Recep Akıl Şiirleri - Şair Recep Akıl

Recep Akıl


Ömer Muhtar 1862 yılında, Libya’da Defne bölgesinin Batnan kasabasında dünyaya geldi. Mensubu olduğu Münifiye kabilesi izzet ve şerefiyle meşhur olmuş bir topluluktu. Babası Muhtar, mertliği, cesareti ve güçlülüğü ile tanınmış kahraman bir şahsiyetti. Annesin adı Aişe binti Muharib’tir. Küçük Ömer ilk eğitimini babası muhtardan aldı.

Muhtar 1878 yılında hac vazifesini eda etmek için Hicaz’a giderken Ömer ve Kardeşi Muhammed’i yakın arkadaşı Seyyid El Giryani’ye emanet etti. Muhtar’ın hac sırasında vefatı üzerine onun ve kardeşinin yetişmesini baba dostu Seyyid El Giryani uhdesine aldı. İki kardeş Cağlup’daki İslami Bilimler Akademisi’ne kaydedildiler.

Ömer Muhtar burada 8 yıllık bir dini eğitim aldı. İlmi tahsilinin yanında çeşitli sanat dallarında da kendisini yetiştirdi. Marangozluk, demircilik, ziraatçılık, duvar ustalığı gibi el becerileri el de etti. Aynı zamanda usta bir binici olarak da ün saldı. Cağlup’daki okul arkadaşları onu son derece ciddi, üzerine düşen yükümlülükleri zamanında yerine getiren, istikrarlı bir hayat sürdüren bir şahsiyet olarak anlatmaktaydılar.

Devamını Oku
Recep Akıl

15. yüzyılda yaşamış olan önemli bir astronomi ve matematik bilginidir. Babası Timur'un torunu olan Uluğ Bey'in doğancıbaşısı idi. "Kuşçu" lakabı buradan gelmektedir.

Ali Kuşçu, Semerkand'da doğmuş ve burada yetişmiştir. Burada bulunduğu sıralarda, Uluğ Bey de dâhil olmak üzere, Kadızâde-i Rumî ve Gıyâsüddin Cemşid el-Kâşi gibi dönemin önemli bilim adamlarından matematik ve astronomi dersleri almıştır.

Ali Kuşçu bir ara, öğrenimini tamamlamak amacı ile Uluğ Bey'den habersiz Kirman'a gitmiş ve orada yazdığı Hall el-Eşkâl el-Kamer adlı risalesi ile geri dönmüştür. Dönüşünde risaleyi Uluğ Bey'e armağan etmiş ve Ali Kuşçu'nun kendisinden izin almadan Kirman'a gitmesine kızan Uluğ Bey, risaleyi okuduktan sonra Ali Kuşçu’ya olan kızgınlığı gitmiş onu takdir etmiştir.

Devamını Oku
Recep Akıl

Aliya İzzetbegoviç 8 Ağustos 1925’te bugün Bosna-Hersek'in kuzeybatısında bulunan Bosanski amac kasabasında Dünya'ya geldi. İslâmî duyarlılığa sahip bir aile içinde yetişti. Saraybosna'da bir Alman lisesinde eğitim gördü. Bilime önem veren ve disiplinle çalışan bir öğrenci olarak tanındı.

Lise çağında üstün kabiliyetleriyle ve İslamî konulara ilgisiyle öne çıktı. O dönemde bazı arkadaşlarıyla birlikte dinî konuları tartışmak amacıyla ‘Müslüman Gençler Kulübü’ adını verdikleri bir kulüp kurdu.

Bu kulübü kurduğunda henüz 16 yaşındaydı, fakat oldukça etkin ve üretken bir düşünce kabiliyetine sahip olduğu için kurduğu bu kulüp bir düşünce kulübü olmaktan çıkarak toplum içinde aktif bir hareket merkezine dönüştü. Dolayısıyla birtakım eğitim ve hayır faaliyetlerine öncülük etmeye başladı. Müslüman Gençler Kulübü’nün Bosnalı Müslüman gençler arasında zamanla etkinliği giderek artınca kulüp içinde genç kızlar için de ayrı bir birim oluşturdu.

Devamını Oku
Recep Akıl

Köyünde onu herkes öldü bilmektedir. Çanakkale’den Havran’daki köyüne kadar olan145 kilometrelik mesafeyi yaya olarak 13 gönde yürür.

Köyüne ulaştığında da hemen evine gitmez. Çünkü 9 yıldır o cepheden bu cepheye koşup durmuş köyüne hiç gidememiş hatta kendisiyle ilgili bir haber de vermesi mümkün olmamıştır.

Her hangi bir haber alamayan hanımı da kendisini öldü kabul edip yeniden evlenmiş olabilir düşüncesiyle akşamdan geldiği evini sabaha kadar göz hapsine alır.

Devamını Oku
Recep Akıl

Gerçek adı Numan olan Hacı Bayram Veli, 1352 yılında Ankara yakınlarında Solfasol köyünde doğdu. Babası, tarımla geçinen Koyunluca Ahmed'dir.

Numan, bir süre babasının tarlasında çalıştı. Okumaya olan eğilimini sezen babası, onu Ankara'da Karamedrese'ye verdi. Numan orayı bitirince, bilgisini arttırmak amacıyla, Bursa'ya gitti, orada da bir süne öğrenim gördükten sonra Ankara'ya döndü.

Önceleri Halveti ve Nakşıbendi tarikatlarından esinlendi. Kısa süre içinde konuşmalarının etkisi, bilgisinin genişliğiyle ün sağladı. Ününü duyan Şeyh Hamidüddin, onu Kayseri'ye çağırdı. Numan Kayseri'ye gidip bir süre Şeyh'in yanında kaldı. Kurban Bayramı'nda geçen bu olay nedeniyle Şeyh ona "Bayram" adını verdi.

Devamını Oku
Recep Akıl

Bektaşiliğin kurucusu, şair ve büyük mutasavvıf... Horasan'ın "Nişabur" şehrinde doğdu. Babası Seyit Muhammed, annesi Hatem Hatun'dur. Büyük Mutasavvıf Ahmet Yasevi'den ders aldı. Anadolu'nun karışması üzerine, Orta Asya'daki Türk büyükleri O'nu genç yaşında politik bir görevle Anadolu’ya gönderildiler.

Hacı Bektaş Veli, Anadolu'da Elbistan, Nevşehir, Kayseri, Ürgüp, Uçhisar, Gülşehir yörelerini dolaştıktan, tarikatını yaymaya başladıktan sonra, Nevşehir ilinin, bugünkü adı Hacıbektaş olan, Suluca Karahöyük ilçesine yerleşti. Türkmenler arasında büyük rağbet gördü. Menkabevi kaynaklarına göre, Anadolu'ya dokuz yüz kişilik bir süvari birliğinin başında gelir. Anadolu Selçuklularına karşı ayaklanarak idam edilen Baba İshak ve Baba İlyas’la birlikte savaşlara katıldı.

Kahraman bir savaşçı ve akıncıdır. Anadolu'nun içinde bulunduğu karışıklığı görür. Anadolu on iki beyliğe ayrılmış, Bey'ler birbirleriyle ölüm-kalım savaşına düşmüşlerdir. İçlerinde Orhan Bey, kuvvetli ve başarılı olarak görülür. Anadolu birliğini sağlamak için onu tutmak ve desteklemek gereklidir. Hacı Bektaş Veli de öyle yapar. Orhan Gazi İle görüşür. Devamlı akınlara uğrayan ülkenin korunması için "daimi ordu" fikrini ileri sürer. Orhan Bey, bu fikri benimser.

Devamını Oku
Recep Akıl


Halid bin Velid tahminen 590 yılında dünyaya geldi. Annesi Lübabe ve babası ise Mahzum ailesinden Velid'dir. Daha ilk gençliğinde ustalık derecesinde mızrak, yay ve kılıç kullanmayı ve süvariliği öğrendi. Mensubu olduğu Mahzum kabilesi savaş sanatı ile ilgili olarak uzmanlaşmış bir Kureyş kabilesiydi.

Bedir savaşına katılmamış ama Uhut savaşında müşriklerin süvari birliği komutanlığını yapmıştı. Müslümanların Uhut Savaşı’nı kaybetmesini en önemli sebebi Halid bin Velid’dir. Başında bulunduğu Süvari birliği ile Müslümanları arkadan çevirip savaşı müşriklerin kazanmasına vesile olmuştur.

Bu savaşın kaybedilmesinde Müslüman okçuların yerlerini terk ederek ganimet için savaş alanına girmesinin de payı vardır ama asıl pay Halid bin Velid’e verilmelidir.

Devamını Oku
Recep Akıl

Prof. Dr Necmettin Erbakan’ın Gazeteci Behiç kılıç’a vermiş olduğu bir röportajda anlattığına göre Lozan’ın hemen sonrasında işletilen bir Hayim Nahum doktrini vardır. ‘Nahum son noktanın konulduğu aşamada, Lozan’da İsmet İnönü’nün müzakerecileri içerisindedir.

Lozan görüşmelerinde Türk tarafının talepleri, Batı emperyalizminin “Büyük oyun’unu” bozacak unsurlar taşıyor. Avrupa tarafı kesinlikle bu anlaşmaları onaylamak istemiyor. Savaşın dayatılması konuşuluyor. Türk tarafı taviz vermiyor, Görüşmeler tıkanıyor. Bu tıkanıklığın önünü açmak için Hayim Nahum devreye giriyor. İngilizlerle temas kurup kapalı kapılar arkasında onlara şu mesajı veriyor.

“Uzatmayın, gördüğünüz gibi topla tüfekle istediğiniz sonucu alamıyorsunuz. Zamana ve siyasete bırakın. O zaman sonuç alınacağını göreceksiniz. Bırakın Türkiye şimdilik kendi belirlediği yolda ilerlesin. Yapılacak olan kilidi ‘içeriden’ açmaktır. Zamanı geldiğinde ve Türkiye’nin içini boşalttığınızda, amacınıza ulaştığınızı göreceksiniz. Bunun için sabır ve doğru yapılmış bir plan yeterlidir.” Lozan’dan bu yana Türkiye üzerinde oynanan oyun işte bu Hayim Nahum doktrini üzerinden sürdürülüyor.

Devamını Oku
Recep Akıl



Ebû Hüreyre radıyallâhu anh, Allah Resulü’nden gece gündüz hiç ayrılmadı. Olağanüstü bir zekâya ve hafızaya sahipti. Gecenin üçte birinde uyur, üçte birinde ibadet eder, kalan üçte birinde de hafızasındaki hadisleri unutmamak için tekrar ederdi.

Aynı zamanda bir ilim adamı, bir fakih, bir hadis hafızıdır. Bir gün mescitte: “Allah’ım, bana hiç unutmayacağım bir ilim nasip eyle!” diye dua ederken Allah Resulü duymuş ve mescidi ihtizaza getirecek şekilde: “Allah’ım, âmin!” demişti.

Devamını Oku
Recep Akıl


Akşemseddin, veli şeyh Şehabeddin Sühreverdî'nin torunlarından olan şeyh Hamza'nın oğlu olarak, 1389 yılında Şam'da doğdu. Soyu, baba tarafından 15. batında Hz. Ebu Bekir'e dayanmaktadır. İlk tahsilini babasından alan Akşemseddin, 7 yaşında hafız olup, ailesiyle birlikte Amasya'nın Kavak bucağına yerleşti. Babasının vefatından sonra Amasya ve Osmancık medreselerinde eğitimini tamamlayan Akşemseddin, müderrislik payesi aldı ve Osmancık Medresesine müderris oldu.

Akşemseddin ayrıca, tıbba ve eczacılığa merak sararak tıp ilmini de öğrendi. Daha önceden Abdülkâdir Geylânı, İmam-ı Gazali ve Muhammed Celaleddin-i Rumi vb. örneklerinde görüldüğü gibi, ilim tahsili ile tatmin olmayan Akşemseddin, irfan tahsili için müderrisliği ve medreseyi terk etti. Tasavvufa olan ilgisinden dolayı, önce İran’ı dolaştı ama umduğunu bulamadığı için tekrar Anadolu'ya dönmek zorunda kaldı.

Yolu üzerinde bir tasavvuf ehlinin “Kazandığın şu zahiri ilmini mana ilmiyle, bilgini aşk ile akıl vergisini kalp ve gönül vergisiyle tamamlaman gerek. Bu da yalnız olmaz. Sana bir mürşit lazım. Kalk Ankara'ya git. Orada Hacı Bayram Veli'ye müracaat et. O seni tamamlasın, bütünleşin. Sen bu dünyaya lazım bir insansın,” tavsiyesi üzerine Ankara'ya geldi.

Devamını Oku