Ortak değerlere sahip olmayan topluluklar çürüyüp yok olmaya mahkûmdurlar.
Bu sebepten millet olarak varlığımızı sürdürüp gelişebilmemiz için referanslarını yüce dinimiz İslam'dan alan değerlerimize kıskançlıkla ve ölümüne sahip çıkmalıyız.
Aksi takdirde yok olmak mukadder olur.
Yıllar önce yazar Ergün Göze'nin bir yazısında okumuştum. Osmanlıda minarelerin şerefeleri (çok şerefeli olanların en üstte olanı) caminin ana kubbesinden yüksek olmazmış.
Bunun sebebi o binanın bir ibadethane, bir mescid olma özelliğine saygıdan ötürüymüş
.
Sonraları bu özelliği, gördüğüm her yeni camide arar oldum. Ve ne yazık ki gördüklerim içinde bir tanesinde bile denk gelmedim.
Ne çok şeye zaman buluyoruz değil mi? Meselâ sosyal medyada saatlerce oyalanıyoruz ama burada harcadığımız zamandan bir saat ayırıp elimize bir kitap alarak bir kaç yaprak okumaya üşeniyoruz.
Günde beş vakit namaz kılmak her Müslümana farz. 24 saat içinde sadece bir saatimizi ayırsak bu ibadetimizi yapabiliriz ama televizyon başından kalkıp da bir türlü abdest almaya doğru lavaboya yönelemiyoruz.
Ya da ne bileyim elimizdeki telefonu bırakıp kendisiyle ilgilenmemiz için gözümüzün içine bakan evladımızı görmüyoruz.
Allah’u Teâlâ insanı hiç eksiksiz yaratmıştır.
Ve tabi bu yaradılış esnasında ona çeşitli hasletler de vermiş; uygulaması halinde ortaya çıkacak olan iyilik ya da kötülük yapma melekesi gibi veya cimrilik - cömertlik gibi ve dahi bunlara benzer pek çok özellik.
Kişi zaman içinde bu özelliklerden hangilerini öne çıkartmayı tercih etmişse onlarla anılır onların kendisine kattıklarıyla yaşadığı toplumda bir yer kazanır.
Dua kelime olarak, çağırmak, seslenmek, istemek, yardım talep etmek anlamlarını taşır.
Dinimizde ise dua, Allah’ın yüceliği karşısında kulun aczini itiraf etmesi, sevgi ve tazim duyguları içinde lütuf ve yardım dilemesi anlamını ifade eder.
Dua, sınırlı ve aciz olan insanoğlunun sınırsız ve sonsuz kudret sahibi Allah ile kurduğu diyalog ve köprüdür.
Allah Teâlâ insanı hiç eksiksiz yaratmıştır.
Ve tabi bu yaratış esnasında ona çeşitli özellikler de bağışlamış; uygulaması halinde ortaya çıkacak olan iyilik ya da kötülük yapma melekesi gibi, ya da cömertlik- cimrilik gibi.
Ve dahi daha başka olumlu, olumsuz pek çok özellik…
Bir şeyi beğenmemek için ondan fazlasına sahip olmak gerekir.
Hiçbir şeyi olmayan birinin Cenab-ı Hakk’ın kendisine bahşetmiş olduğu küçücük de olsa fırsatı ya da imkânı kullanması onun belirlemiş olduğu hedefine varmak için vereceği mücadelenin başlama noktası olabilir.
Bir hedef belirlemiş ve o hedefe odaklanabilmişse eğer.
Düşünmek bütün yaratılmış olan canlılar içinde insana özgü bir şeydir.
Zaten düşünebildiği içindir ki diğer yaratılmışlardan ayrıcalıklı bir yere sahiptir.
Kişi içgüdüsel bir takım hareketleri karakterinin bir parçası haline getirip bunlarla hayatına yön vermeye kalkıştığı zaman hayvanlaşma eğilimi göstermeye başlamış demektir.
Önce hayalleri ölüyor insanın. Sonra yaşamaya dair sebepler tek tek ortadan kalkmaya başlıyor. Ve beklentiler bitiyor zamanla.
Anlıyorsun ki beyhude bir koşuşturmanın içindesin.
Şayet hayatının bir yerinde bu dünyaya niçin gelmiş olduğuna dair bir bilinç oluşturmuşsan ve buna uygun da yaşamışsan sonrasında elinde avunacak bir şeyler var demektir. Öyleyse kolay gelsin.
Neyi hangi amaçla kullandığımıza bağlı olarak işlev üstlendirdiğimiz her türlü araç mesajını biz nasıl istiyorsak karşı tarafa o şekilde ulaştırır.
Bu bakımdan müsebbibi olduğu şeyin tabi olarak sorumlusu da kişinin kendisi oluyor.
Ortaya koymuş olduğumuz eylemin sorumluluğundan kaçınmak bu yüzden hiç mümkün değildir.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!