Kızgınlıklarımızın asıl nedeni, genellikle kendi hırsımız, yetersizliğimiz ve hatalarımızdır. Bu yetersizliklerimizi ve hatalarımızı görmek istemediğimiz için de bahaneler üretmeyi severiz.
Bu sebeple asıl yapmamız gerekeni yapmayıp üretmiş olduğumuz bu bahanelerimizin ardına sığınır genellikle problemin çözümünü zorlaştırırız.
Her insan zaman zaman yetersiz kalabilir ya da hırsına yenik düşer ve bu yüzden hata yapabilir.
Demokratik toplumlarda her birey onaylamadığı şeyi yasaların kendisine çizmiş olduğu sınırlar içinde protesto etme hakkına sahiptir. Ama hepsi o kadar daha fazlası terör olur.
Yine aynı zamanda hiç kimse kendi protestonu yaparken başkalarının haklarına tecavüz etmek, onlara zarar vermek gibi bir hakka da sahip değildir. Çünkü kendisine ters düşen, istemediği, onaylamadığı bir şey bir başkası için doğru olabilir.
Buna da saygı duymak zorundadır. Aksi takdirde kendi fikrini dayatmış olur ki böyle bir davranış hiç demokratik değildir.
“Herkes haklıdır, kendi baktığı açıdan. Peki, haksız olan kim? Elbette karşımızdaki…”
Bu şekilde düşünmek çözüm mü üretir, yoksa sorun mu?
Her türlü insani duygu karşısındakine de aynen yansır ve onda da aynısının oluşmasına sebep olur.
Adam denizin içindeki masaya kurduğu çilingir sofrasında bir başına içip, kavuşamadığı sevgilisi için yas tutuyor. Sevgilisi evleniyor o gece. O da buna ağıt düzüyor.
“Meğer biz sevdiğimizi sanırken yanılıyormuşuz. Sözüm ona sevdiğimiz bizi hiç sevmiyormuş. Baksana gidip başkasıyla evlendi. Biz de limana yanaşmayacak gemiye boşuna halat atıyormuşuz.”
Süslü laflar… Ama bu monologda son cümleye ister istemez takılıyor insan.
"Che sara sara." İlk kez bir filmde duymuştu bu cümleyi. Adam öldürdüğü sevgilisinin mezarı başında ellerinde kelepçelerle dururken ağzından dökülen bu cümleyle film bitmişti. Bu filmi seyretmesinin üzerinden en az bir 30 yıl geçmiş olmalıydı. Kim bilir, belki de daha fazla… “Olacak olan olur,” anlamına geliyordu Türkçe'de bu deyim.
Göğüs hastalıkları uzmanının önündeki bilgisayara bakarken aklına nasılsa gelen bu İspanyol atasözünü fısıldayıverdi. “Bizde de buna benzer sözler mutlaka vardır, “ diye düşünmüştü bu atasözünü ilk duyduğu zaman.
Doktor sol akciğerindeki kitleyi bilgisayarında gördükten sonra tereddütle başını ondan yana döndürdü. Bilgisayarda görülen bu kitlenin ne anlama geldiğinin, hastasına bunu nasıl söylemesi gerektiğinin yolunu bulamamış olmanın kararsızlığı vardı yüzünde.
İsrail Filistin'de her geçen gün daha fazla toprağı işgal ediyor?
Sadece Filistin değil Suriye’ye ait Golan Tepeleri'ni de işgal altında tutuyordu, şimdilerde ilhak etmenin planlarını yapıyor.
Yarışma programında adama sordu sunucu: “Ne işle menkulsünüz?” Diye.
Adam cevap verdi: “Kitapçıda çalışıyorum.”
Tekrar sordu sunucu: Tahsil durumunuz?”
İnsanoğlu, iyi ve kötüyü ayırt edebilme özelliklerine ve akla sahiptir.
Ama tabi aklını doğru yönde kullanabirse..
Seçimlerinde ayırt etme yeteneğinden sapmaz, heves ve isteklerine yenilmezse..
Namaz çıkışı caminin bahçesindeki çay ocağının önünde değişik yaşlardan sekiz on kişilik bir grup oturmuş her halinden güngörmüş olduğu belli olan aksakalı bir piri faninin, öğrenmenin, öğrenci olmanın erdemlerinden söz eden sohbetini can kulağıyla dinliyor bir yandan da çaylarını yudumluyorlardı.
Lafın bir yerinde içlerinden genç biri araya girerek “İyi de hocam şimdi biz ne okuyalım?” diye sordu.
Yaşlı adam birkaç saniye gence baktı sonra yüzünde geniş bir gülümsemeyle “İlmihalini oku evladım, her daim ilmihalini oku. Tabi sadece sen değil buradaki herkes öyle yapsın. Ben hep böyle yapıyorum çünkü” dedi.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!