Kaybettiğin zaman yanında hiç kimse olmayacaktır. Bu sebepten sadece kendine güven; yeteneğine, bilgi ve tecrübene.
Zorluklar karşısında ne olursa olsun yılma, sabret ve asla cesaretini yitirme.
Allah’tan (Azze ve Celle) başka hiç kimsenin önünde eğilme ve O’ndan başka hiç kimseden hiçbir şey bekleme.
Başarmak için inanmak olmazsa olmazdır. İnanmak da yetmez. İnandıktan sonra hazırlanmak gerekir.
Neyin yapılacağı, nasıl yapılacağı düşünülmeden atılan adım fayda sağlamaz ve o işten hayır da gelmez.
Bir başka önemli konu ise ne olursa olsun, nasıl bir zorlukla karşılaşılırsa karşılaşılsın asla yılgınlık göstermemek lâzım.
Mutlu olmak da, mutsuz olmak da insanın kendi elindedir. Hayata nereden bakarsan oradan görürsün. Kim bilir, belki de bakmakla ilgili bir şeydir mutluluk.
İnsanın hayatına hâkim olabilmesinin yolu çevresel faktörlerden mümkün oldukça etkilenmemekten geçiyor. Bu da mutluluk kavramının kişiye yansımasında belirleyici bir rol üstleniyor.
Hayatının akışını başkalarının ellerine bıraktığı ölçüde de mutsuzluk kapısını çalıyor.
İnsanoğlu uzun bir yürüyüş içindedir ve çeşitli menzilleri geçerek çok önceden belirlenmiş olan bir hedefe doğru durmaksızın ilerliyor.
Hedefi nedir? Nereye doğru gitmektedir? Varacağı hedef ne kadar gerçektir? Kazancı ne olacaktır?
Buna karşılık kaybedeceği nedir? Kayıplarını kazançlarından çıkardığında elinde kalanlar o son noktada kendisine nasıl bir fayda sağlayacaktır, sağlayacak mıdır?
İnsanoğlu tatmin olmaktan uzak bir varlıktır. Çünkü nefs sahibidir. İster ki her istediği olsun. Hâlbuki bu mümkün değildir ve bunu da bilir.
Buna rağmen yine de hırsından vazgeçmeyi düşünmez, daha doğru bir deyişle düşünmek istemez. Çünkü bilir ki rızkı veren Allah’tır (c.c.) dilediği kuluna dilediği kadarını verir.
Hayattan her istediğini elde edemezsin. Elde ettiklerin de son tahlilde zaten senin değildir ve sadece bir zaman için senin tasarrufuna emanet edilmiş şeylerdir.
Balık mevsimi açılıp balık tezgâhlarına hamsi düşmeye başladı mı gözlerimin önüne gelip yerleşen ilk resim kuzinesinin (kendisi öyle derdi; “kuzinem”) başında hamsi kızartan rahmetli annemin hayali olur.
Annemin hamsi kızartmada kullandığı ve bu iş için zaman zaman mahalleye bakır kapları kalaylamak için gelen gezgin kalaycı esmer vatandaşa özel olarak sipariş verip yaptırdığı bir tel ızgarası vardı. Uzun, ince...
Hiç üşenmez oturur başına kuzinesinin, odun ateşinin közünde bir seferde bir kişilik pişirilebilen o ızgarayla koca bir horantayı (koca koca adamları, hanımları) hamsiye doyururdu.
İslam âleminin bir halifeye ihtiyacı yok. Çünkü halifelik makamı dini bir makam olmaktan çok siyasi bir makamdır.
Bu sebepten boş hayallerin peşinden gitmenin bir alemi yok, bir faydası da yok. Çekin bu hayallerin üzerine bir çizgi.
Müslümanların oluşturduğu bazı İslami birlikler var da ne oluyor? Bu birliklerin siyasi bakımdan ne gibi bir etkisi var? Hiç...
bir çığlık vızıldadı boşlukta aniden
saplandı yüreğine adamın
korktu
amansız bir soğuk vardı dışarıda
rüzgâr çakıyor
güneş yakıyordu çıplak dallardaki karları
Efendimiz Aleyhisselâtu Vesselâm buyuruyor ki "Müminin her hâli kendisi için iyidir."
Demek ki neymiş, şikâyet etmek mümine yakışmazmış.
Şükretmek elzemmiş.
Küçümsemek elde edilmiş bir başarıdan gocunmak anlamı taşır.
Gocunmayı biraz eşelediğinizde altından o başarıyı ortaya çıkartmış olana karşıtlık çıktığı görülür ki ondan daha azı hasettir.
Son tahlilde her ikisi de aynı kapıya çıkar. Düşmanlık!




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!