Âlemin, olan ve olacak olan her şeyi, bir sebep dairesi içinde yaratır.
“Emek yoksa ekmek yok” sözü günümüzde değerini epeyce kaybetmiş durumda.
Teknolojik gelişmeler insan emeğini her geçen gün makinalara terk ediyor olsa da emek hâlâ değerini korumaya devam ediyor.
Lâkin insan kolaycılığa alışmaya başladı bir kere.
Kolaycılık giderek hayatın her alanına yayılıyor.
Bence insan, hayatının hiçbir anında dünya işlerine dair hiçbir şeye mecbur değildir.
Çünkü kendini mecburiyetlerin fasit dairesine hapsettiğinde görecektir ki ruhu yavaş yavaş çürümeye başlar.
Ruhu çürüyen insan cesedi içinde can taşıyor olsa bile ölmüş insandır.
Allah yarattıklarına merhametini bu dünyadayken gösteriyor.
Bu sebepten 'Rahman' ismi gereği olarak kendisine inanana, inanmayana ve yarattığı her türlü mahlûkata rızkını veriyor.
"Bu dünya imtihan dünyasıdır," denmiştir.
Cesaret başarıya giden yolda insana en çok lâzım olan şey.
Lâkin cesaret tek başına yeter mi? Cesaretin yanında azim de olmalı değil mi?
Cesaret ilk adımı atmak için gereklidir.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!