Kaybolup gidiyoruz bu hayatın içinde. Çoğu zaman umduklarımızı bulamıyor, üzülüp, kederleniyor, mutsuzluk girdabı içine atıyoruz ruhumuzu.
Elimizde tutamayacağımız şeylerin peşinde koşmak uğruna gereksiz heveslerin heyecanı içinde beyhude bir çabaya, zorluğa, katlanmak sıkıntısıyla boşuna çırpınıp duruyoruz. Niçin?
Derviş baba gibi bir lokma, bir hırka yetmiyor günümüz insanına evet, ama istiflememiz de gerekmiyor değil mi?
Karşımıza çıkan her problemin üstesinden gelemeyebiliriz.
Hayatın içinde kazanmak kadar kaybetmek de var.
Kazandığımızda seviniriz, kaybettiğimizde de üzülürüz.
Ya geçmişte yaşıyoruz ya da geleceği hayal ederek oyalanıp duruyoruz.
Bu yüzden bir türlü yaşadığımız zamanın içinde olamıyoruz.
Bunun böyle olmasının sebebi insanın gereksiz yere geçmişi özlemesi ve geleceği merak etmesidir.
Her şeye rağmen hayat yaşamaya değer. Karamsar olmamak lazım.
.
Çünkü ahiret hayatımız için ne kazanacaksak bu dünyada kazanacağız.
Ümit ve iyimserlik pırıl pırıl parlayan iki yıldızdır ve karanlıkları aydınlatıp, yol gösterme işine samimiyetle devam ediyorlar.
Bağışlamak, içimizdeki iyiliği açığa çıkarıp onu harekete geçirmek suretiyle, insanda oluşması muhtemel kin duygusunu ortadan kaldırır.
Rabbimizden hata ve günahlarımızı affetmesini diliyoruz.
Peki, biz Cenab-ı Rabbül Âlemin‘den istediğimiz şeyi çevremize ne kadar verebiliyoruz, verebiliyor muyuz?
Dünyanın neresinde olursa olsun devlet gücünü ellerine geçirenler suçlayacak birilerini öne çıkartmak zorundadırlar.
Bunu böyle yapmaları kendi yönetimlerine muhalif olması muhtemel olanların önlerini kesmek içindir.
Çünkü henüz yolun başında, kurulacak yeni sistem oluşturulmak istenirken muhalefet sıkıntı vericidir.
Başkasından görüp kınadığımız özellikleri incelediğimizde görürüz ki bunlar aslında kendimizdeki sevmediğimiz özelliklerdir.
Eksik ve hatalarımızı bilmemize rağmen, bunların üzerine gidemeyişimize egomuz engeldir.
Bu yüzden temelde kendimize olan kızgınlığımızı dışarı yansıtıyor ve konunun üzerini örtmeyi tercih ediyoruz.
An gelir her şey susar sessizlik konuşur demişim bir ara.
Evet, sessizlik konuştuğunda keşke duyabilseydi insan.
Çünkü sessizlik konuşmaya başladığında söyledikleri genellikle dinleyenin kendisine dönük şeyler olur.
Bir ailenin bireylerini birbirine bağlayan birinci faktör sevgi değildir.
Onları birbirlerine bağlayan asıl şey birbirlerine olan saygıları, muhabbetleri ve birlikte oldukları zaman aldıkları haz ve mutluluktur.
Son tahlilde bu hasletler zaten sevginin ortaya çıkmasına, gelişip serpilmesine yardımcı olan hasletlerdir.
Kendi fikirlerinin doğruluğunu kanıtlamak amacıyla karşıt fikirleri küçümseyip değersizleştirmeye kalkışmak insanların genellikle sizin fikirlerinize şüpheyle bakmalarına sebep olur.
Bu yüzden kişinin fikirlerine taraftar kazandırmasının en emniyetli ve etkin yolu, o fikirleri önce kendisinin içselleştirip kendi hayatına uygulamasından ve bunu dışarıya göstermesinden geçer.
Anlatıp ikna etmeye çalışmak sonraki iştir.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!