Satranç oynayanlar bilirler ki bu oyun düz bir mantıkla oynanamaz. Oynansa da başarılı olunamaz. Satrançta her hamle, sayısı belli olmayan milyonlarca ihtimali içinde saklar. Bu ihtimallerden en iyisini bulup çıkartmak oyunu oynayanın ustalığı ölçüsündedir.
Uluslararası ilişkiler de aslında tıpkı bir satranç oyunu gibidir. Çok yönlüdür ama satrançtan farklı olarak çok oyunculudur ve her hangi bir kurala da tabi değildir.
Öte yandan satrançta olduğu gibi uluslararası oyun tahtasında da her oyuncu karşı taraftakilerin hamlelerini iyi takip eder, yerinde ve zamanında kendi ustalığı ölçüsünde düzgün hamlelerle kendisine avantaj sağlayarak rakiplerinin avantajlarını ortadan kaldırma beceri ve başarısı göstermek için çaba sarf eder.
hava soğuk hava sisli
akşamdan kalmış gibi gün
çiğ düşmüş yaprakların üstüne
oysa toprak hayat kokuyor
salkım saçak begonvil yıldız yıldız papatya
bu bendeki karamsarlık da niye
Öteden beri İsviçre bankalarının gizli hesaplarından söz edilip durulur. Dünyanın pek çok ülkesinden bazı insanların gayri meşru işlerden elde etmiş oldukları gelirleri, servetleri bu bankalardaki gizli hesaplarda tuttukları söylenir.
Bu gibi bankalar sadece İsviçre'de yok tabi ki. Başka bazı ülkelerin bankaları da bu gizli hesaplara sahipler. Gelirlerinin önemli bir bölümünü bu gizli hesaplardan sağlıyorlar. Verilen hizmetin karşılığı... Alan da memnun, satan da...
“Bizim ülkemizden kimlerin bu bankalarda gizli hesapları vardır acaba?” Gibi bir soru sormanın âlemi yok. Kimin varsa var. Bu gizli hesaplar adından da belli, gizli... Niçin gizli oldukları da sır değil.
önce hayalleri ölür insanın
sonra sevinçleri
ve gece olur
sabah olmaz
taşır bin bir acıyı bu yorgun yüreğim
acılardan daha büyük şeyleri taşır
günleri sıraya sokup ilmek ilmek örerken
sanki bir dünyayı taşır gibi bir inancı taşır
saatler gece yarısı sessizliğinde ilerler
aşkı pervaneden öğren
ey serçe kuşu
yandı pişti mahvoldu
boynun eğdi ve sustu
bir şey demedi
Terk edenler asla kazanamaz. Kazananlar ise asla terk etmemiş olanlardan çıkmıştır. Bir şartla ki hedef mutlaka önceden belirlenmiş olmalıdır.
Gerekli olan planlamalar yerli yerince yapılmalı, hiçbir şey eksik bırakılmamalı ve hedefe tam anlamıyla odaklanılmalıdır. Çünkü bir hedefe odaklananlar karşılarına çıkabilecek olumsuzluklar ve sorunlar karşısında hemen duraksamaz ve kolay şaşırmazlar.
Zaten ortaya çıkabilecek olumsuzluklara karşı hazırlıklıdırlar ve hiç yüksünmeden, zorluklar karşısında yılmadan, boyun da eğmeden uğrayabilecekleri düş kırıklıklarına rağmen hiçbir şeye fazlaca kafayı takmadan yollarına devam ederler.
HASAN EL BENNA: MISIRLI SİYASİ VE DİNİ LİDER. MISIR’DA 1928’DEN BU YANA SİYASİ MÜCADELE VEREN MÜSLÜMAN KARDEŞLER (İHVANİ MÜSLİMİN) ADLI TEŞKİLATIN KURUCUSU.
Hasan El Benna 12 Ekim 1906’da İskenderiye’de dünyaya geldi. Eğitiminden sonra 1927'de Arapça öğretmeni olarak Süveyş Kanalı yakınlarında bulunan İsmailiye'de bir ilkokula atandı.
İngilizlerin ülkedeki ekonomik ve askeri varlığı açısından büyük önem taşıyan bu kentte, Müslümanları derinden sarsan olaylara şahit oldu. Mart 1928'de bir İngiliz kampında çalışan altı kişiyle birlikte İslam’ın ilkelerine geri dönüşü amaçlayan Müslüman Kardeşler'i kurdu. 1930'larda kendi isteğiyle Kahire'deki bir okula tayin edildi.
Osmanlı İmparatorluğu’nun temelindeki maneviyat harcının atası Şeyh Edebali 1206 yılında Konya Karaman’da dünyaya geldi. İlk eğitimini burada aldıktan sonra Şam’a giderek Tefsir, hadis, tasavvuf ve özellikle de İslam Hukuku’nda uzmanlaştı. Dönemim büyük Âlim ve mutasavvıflarından Mevlana Celâleddin Rumi ve Hacı Bektaş Veli’nin sohbetlerinde bulunup bunlardan feyz aldı.
Döneminin büyük âlim ve mutasavvıflarından birisi olan Şeyh Edebali, hayatını Eskişehir yakınlarında “İtburnu” adıyla bilinen köyde kurmuş olduğu zaviyede talebeler yetiştirip, halkı aydınlatmaya vakfetti. Yeseviliğin Anadolu’daki temsilcilerinden birisiydi. Anadolu esnaf ve zanaatkârlarının birliği olarak bilinen Ahilik Teşkilatı’nın şeyhiydi. Onun vefatından sonra bu şeyhliğin kime geçtiği bilinmemektedir. Ancak Daha sonraları Ahilik Şeyhliği’nin l. Murat Han’a intikal ettiği bilinmektedir.
Şeyh Edebali İslam Hukuku’nda uzman olması münasebetiyle Osman Bey’in ve ondan sonra beylik görevini üstlenmiş olan Orhan Bey’e hukuki konularla ilgili olarak bir tür danışmanlık görevi üstlenmiş, yeni kurulmuş olan devlete bu yönde destek olup yön vermiştir.
Ahmed Sihrindi, daha çok bilinen adıyla İmam-ı Rabbani ya da İmam-ı Rabbani el- Faruki el Serhendi… İslam âlimi ve müceddidi… Tasavvuf önderi…
1564 yılında o zamanlar Babür İmparatorluğu’nun egemenliği altında bulunan Hindistan’ın Serhend şehrinde doğan İmam-ı Rabbani İslam’ın 4 büyük halifesinden ikincisi olan Hz. Ömer bin Hattab’ın soyundan gelmektedir. Nakşibendî tarikatının Müceddidiyye koluna mensup olmakla birlikte Kadiriyye, Çeştiyye tarikatlarınca da saygın bir yere sahiptir.
Ariflerin ışığı, velilerin önderi, İslam’ın bekçisi ve Müslümanların baş tacı İmam-ı Rabbani Hazretleri, İslam âlemi tarafından ikinci bin yılın müceddidi (müceddidi-i elf-i sâni) ve müçtehidi olarak kabul görmüştür.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!