Berber tıraş etmekte olduğu müşterisine dükkâna doğru gelen çocuğu göstererek, “Şu gelen çocuk var ya gördüğüm en aptal çocuktur. Şimdi izle.” der.
Kapıdan giren çocuğu yanına çağırır ve “hangisi?” Diye sorar. Bir elinde madeni bir lira, diğerinde de 5 liralık bir banknot vardır. Çocuk bir lirayı alır gülerek kapıdan çıkar gider.
Berber tıraş ettiği müşterisine dönüp, “Demiştim değil mi, bu hiç değişmez, her zaman böyledir. 5 lirayı almak varken o bir lirayı aldı,” der.
"Bizim evde o zamanlar pek çok evde olduğu gibi banyoda kazan vardı. Banyo yapmak istediğimizde annem o kazanı yakıp suyu ısıtır biz de öyle banyo yapardık. İşte ben o banyodaki kazanın sobasında Nazım Hikmet’in kitaplarının ısıttığı suyla yıkandım, evdeki sobada Pablo Neruda’nın kitaplarıyla ısındım.”
Beyazıt Öztürk… Hani şu televizyon şovmeni… Kimilerinin sanatçı dediği popüler şahsiyet… Çok zaman oluyor bir programında komiklikler yapıp 12 Eylül döneminin o zor günlerini kendine özgü sözüm ona mizahi bir dille eleştirip anlatırken lafının bir yerinde yukarıdaki cümleyi sarf etti.
Gülümseyerek seyrederken, bu sözleri duyduğum anda gülümsememin yüzümde donduğunu hissettim. İçim ezildi, yüreğim burkuldu. “İnsan kendisinin ya da ailesinden her hangi birinin yapmış olduğu böylesine utanılacak bir hareketi nasıl olur da sanki çok onurlu, çok saygı duyulacak bir şey yapmış gibi böbürlenerek anlatır?” Diye geçirdim içimden.
Komşularımızla sorunsuz bir ortamı paylaşmak iyidir, tercih edilen de bu olmalıdır ama komşunun kendi içinde yaşamış olduğu sorunları çözmesinde ona yardımcı olmayı istemek kötü müdür?
Komşumuz yaşadığı sorunu çözmesi konusunda ona yardım etmemizi istemiyor olabilir bu da saygı duyulacak bir şeydir lâkin eğer evinin içindeki sorun dışarıya yansımaya ve daha da önemlisi o evin bireylerini olumsuz yönde etkilemeye başlamışsa sorunsuzluk durumu zaten ortadan kalkmış demektir.
Bu aşamadan sonra diğer komşulara sorunun çözümü konusunda söz söyleme ve müdahale etme hakkı doğar
.
gün düşer güldeki çiyin üstüne
sabah olur sessizlik son bulur
bir telaştır kopar gelir ansızın hep aynı hikâye
bir yudum su bir dilim ekmektir oysa nasibine düşen
ne çok yürek var ruhsuz
sevgisiz
inançsız
cansız
ve ne çok hayat
Büyük kızım henüz iki yaşındaydı bir sabah kalktık bir baktık ki her yer bembeyaz. Gece kar yağmış bahçede en az yarım metre kar var. Hafta sonu. Bizim buralara bu kadar çok kar her zaman yağmaz. Fırsat bu fırsat, kaptım kızı dışarı çıkartıp bahçede karlara yatıracağım. Annesi önüme geçip engelliyor. İlla ki üzerine montunu falan giydirecek.
Ben itiraz ediyorum. Çocuk soğuğu iyi bir hissetsin istiyorum "Nuh,” diyor, “Peygamber,” demiyor. "Bu kadar korumacı olmak iyi değil," diyorum, dinlemiyor. " Böyle olmaz sonra çıtkırıldım olur," diyorum. "Olsun, zaten o bir kız çocuğu," diyor. "Soğuğa da alışsın, soğuğu da tanısın." diyorum. "Daha sonra alışır," diyor işi yokuşa sürüyor.
Bakıyorum olmayacak kaptığım gibi kızı doğru dışarı. Yatırıyorum karlara bir hoşuna gidiyor bir hoşuna gidiyor. Hanım bakıyor ki kızın neşesi yerinde çaresiz sesini kesiyor. Biraz tedirgin ama gülümseyerek bizi izliyor.
731- Savaşmak istemiyorsan savaşa her an hazır olmalı ve hazır olduğunu düşmanının da bilmesini sağlamalısın.
732- Büyük kahkahalar büyük acıları, onca kalabalıklar içinde insanın yalnızlığını, kederlerini, çaresizliklerini örtmeye yarayan bir enstrümandırlar.
733- İnsanoğlunun en büyük açmazı yetinmeyi bilmeyip açgözlü davranması ve bu eksikliği nedeniyle de güzelim dünyayı yaşanamaz hale getirmesidir.
1001- Bizde bir laf vardır der ki “ İnsan insanın kurdudur. Bu söz ne yazık ki boşuna söylenmiş bir söz değil. Hâlbuki insan insanın yurdu olsa daha güzel değil mi, ya da ufku? Fakat bir türlü tatmin edemediğimiz hırsımız, evcilleştiremediğimiz ilkel yanımız, zapt edemediğimiz nefsimiz bizi bize bırakmıyor. Yazık değil mi bize?
1002- Rıza-i İlahi'ye uygun hareket etmenin yolu şükür nimetini gereği gibi kullanmaktan ve kişinin hayatının her anında şükretmeyi kendisinde alışkanlık haline getirmeyi bilmekten geçer.
1003- Aslolan tavır ve davranışlarımızı başkalarının bizi övmesi için değil, Cenab-ı Allah'ın rızası doğrultusunda düzenlememiz gerektiğidir. Yoksa uğraşımız boşuna olur ve Allah indinde bir kıymete sahip olmaz. Azze ve Celle.
101 – İmkânsız diye bir şey yoktur. İmkân denilen şeyin sınırlarını Kaderi İlahi belirler. Çünkü kaderi de yaratan imkânsız olanı olabilir hale getirebilecek güce sahiptir.
102 - İnsan son anını görmeden “kurtuldum,” dememelidir. Çünkü Cenabı Hak iyiyle ya da kötüyle kulunu her an sınar.
103 – Ve evet, dost arayana Allah (c.c.) yeter.
21 - Hani derler ya "Tebdili mekânda ferahlık vardır," diye. Bence hiç de öyle değil. Eğer, gittiği yere kendisiyle birlikte hayat tarzını da götürüyorsa insan, mekân değiştirmenin hiçbir anlamı olmadığı gibi faydası da yoktur. Bedava zaman kaybı...
22 - Hayat adildir, herkese hak ettiğini verir. Ölüm de adildir herkese eşit davranır. Ve her ikisi de sen varsın diye vardır.
23 - Sorumluk duygusundan uzaklaşmak kişisel -dolayısıyla toplumsal- yozlaşmanın fitilini ateşler. Yozlaşmak ise bozulup çürümeye sebep olur.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!