Prof. Dr Necmettin Erbakan’ın Gazeteci Behiç kılıç’a vermiş olduğu bir röportajda anlattığına göre Lozan’ın hemen sonrasında işletilen bir Hayim Nahum doktrini vardır. ‘Nahum son noktanın konulduğu aşamada, Lozan’da İsmet İnönü’nün müzakerecileri içerisindedir.
Lozan görüşmelerinde Türk tarafının talepleri, Batı emperyalizminin “Büyük oyun’unu” bozacak unsurlar taşıyor. Avrupa tarafı kesinlikle bu anlaşmaları onaylamak istemiyor. Savaşın dayatılması konuşuluyor. Türk tarafı taviz vermiyor, Görüşmeler tıkanıyor. Bu tıkanıklığın önünü açmak için Hayim Nahum devreye giriyor. İngilizlerle temas kurup kapalı kapılar arkasında onlara şu mesajı veriyor.
“Uzatmayın, gördüğünüz gibi topla tüfekle istediğiniz sonucu alamıyorsunuz. Zamana ve siyasete bırakın. O zaman sonuç alınacağını göreceksiniz. Bırakın Türkiye şimdilik kendi belirlediği yolda ilerlesin. Yapılacak olan kilidi ‘içeriden’ açmaktır. Zamanı geldiğinde ve Türkiye’nin içini boşalttığınızda, amacınıza ulaştığınızı göreceksiniz. Bunun için sabır ve doğru yapılmış bir plan yeterlidir.” Lozan’dan bu yana Türkiye üzerinde oynanan oyun işte bu Hayim Nahum doktrini üzerinden sürdürülüyor.
Ebû Hüreyre radıyallâhu anh, Allah Resulü’nden gece gündüz hiç ayrılmadı. Olağanüstü bir zekâya ve hafızaya sahipti. Gecenin üçte birinde uyur, üçte birinde ibadet eder, kalan üçte birinde de hafızasındaki hadisleri unutmamak için tekrar ederdi.
Aynı zamanda bir ilim adamı, bir fakih, bir hadis hafızıdır. Bir gün mescitte: “Allah’ım, bana hiç unutmayacağım bir ilim nasip eyle!” diye dua ederken Allah Resulü duymuş ve mescidi ihtizaza getirecek şekilde: “Allah’ım, âmin!” demişti.
Akşemseddin, veli şeyh Şehabeddin Sühreverdî'nin torunlarından olan şeyh Hamza'nın oğlu olarak, 1389 yılında Şam'da doğdu. Soyu, baba tarafından 15. batında Hz. Ebu Bekir'e dayanmaktadır. İlk tahsilini babasından alan Akşemseddin, 7 yaşında hafız olup, ailesiyle birlikte Amasya'nın Kavak bucağına yerleşti. Babasının vefatından sonra Amasya ve Osmancık medreselerinde eğitimini tamamlayan Akşemseddin, müderrislik payesi aldı ve Osmancık Medresesine müderris oldu.
Akşemseddin ayrıca, tıbba ve eczacılığa merak sararak tıp ilmini de öğrendi. Daha önceden Abdülkâdir Geylânı, İmam-ı Gazali ve Muhammed Celaleddin-i Rumi vb. örneklerinde görüldüğü gibi, ilim tahsili ile tatmin olmayan Akşemseddin, irfan tahsili için müderrisliği ve medreseyi terk etti. Tasavvufa olan ilgisinden dolayı, önce İran’ı dolaştı ama umduğunu bulamadığı için tekrar Anadolu'ya dönmek zorunda kaldı.
Yolu üzerinde bir tasavvuf ehlinin “Kazandığın şu zahiri ilmini mana ilmiyle, bilgini aşk ile akıl vergisini kalp ve gönül vergisiyle tamamlaman gerek. Bu da yalnız olmaz. Sana bir mürşit lazım. Kalk Ankara'ya git. Orada Hacı Bayram Veli'ye müracaat et. O seni tamamlasın, bütünleşin. Sen bu dünyaya lazım bir insansın,” tavsiyesi üzerine Ankara'ya geldi.
1138 yılında Bugünkü Irak topraklarında bulunan Tikrit şehrinde dünyaya gelen Selahaddin Eyyübi’nin milliyeti değişik kaynaklarda farklı milliyetlerden olarak görülüyorsa da tarihçi İbn Haldun'un ‘Mukaddime’ adlı eserinde belirttiğine göre ataları Yemen'in Himyeri vilayeti eşrafından Hezbâniyye Kürtlerinin Ravvadi aşretine mensuptur.
Mısır ve Suriye’de hüküm sürmüş Eyyübi hanedanının kurucusu olan Selahaddin Eyyübi’nin babası Necmeddin Eyyub Selçuklu emiri İmadeddin Zengi’nin hizmetinde görevli bir üst memurdu. Babasının üst düzey yönetici olması sebebiyle Selahaddin iyi bir eğitim almış olmasına rağmen ayrıcalıklı bir çocukluk geçirmedi. Askeri eğitimden ziyade dini derslere meraklıydı.
Sanatla ve ilimle uğraşmayı severdi. Selahaddin'in biyografisini yazan al-Wahrani onun Öklid Geometrisi, Astronomi, Matematik ve Aritmetik, Mantık, felsefe, sosyoloji, fıkıh (İslam hukuku) ve tarih konularında uzman olduğun belirtir. Şam'daki Dar'ul-Hadis'den (Hadis Üniversitesi) mezun oldu.
ALLAH’IM ÜMMETİN SUSKUNLUĞUNU SANA ŞİKÂYET EDİYORUM.
Seyyid Kutub… Çağdaş İslami hareketlerin üzerinde büyük etkisi olan Mısırlı İslam âlimi ve eylem adamı, müfessir… Modern dönemde Müslüman coğrafyasında İslami uyanışın en önemli düşünürlerinden birisidir. Onu diğer Müslüman düşünürlerinden ayıran en önemli yanıysa bir düşünür olduğu kadar bir eylem adamı da olmasıdır.
Laik modern siyasi yapıların dünyayı kuşattığı bir dönemde Müslümanların sorunları ve temel İslami meseleler hakkında İslami bir bakış açısı ve metodu geliştirmeye çalışmıştır. Onun düşünce yapısı iddia edildiği gibi modern döneme has bir tepki ifadesi olmayıp aynı zamanda İslami birikimin bir yansıması olarak da anlaşılmalıdır.
Seyyid Kutub düşünceleri ve mücadelesiyle yalnız yaşadığı Mısır'ı değil, bütün İslam coğrafyasını etkileyen ender kişilerden biri olmuştur. Bugün bile fikirleri bakımından İslam dünyası içinde büyük bir yere sahiptir.
“Hemen yiyip bitirme,” dedi çocuk, bahçe duvarının
üzerinde birlikte oturduğu arkadaşına. “Tadını çıkart biraz.”
Bahçedeki kümesten iki yumurta aşırıp bunları bakkala götürmüşler bakkal da bu yumurtalara karşılık onlara 8 tane finger bisküvi ile 4 tane lokum vermişti.
Her bir lokumu iki bisküvi arasına koyup ezerek bir tür sandviç yapmış yiyorlardı.
bir çiçek
bir kelebek
bir kalem
bir gömlek
bir lokma da ekmek
başka şey neme gerek
Ak Parti'den başka Dünya tarihinde parlamenter sistemle yönetilen her hangi bir ülkede iktidarda olmasına rağmen sürekli oylarını arttıran bir başka parti var mıdır acaba?
Ben bilmiyorum.
Diktatörlüklerle, tek partili sistemlerle, dalavereler çevirerek, yolsuzluk yapılarak iktidarda kalmaktan söz etmiyorum.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "Bugünkü sınırlarımızı gönüllü kabul etmiş değiliz." sözü öylesine söylenmiş bir söz değildir.
Bu sözün asıl anlamı "Evet bizim hiç kimsenin toprağında gözümüz yok ama eğer komşularımızdan bazılarının toprak bütünlüğü ortadan kalkar ve bu topraklardaki insanlar kendilerine bir başka devlet ararlarsa ve bu arayışta bizi tercih ederlerse buna da 'hayır' demeyiz," demektir.
Görünen o ki hem Irak hem de Suriye toprak bütünlüğünü koruyamayacak, önünde sonunda bir kaç parçaya bölünecektir.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!