Öğretmek, zaten bildiğin bir şeyi bir başkasına göstermek ve talim ettirmek demektir. Önemlidir elbette ama son tahlilde öğretici için bir görevdir.
Oysaki öğrenmek isteğe bağlı bir edimdir ve bu sebepten öğretmekten daha önemlidir ve bir erdemdir. Çünkü hangi şartlarda ve hangi durumda olursa olsun öğrenci olmayı kabul etmek tevazuyu gerektirir.
İstemezsen öğrenemezsin.
Tartışma adabına riayet etmek tartıştığın kişiden bir şeyler öğrenmeyi istemen anlamı taşır.
Başka bir tabirle eksiğin varsa tamamlamayı, yanlışın varsa düzeltmeyi kabullenmiş olman demektir.
Niyet tartışmak ismi altında münakaşa etmekse durum çok farklı gelişiyor. Tartıştığı kimseye karşı haşin ve saygısız oluyor insan.
Dünyanın neresinde olursa olsun devlet gücünü ellerine geçirenler suçlayacak birilerini öne çıkartmak zorundadırlar.
Bunu böyle yapmaları kendi yönetimlerine muhalif olması muhtemel olanların önlerini kesmek ve kurulacak yeni düzene meşruiyet kazandırmak istemeleri yüzündendir.
Tarihi kazananlar yazıyor.
Ağızdan çıkan kelimeler hiç kimsenin yorumuna ihtiyaç duymayacak bir biçimde gerçek anlamlarına vurgu yaparak açık, seçik, net ve basit bir şekilde ifade edilmezse eğer, her kulakta farklı yankılanır.
Ve sonrasında farklı farklı anlatılır.
Bu sebeple insanın ağzından çıkacak sözleri çok iyi seçmesi öncelikle kendi faydasınadır.
Huzur kişinin mutlu olmasında önemli bir faktördür. Huzurlu insan kendisini mutlu ettiği gibi çevresine de huzur ve mutluluk verir.
Huzurun tam tersi olan huzursuzluk temelde bir gerginlik halidir, insanı saldırganlığa yöneltir. Saldırganlık demek aşırılık demektir ve hayattan ne beklediğini bilemeyen, hedefi olmayan insanlara özgü bir durumdur.
Aşırılıklar aynı zamanda hem kişisel, hem de toplumsal uyumun bozulmasına sebep olduğu için bir tür arızadır da ve ne yazık ki maneviyat eksikliğinin tezahürüdür.
Bir toplumda çeşitlilik ve farklılıkların olması o toplumu zenginleştirir. Tektipçi bir anlayışı öne çıkartmak ise o topluma yapılacak en büyük zulüm ve kötülük olur.
Allah c c. Kur'an'da (49/13) "Ey insanlar şüphe yok ki biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık. Ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabileleri ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O'na karşı gelmekten en çok sakınanızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir." diye buyuruyor.
İşte tam da bu sebepten farklılıklar ayrışma sebebi olmamalıdır. Onları iyide, doğruda, güzellikte birleştirmeli, önlerine yeni ufuklar açmalıdır.
Niyazi Mısri diyor ki "Cenab-ı Rabbül Âlemin isteyene vermez, istediğine verir."
Doğru söze ne denir? Ama bu demek değildir ki istemeyelim. Elbette isteyelim, cömertliği sınırsız olan Rabbimizden istiyoruz başka isteyecek kapımız mı var?
O'ndan isteyelim evet, başka hiç kimseden değil. Vermiyorsa da "bizim için hayırlısı odur," deyip rıza gösterelim.
Evler, evlerimiz yuva olmaktan çıktığından beri toplanma mekânları olarak değil, dağılma mekânları haline döndü ve ne yazık ki ip koptu, darma duman olduk.
O evleri, evlerimizi yeniden yuva haline dönüştürebilir miyiz, bilemem, ama Allah Azze ve Celle dilerse olur tabi.
Lâkin biz ister miyiz? Sanmıyorum, çünkü özgürlüğümüzü (!) kaybederiz sonra. Böyle iyi, değil mi?
İnsan, bu dünyanın faniliği karşısında kendisini çaresiz olarak görüyor.
Çünkü biliyor ki ölüm dünyaya gelmiş olan her canlının başında ve bu gerçekle yüzleşmek gerekiyor.
Hani denir ya "yalan dünya" diye, işte tam da bu yalanın içinde gerçeği görmek demek kişiye ruh dinginliği kazandırır.
Bu dünyada taraftar olmak en kolay şey...
Hâlbuki taraf olmak, tavır almak gerekir. Çünkü taraftarlık pasifist, taraf olmak ise aktivist bir durumdur.
İnsan hayatı taraftar olmakla değil ama taraf olmakla bir değere sahip olur.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!