BÜYÜK ZAFER KUT’ÜL AMÂRE KİMİN UMURUNDA
KUT’ÜL AMÂRE TARİH KİTAPLARININ ÜSTÜNDE HİÇ DURMADIĞI AMA OSMANLI ORDUSUNUN İNGİLİZLERİ PERİŞAN ETTİĞİ BİYÜK BİR ZAFERDİR.
Kut'ül Amâre Zaferi, Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı ordusunun en önemli zaferlerden birisidir. Çanakkale Savaşı'nın gölgesinde kalsa da İngilizlerin prestijini hiç beklemedikleri şekilde sarsmış bir muharebedir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "Bugünkü sınırlarımızı gönüllü kabul etmiş değiliz." sözü öylesine söylenmiş bir söz değildir.
Bu sözün asıl anlamı "Evet bizim hiç kimsenin toprağında gözümüz yok ama eğer komşularımızdan bazılarının toprak bütünlüğü ortadan kalkar ve bu topraklardaki insanlar kendilerine bir başka devlet ararlarsa ve bu arayışta bizi tercih ederlerse buna da 'hayır' demeyiz," demektir.
Görünen o ki hem Irak hem de Suriye toprak bütünlüğünü koruyamayacak, önünde sonunda bir kaç parçaya bölünecektir.
ay düşerken akşama
seni arıyor gözlerim
yıldızların ıslattığı sularda
yakamozlar ağlamaklı halime
ve hüzün yağıyor üzerime
sevgidir insanı ayakta tutan
sevgidir yol bulduran
sevgi yoksa ne kalır hayattan
yalan
Anlatırsın, her türlü... Bütün bilgi birikimini, ifade yeteneğini kullanırsın muhatabın anlamaz öfkelenirsin. Önce kendine "Bir yolunu bulup da anlatamadım, " diye. Al işte çaresizlik.
Anlatırsın muhatabın anlar. Buna rağmen yine de bildiğini okur. Al sana çaresizlik, "Bana ne?" deyip geçmek vardır ama yapamazsın, öfkelenirsin.
İmkânların sınırsızdır. Bunları kullanmana rağmen istediğini elde edemezsin. Ya da bunun tam tersi. Sonuç yine çaresizlik ve yine öfke...
ölüm bu bir hüzünlü akşam vakti çıkar gelir çalar kapını
açmam diyemezsin
ya da ne bileyim bir sabah seher vakti
kuşlar cıvıldaşır kelebekler uçuşurken gelir
gelme diyemezsin
kim bilir belki bir öğle üzeri ezan vakti gelir
Cenabı Hakk’ın yarattığı hiçbir şey kendimizden daha önemli değildir.
Bencillikmiş gibi gelebilir bu düşünce ama değil.
Çünkü kendimize özen göstermez, yeterli değeri vermez ve eğer hayatımızı yaratılış amacına uygun bir biçimde yaşamazsak, ortaya çıkması muhtemel sorunlar yüzünden, istesek de sevdiklerimize ve çevremize faydalı olamayız.
Erkek evladım yok bu yüzden bir erkek evlada sahip olmanın nasıl bir duygu olduğunu bilemem ama iki kızım var. İşte bunun ne demek olduğunu, ne anlama geldiğini, neler hissettirdiğini çok iyi bilirim.
Onlardan hiç bir zaman sevgimi gizlemedim. Bilirler onları ne kadar çok sevdiğimi. Ağladığımı da gördüler, güldüğümü de.
Yüzlerine ne zaman baksam yüreğim titrer, ılık ılık bir şeyler akar içime. Yaşam kaynağımdır kızlarım benim, her ne kadar artık kocaman insanlar olsalar da böyledir bu.
Padişah, bazı İslam hükümdarları tarafından kullanılan ve yücelik belirten bir unvandır. Farsça bir sözcük olup ‘şahların en büyüğü’ manasına gelmektedir. Esasen İslamiyet öncesi İran'da hüküm süren Sasani hükümdarlarının sıfatı iken daha sonra Osmanlı hükümdarları ve Delhi sultanları tarafından benimsenmiştir. Kelimenin aslı eski Farsça olup ‘bey, efendi, muktedir’ anlamına gelen ‘pati’ ve ‘hükümdar’ anlamına gelen ‘şah’ kelimelerinden oluşmuştur.
Osmanlı hükümdarları padişah unvanını 1421'de devletin başına geçen II. Murat'tan itibaren kullanmaya başlamışlardır. II. Murat dönemine dek ‘sultan’ unvanını kullanan Osmanlı padişahları ayrıca halife, hakan ve kayser unvanlarını da kullanmışlardır. Bu unvanlardan padişah İran geleneğine, sultan ve halife İslam geleneğine, hakan eski Türk geleneğine, kayser ise Rum geleneğine işaret etmekte ve Osmanlı İmparatorluğu'nun eski İran, Abbasi, Türk ve Rum imparatorluklarının varisi olma iddialarının altını çizmektedir.
Padişahlık hem halife ve hem de sultan makamlarını ihtiva eden bir unvandır. Kanun-ı Esasi’de Osmanlı hükümdarı sadece padişah unvanıyla tanımlanmış ve diğer unvanları kanun metninde yer almamıştır.
Osmanlıca… Son zamanların bir başka gündemi… Şimdi de şu sıralar Osmanlıcanın zorunlu ders olarak okutulup okutulmayacağı konusuyla meşgul olmaya başladık. Bakalım bu tartışmanın sonu nereye varacak?
Tabi bu konu tartışılırken işin içine başka tartışmalar da giriyor ve konu kasıtlı olarak tamamen amacından saptırılıyor. Meselâ deniyor ki “Osmanlıca bir saray dilidir. Halkın konuştuğu dille bir alakası yoktur. Öğretip da ne olacak öğrenenler mezar taşı mı okuyacaklar. ” vs. vs.
Aslında tüm bu tartışmaların dışında başka bir şeyi konuşmakta yarar var gibi geliyor bana. Her şeyden önce bir tespit yapmak gerekiyor. Doğru bir tespit… Osmanlıca bir dil midir? Ya da böyle bir dil var mıdır? Öncelikle bu soruya bir cevap bulmak gerekiyor.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!