Felsefe, matematik, astronomi, fizik, kimya, tıp ve müzik gibi bilgi ve becerinin çeşitli alanlarında seçkinleşmiş olan, İbn-i Sinâ (980-1037), matematik alanında matematiksel terimlerin tanımları; astronomi alanında ise duyarlı gözlemlerin yapılması konularıyla ilgilenmiştir.
Astroloji ve simyaya itibar etmemiş, Dönüşüm Kuramı'nın doğru olup olmadığını yapmış olduğu deneylerle araştırmış ve doğru olmadığı sonucuna ulaşmıştır. İbn-i Sina'ya göre, her element sadece kendisine özgü niteliklere sahiptir ve dolayısıyla daha değersiz metallerden altın ve gümüş gibi daha değerli metallerin elde edilmesi mümkün değildir.
İbn-i Sina, mekanikle de ilgilenmiş ve bazı yönlerden Aristoteles'in hareket anlayışını eleştirmiştir. Aristoteles, cismi hareket ettiren kuvvet ile cisim arasındaki temas ortadan kalktığında, cismin hareketini sürdürmesini sağlayan etmenin ortam, yani hava olduğunu söylüyor ve havaya, biri cisme direnme ve diğeri cismi taşıma olmak üzere birbiriyle bağdaşmayacak iki görev yüklüyordu.
Kesin olmamakla beraber 1200 ila 1300’lü yıllar arasında İçanadolu Bölgesi’nde Aksaray İli civarında yaşamış olan Taptuk Emre, Hacı Bektaş Veli ve Mevlâna ile aynı çağda yaşamış bir Allah dostu, Anadolu erenidir.
Aslen Horasanlı olup Cengiz Han’ın istilası sırasında Anadolu’ya gelip yerleşmiş irşad görevini burada sürdürmüştür. Horasan İran'ın doğusunda ve kuzeydoğusunda yer alan bölgeye verilen isimdir. Farsça bir kelime olan Horasan "Güneşin yükseldiği yer" anlamına gelmektedir.
Taptuk Emre ile ilgili olarak çok fazla bilgi bulunmamakla beraber Hacı Bektaş Veli’nin müridi ve halifesi, daha çok da Yunus Emre’nin hocası olarak bilinmektedir. Yunus Emre kadar ünlü olmasa da pek çok talebe yetiştirmiştir.
Asıl adı Hamid Hamidüddin'dir. Halk arasında Somuncu Baba olarak da bilinen Şeyh Hamid-i Veli Hazretleri, Osmanlı Padişahı Yıldırım Bayezid Han zamanında yaşamıştır.
Miladi 1331 tarihinde Kayseri'nin Akçakaya köyünde doğmuştur. Anadolu'yu manevi fetih için gelen Horasan erenlerinden Şemseddin Musa Kayseri'nin oğludur. Soyu Peygamber Efendimiz (s.a.s)'e ulaşır, 24. kuşaktan torunudur, Seyyiddir. Şeyh Hamid-i Veli Hazretleri ilk tahsilini babası Şemseddin Musa Kayseri'den almıştır. Bilge bir kişiliği olan Şeyh Hamid-i Veli Hazretleri, ilim alanındaki çalışmalarını Şam, Tebriz ve Erdebil'de sürdürmüştür.
Dini ve dünyevi ilimlerle ilgili icazet alarak, irşat vazifesi için Anadolu'ya dönmüş Bursa'ya yerleşmiştir. Bursa'da çilehanesinin yanında yaptırdığı ekmek fırınında somun pişirip çarşı pazar dolaşarak "Somunlar, Müminler…" nidasıyla insanlara ekmek dağıtmıştır. Bu sebeple Şeyh Hamid-i Veli Hazretleri, Ekmekçi Hoca olarak da tanınmıştır.
Muaz bin Cebel Sahhabi… Medine’nin Hazrec kabilesindendir. Bu yanından dolayı ensardan olarak bilinir. Efendimiz aleyhisselâmın vahiy kâtipleri arasındadır. MS 605 de Medine’de doğdu ve 640 yılında Ramle’de vefat etti. Vahiy kâtibi olması sebebiyle Rasulullah’ın hep en yakınında olmuştur. Bu ayrıcalık onun İslam Fıkhı konusunda da bir otorite yapmıştır.
18 yaşındayken ikinci Akabe Biati’nde Müslüman olmuştur. Hicret zamanında evini Abdullah bin Mesut ve Cafer-i Tayyar ile paylaşmıştır. Bedir, Uhud, Hendek, Beni Kureyzâ muharebelerine ve Hayber fethine katılmıştır.
Mekke’nin fethine katıldı. Daha sonra yapılan Huneyn Muharebesi sırasında efendimiz aleyhisselâm tarafından Mekke'ye vekil yönetici olarak atandı. Bu yöneticiliği sırasında efendimiz aleyhisselâmın tavsiyesiyle halka Kur’an’ı öğretip dinin esaslarını anlattı. Bu görevinin tamamlayıp tekrar Medine’ye dönerek Kur’an ve din bilgilerini öğretmeye burada da devam etti.
1480 – 1553 (ölüm tarihi kesin değildir) yılları arasında yaşamış Sultan II. Bayezıd döneminde Enderun’da matematik eğitimi görüp daha sonra aynı yerde öğrenci yetiştirmiş bir eğitimcidir. Aynı zamanda minyatür sanatçısı, hattat ve usta bir silahşordur. Dedesinin devşirme olduğuna dair kesinleşmemiş ipuçları vardır. Hayatı üstüne bilgiyse yok denecek kadar azdır.
Sopalarla oynanan ve bir tür savaş oyunu olan ‘matrak’ isimli sporda ustalığından dolayı ‘matrakçı’ lakabıyla anılmıştır. Değişik silahları kullanmaktaki ustalığıyla da bilinen Matrakçı Nasuh türlü silah ve mızrak oyunlarındaki ustalığı nedeniyle Osmanlı ülkesinde ‘üstad’ ve ‘reis’ olarak tanınması için 1530′da Kanuni Sultan Süleyman Han tarafından kendisine verilmiş bir beratı da vardır.
Kullandığı bu silahların nasıl kullanılacağına ve dövüş yöntemlerine dair bilgileri içeren ‘Tuhfetü’l-Guzât’ (Gazilere Armağan) isimli bir kılavuz kitap da yazmıştır.
Tarih, nerede ne olmuş, kimlerle kimler savaşmış, kim kazanmış kim kaybetmiş, kimler kimlerle barışmış sonra yeniden niçin savaşmış. Kim kimin toprağını işgal etmiş kim kime ne vermiş, kimden ne almış, ihtilaflar, ittifaklar kimler arasında olmuş neler olmuş neler bitmiş vs. vs. vs. değildir elbette.
Tarih, olaylardan çok o olayların içindeki insanı yazar. İnsan üzerinden de sonuca gider. Tabi başrolde insan olunca o insandan hem kahraman hem anti kahraman çıkıyor.
Kindî ya da tam adıyla Ebu Yusuf Yakub bin İshak el-Sebbah el-Kindî Bugün Irak sınırları içerisinde bulunan Kûfe’de doğdu. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemesine rağmen dokuzuncu yüzyılın başında doğduğu tahmin edilmektedir.
Arabistan’ın köklü kabilelerinden biri olan Kahtân soyundandır. Kindî’nin ataları İslam öncesi dönemde Kinde bölgesinin yönetimini uzun süre ellerinde bulundurmuşlardır.
Ebû’l İz İsmail İbni Rezzaz El Cezerî; kısaca El Cezerî… Sibernetik* alanında ilk sözleri söylemiş, bu alanın kurucusu olarak kabul edilen Müslüman bilim adamı… İlk robotu yapıp çalıştırdığı kabul edilen el Cezerî aynı zamanda Leonardo da Vinci’ye de ilham kaynağı olmuş bir bilim adamı bir mühendistir.
Bilindiği gibi sibernetik; haberleşme, kontrol, denge kurma ve ayarlama ilmidir. Bu ilim gerek insanlarda, gerekse makinelerde karşılıklı bilgi alışverişi, kontrol ve denge durumunu incelemekte ve bu sistemi geliştirmeye çalışmaktadır. Bu ilmin gelişmesiyle bugün elektronik beyinler ve otomasyon denilen sistemler ortaya çıkmıştır.
Yazdığı “Mekanik Hareketlerden Mühendislikte Faydalanmayı İçeren Kitap" anlamına gelen (El Câmi-u’l Beyn’el İlmî ve El-Amelî’en Nâfi fî Sınâ'ati'l Hiyel,) isimli kitapta 50’den fazla cihazın kullanım esaslarını, yararlanma imkânlarını, çizimlerle göstermiş olan el Cezerî aslında zanaatkârlık geleneğinin bir parçasıdır. Bu sebeple mucitten daha çok, cihazların teknolojisine değil de işçiliğine ilgi duyan, buluşlarını karmaşık teorik hesaplamalar yerine deneme yanılma yöntemiyle ortaya çıkaran pratik bir mühendis ve bir mekanikerdir.
Batılı bilim adamlarınca ‘15. yüz yılın astronomu’ unvanıyla tanınan Türk matematikçi ve astronomi bilgini Uluğ Bey, aynı zamanda Timur İmparatorluğu’nun 4. sultanıdır. Asıl ismi Mirza Muhammed Ṭaragay bin Şâh Ruḫ olan ama dedesi Timur tarafından sevilmesi sebebiyle Timurlulardaki ‘emîr-i kebîr’in’ Türkçe karşılığı ‘Uluğ Bey’ unvanıyla bilinir.
Babası, Timur'un küçük oğlu Şâhruh, annesi Gevher Şâd'dır. 1394 yılında Azerbaycan’ın Sultaniye kentinde dünyaya geldi. Timur’un sarayında dinî ilimlerin yanı sıra mantık, matematik ve hey'et (astronomi) eğitimi aldı. 1404’te henüz on yaşındayken Timur tarafından Muhammed Sultan’ın kızı Öge Begüm ile evlendirildi.
Timur’un Çin üzerine gerçekleştireceği sefere katıldı. Ancak Timur’un 18 Şubat 1405 tarihinde Otrar’da ölmesi üzerine onun naaşıyla birlikte Semerkand’a geri dönmek üzere harekete geçti.
Şehirlerde meyve vermeyen ağaçlar çoğalmışsa, o memleketin insanları sefahate düşmüşler demektir. İBN-İ HALDUN
İbn-i Haldun büyük İslâm tarihçisi... Kırâat ve fıkıh âlimi... Devlet Adamı, Sosyoloji Biliminin kurucusu... İsmi, Abdurrahmân bin Muhammed Hadramî, künyesi Ebû Zeyd, lakabı Veliyyüddîn'dir. Aslen Yemen'in Hadramut şehrinden olduğu için Hadramî, ailesi Tunus'a hicret etmeden önce Endülüs'ün İşbiliyye şehrinde oturduklarından İşbili isimleriyle de anıldı. 1332 (H. 732) senesinde Tunus'ta doğdu. 1406 (H. 808) senesinde Kahire'de vefat etti.
Modern historiyografinin, sosyolojinin ve iktisat biliminin öncülerinden kabul edilen yüzyıl düşünürü, devlet adamı ve tarihçisi olan İbn-i Haldun köklü bir aileden geldiği için iyi bir eğitim aldı. Tunus ve Fas'ta devlet görevlerinde bulunduktan sonra Gırnata ve Mısır'da çalıştı. Kuzey Afrika'nın o dönem istikrarsız ve entrikalarla dolu siyasal yaşamı 2 yıl hapiste yatmasına neden oldu.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!