21 ağustos 2014 Türkiye için bir dönüm noktasının tarihidir. Olağanüstü bir gündür.
Bu tarihi günün olağanüstülüğü bugün için pek anlaşılamayabilir belki ama emin olmak gerekir ki ileride geçmişi yazacak olan tarihçiler bu önemli günü İslam’ın ilk muhteşem zaferi olan Bedr günüyle karşılaştıracaklardır.
Alpaslan'ın Diyojen'i yendiği ve Anadolu’yu Türklere açtığı o muhteşem günle ve hatta hiç abartısız olarak söylemek gerekirse ll. Sultan Mehmed’e Fatih unvanını kazandıran İstanbul'un fethiyle kıyaslayacaklardır.
Siyaset arenasında siyasetçilerin birbirlerini harcaması vakıayı adiyedendir ama sonuçları her rejimde farklı olur.
Demokratik rejimlerde harcanan siyasetçi siyasi kariyerini bırakır köşesine çekilir ya kitap yazar ya da balık tutar. Bir başka deyişle harcandığıyla kalır.
Ama otoriter rejimlerde öyle midir? Harcanan harcanmakla kalmaz hayatını da kaybetme riskiyle karşı karşıya kalır ve hatta çoğu zaman hayatını da kaybeder.
Neyi hangi amaçla kullandığımıza bağlı olarak işlev üstlendirdiğimiz her türlü araç mesajını biz nasıl istiyorsak karşı tarafa o şekilde ulaştırır.
Bu bakımdan müsebbibi olduğu şeyin tabi olarak sorumlusu da kişinin kendisi oluyor.
Ortaya koymuş olduğumuz eylemin sorumluluğundan kaçınmak bu yüzden hiç mümkün değildir.
Her hangi bir şeyi boykot etmek son tahlilde o boykot edilecek şeyi tanıtmak ve bir tür reklamını yapmak demektir.
Kaldı ki boykot mevcut soruna kesin bir çözüm de getirmez.
Hiçbir boykot ila nihaye sürdürülebilir değildir.
Asla kimseye, özellikle de sevdiklerine hiçbir şeyi dayatma.
Sen şekersiz çay seviyorsun diye muhatabın da sevmek zorunda değil. Bırak herkes kendi tercihini kendi bildiği, sevdiği, istediği şekilde yapsın.
Önerilerde bulunmak hakkına sahipsin ama o kadar. Ondan ötesi senin değil, karşındakinin kararı olmalıdır ve bu karara saygı duymalısın.
Hayatı boyunca insanın önüne pek çok olumsuzluk çıkar, pek çok sıkıntı ile karşı karşıya kalır, pek çok acı yaşar.
Eğer tüm bunlar karşısında metanetini ve umudunu kaybetmez bu olumsuzluklara bile iyi niyetle bakabilmeyi başarabilirse hayatını çok daha verimli yaşamış olur.
Hep ne denir? “Bardağın boş olan yanını değil, dolu olan yanını görmek lazımdır.”
Birisini etkin altına almak mı istiyorsun?
Öyleyse önce kendisine olan güvenini sarsmalısın.
Sonra kafasında “acabalar” oluşmasını sağlamalı ve son olarak da bu acabalarına senin yönlendirdiğin cevaplar bulmasına yardım etmelisin.
Onaylamadığı, yanlış gördüğü bir şeye karşı olması en tabi hakkıdır insanın.
Ama bir şartla ki karşı olduğu şeye niçin karşı olduğunu açık, seçik söylemesi, onun düzeltilmesine dair öneriler öne sürmesi koşuluyla.
Salt karşıt gözükmek amacıyla bir takım kelime ve mantık oyunlarına girişmek kişinin karşıt olduğunu göstermediği gibi ona hiç bir şey de kazandırmaz.
Biri bir söz etmişse bu kişinin bu sözle ilgili olarak samimiyetini test etmenin tek bir yolu vardır:
Geçmişiyle bugününü kıyaslamak.
Eğer geçmişiyle bu günü arasında düşünsel ve eylemsel bir fark yoksa samimidir.
Aklına eser düşer yollara gidersin. Ya da mecburiyetler ayırır seni birlikte yaşadığın insanlardan, yerlerden.
Ama kim bilir zaman ve mekân içinde belki de ayrılmış olduklarınla yeniden bir araya gelip kavuşma imkânı ve fırsatı bulabilirsin hasret sona erebilir.
Lâkin hayat yolu farklıdır. Burada yola çıktı mı insan, geri dönüş bir daha asla mümkün değildir.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!