Kanaat sahibi olmak hırstan, bencillikten, haksızlık yapmaktan, haddi aşmaktan alıkoyar insanı.
Paylaşmayı, yardımlaşmayı teşvik eder.
Kanaat sahibi insan şikâyet etmez.
“Ağlamak insanı rahatlatır ve yüreğinde birikmiş olan ağırlıkları atmasını sağlar.” Demişim bir zamanlar.
Doğru bir cümleymiş gibi gelir bana bu.
Ama öyle anlar vardır ki o gözyaşları bazı durumlarda insanda kapanmaz yaralar da açar.
Cenab-ı Rabbül Alemin'in c.c. insanı yaratırken ona gülmek, ağlamak, sevmek, üzülmek, kırılmak, kızmak, şikâyet etmek vb. olumlu, olumsuz pek çok duygu ve davranış bahşetmiş.
Tabi ki tüm bunlar kullanılmak içindir.
Ama olumsuzluklar karşısında sabretmek gerektiği konusu da akıldan asla çıkartılmamalıdır.
Akıl nisyan ile malüldür denmiş ya hani, bence doğru değil.
Eğer duyarsızlaşmak gibi bir hastalığı yoksa yaşadığını unutmaz insan.
Zihninin derinlerinde bir yerlere gönderir, küllenmesini sağlayarak üzerini örtüp orada muhafaza eder ve yeri geldiğinde, gerekli olduğu zamanlarda yeniden gün yüzüne çıkmasını sağlar.
Bir insan her hangi bir şeyi hiçbir şüpheye meydan vermeyecek şekilde militanca savunuyor, savunduğu şeye karşı her hangi bir ithamı, hatta en küçük bir eleştiriyi bile kabullenmiyorsa, bu görüntüsü de önceden sınanmamışsa ve sınanmadıkça o kişiye şüpheyle bakmak gerekir.
Tecrübeler göstermiştir ki en çok bağırıp çağıran, atıp tutan kişi, iş harekete geçmeye geldiğinde ilk önce kaçıyor.
Boşuna denmemiştir. “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz,” diye.
İnsanın nefsi doymak bilmez. Ne kadar çok verirsen o kadar daha ister.
Hatta daha fazlasını ve daha fazlasını…
Sonu yok bu döngünün manası ve hedefi de yok
.
Başkasının başarısı senin ruhunda isyan ve kıskançlık duygularını harekete geçiriyorsa sen iyi bir insan değilsin.
Ne yaparsan yap, ne kadar yüksek imkânlar ve başarılar elde edersen et, hiç birinin hayrını görmezsin.
Bu sebeple, senin her davranışın Allah'ın c.c. rızasını kazanmaya değil, enaniyetini tatmin etmeye yönelik bir anlam kazanır.
Durgun su zaman ilerledikçe duruluğunu kaybedip bulanıklaşmaya, kokuşmaya giderek de bozulmaya başlar.
Ve hatta çürür işe yaramaz hale gelir.
Bunun sebebi bünyesindeki bakteriler ve çevre etkileridir.
"Eski bayramlar," diye bir geyik muhabbeti yapılır durur ya hep. Kim söylemişse neyi düşünüp söylemiş bu sözü, doğrusu ya merak ediyorum.
Hâlbuki bayramların eskisi, yenisi olmaz. Bayram bayramdır, lâyıkıyla kutlar anılarımıza katarız. Eski ne demek? Ceket ya da ayakkabı değil ki bu.
Çocukluğundaki bayramlarda çocuktun.
"Yaşadığımız topraklarda mezarlarımız yoksa orası bize henüz vatan olmamış demektir."
Diriliş Ertuğrul dizisinde obanın demircisi çevresine toplanan çocuklara kıssalar, hikâyeler, destanlar anlatırken lafın bir yerinde bu cümleyi kurmuştu.
Ne kadar doğru bir söz, ne kadar ibretlik, derslik...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!