İnsan önyargılarını eğer bir kenara bırakmaz ve doğru bir düşünme perspektifi elde edemezse hayatını çekilmez kılabilir.
Önyargılı olmak doğru karar vermeyi engelleyip insanın hata yapmasına sebep olur.
Doğru yargıya ulaşabilmek için doğru bir düşünme perspektifine sahip olmak gerekiyor. Aksi takdirde başkalarının size empoze ettikleriyle hareket edersiniz ki bu durum giderek sizi düşünme tembeli yapar.
Edison ampulü bulmak için yapmış olduğu araştırmalardan birinden daha başarısızlıkla çıkınca çalışma arkadaşlarından birinin;
“Artık bu işten vazgeçsek, çünkü şu ana kadar binden fazla deney yaptık ve hiçbirinden sonuç alamadık!” demesi üzerine Edison'un
“Hayır, yanlış düşünüyorsun. Evet, amacımıza ulaşamadık ama hiçbir netice elde edemediğimiz doğru değil. Çünkü aradığımız şeyin iki binden fazla farklı yapılamama şeklini öğrenmiş olduk.” diyerek ona itiraz etmesi ve deneylerine devam etmesi çok manidardır.
Türk insanının çeşitli durumlar için ne güzel sözleri vardır, asıl söylenmek istenen sözün dolaylı yollarla söylenebileceğini anlatan. "İt ürür kervan yürür," gibi meselâ... Ya da "Kedi uzanamadığı ciğere mundar dermiş," gibi meselâ...
Adama anlatırsın anlatırsın anlamaz, anlamadığını da anlamaz. Çünkü hırsı mantığını aşmıştır, akli melekeleri çalışmaz olmuştur. Bu gibilere ne yaparsan yap, hangi dilden konuşursan konuş, "Benim oğlum bina okur döner döner yine okur," örneğinde olduğu gibi ne söylesen kâr etmez.
Cahil insan cahilliğini bilirse sorun yok. Cahil olmak kaba olmayı gerektirmediği için öğrenmek istediği takdirde cahile öğretirsin, kolaydır. Ama bir de nadan vardır ki cahildir, cehaletini bilmez. Üstüne üstlük kabadır, laftan da anlamaz. Bu sebepten nadanla uğraşmak hiç kolay bir şey değildir. Çünkü nadan cehaletini irfan sanır.
Her alanda dünya çapında rekabet edebilecek %100 yerli şirketlerimizin olmasına elbette ki ihtiyaç vardır.
Çünkü ticari bağımsızlık olmadan siyasi bağımsızlık olmaz.
Ama bu durum böyledir diye de yabancı sermayeli çok uluslu şirketlerin ülkemizde yatırım yapmasına karşı çıkmak eşyanın tabiatına aykırıdır.
21 ağustos 2014 Türkiye için bir dönüm noktasının tarihidir. Olağanüstü bir gündür.
Bu tarihi günün olağanüstülüğü bugün için pek anlaşılamayabilir belki ama emin olmak gerekir ki ileride geçmişi yazacak olan tarihçiler bu önemli günü İslam’ın ilk muhteşem zaferi olan Bedr günüyle karşılaştıracaklardır.
Alpaslan'ın Diyojen'i yendiği ve Anadolu’yu Türklere açtığı o muhteşem günle ve hatta hiç abartısız olarak söylemek gerekirse ll. Sultan Mehmed’e Fatih unvanını kazandıran İstanbul'un fethiyle kıyaslayacaklardır.
Siyaset arenasında siyasetçilerin birbirlerini harcaması vakıayı adiyedendir ama sonuçları her rejimde farklı olur.
Demokratik rejimlerde harcanan siyasetçi siyasi kariyerini bırakır köşesine çekilir ya kitap yazar ya da balık tutar. Bir başka deyişle harcandığıyla kalır.
Ama otoriter rejimlerde öyle midir? Harcanan harcanmakla kalmaz hayatını da kaybetme riskiyle karşı karşıya kalır ve hatta çoğu zaman hayatını da kaybeder.
Neyi hangi amaçla kullandığımıza bağlı olarak işlev üstlendirdiğimiz her türlü araç mesajını biz nasıl istiyorsak karşı tarafa o şekilde ulaştırır.
Bu bakımdan müsebbibi olduğu şeyin tabi olarak sorumlusu da kişinin kendisi oluyor.
Ortaya koymuş olduğumuz eylemin sorumluluğundan kaçınmak bu yüzden hiç mümkün değildir.
Her hangi bir şeyi boykot etmek son tahlilde o boykot edilecek şeyi tanıtmak ve bir tür reklamını yapmak demektir.
Kaldı ki boykot mevcut soruna kesin bir çözüm de getirmez.
Hiçbir boykot ila nihaye sürdürülebilir değildir.
Asla kimseye, özellikle de sevdiklerine hiçbir şeyi dayatma.
Sen şekersiz çay seviyorsun diye muhatabın da sevmek zorunda değil. Bırak herkes kendi tercihini kendi bildiği, sevdiği, istediği şekilde yapsın.
Önerilerde bulunmak hakkına sahipsin ama o kadar. Ondan ötesi senin değil, karşındakinin kararı olmalıdır ve bu karara saygı duymalısın.
Hayatı boyunca insanın önüne pek çok olumsuzluk çıkar, pek çok sıkıntı ile karşı karşıya kalır, pek çok acı yaşar.
Eğer tüm bunlar karşısında metanetini ve umudunu kaybetmez bu olumsuzluklara bile iyi niyetle bakabilmeyi başarabilirse hayatını çok daha verimli yaşamış olur.
Hep ne denir? “Bardağın boş olan yanını değil, dolu olan yanını görmek lazımdır.”




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!