İnsanoğlu kendisinden aşağı bir varlığa bağımlı hale geldiğinde Cenab-ı Rabbül Âlemin'in kendisine verdiği özgürlüğü kaybetmiş olur.
Özgürlüğünü kaybetmesi demek bu dünyasını da öte dünyasını da kaybetmesi demektir.
O halde bahşedilen özgürlüğe sıkı sıkıya sahip çıkılmalıdır. Bunun yolu ise gerçek manada özgür olabilmekten geçer.
Hayat yolunda asla tek başına başaramazsın.
İmkânların ne kadar sınırsız olursa olsun, ne kadar donanımlı, ne kadar güçlü olursan ol, yolun bir yerinde olabilir ki bunlardan hiçbiri işine yaramaz.
O zaman yapacağın şey, yardım almayı kendine kabul ettirmektir.
Günümüzde “kendin olmak” moda olmuş durumda.
İyi de kendim olmak için ne yapmalıyım? Sorusunun cevabı ne?
İnsan kendisi nasıl olur? Zaten yaratılışta kendisi olarak yaratılmamış mıdır?
“Kendin ol,” derken insana fıtratının gereğini yapması mı söylenmek isteniyor acaba?
Efendimiz aleyhisselâtu vesselâmın hayatı bir Müslüman’ın dünyasının nasıl olması gerektiğinin ipuçlarını gayet net ve açık bir şekilde veriyor bize.
Müslümana düşen bu ipuçlarını bulmak ve hazineye ulaşmaktır.
Aslında çok da aramamıza gerek yok.
İnsan hayatı silkeleyemez.
Böyle bir uğraşının içine girmek boşunadır.
Çünkü hayat doğduğu andan itibaren insanoğlunu zaten silkelemeye başlamıştır bile.
Kanaat sahibi olmak hırstan, bencillikten, haksızlık yapmaktan, haddi aşmaktan alıkoyar insanı.
Paylaşmayı, yardımlaşmayı teşvik eder.
Kanaat sahibi insan şikâyet etmez.
“Ağlamak insanı rahatlatır ve yüreğinde birikmiş olan ağırlıkları atmasını sağlar.” Demişim bir zamanlar.
Doğru bir cümleymiş gibi gelir bana bu.
Ama öyle anlar vardır ki o gözyaşları bazı durumlarda insanda kapanmaz yaralar da açar.
Cenab-ı Rabbül Alemin'in c.c. insanı yaratırken ona gülmek, ağlamak, sevmek, üzülmek, kırılmak, kızmak, şikâyet etmek vb. olumlu, olumsuz pek çok duygu ve davranış bahşetmiş.
Tabi ki tüm bunlar kullanılmak içindir.
Ama olumsuzluklar karşısında sabretmek gerektiği konusu da akıldan asla çıkartılmamalıdır.
Akıl nisyan ile malüldür denmiş ya hani, bence doğru değil.
Eğer duyarsızlaşmak gibi bir hastalığı yoksa yaşadığını unutmaz insan.
Zihninin derinlerinde bir yerlere gönderir, küllenmesini sağlayarak üzerini örtüp orada muhafaza eder ve yeri geldiğinde, gerekli olduğu zamanlarda yeniden gün yüzüne çıkmasını sağlar.
Bir insan her hangi bir şeyi hiçbir şüpheye meydan vermeyecek şekilde militanca savunuyor, savunduğu şeye karşı her hangi bir ithamı, hatta en küçük bir eleştiriyi bile kabullenmiyorsa, bu görüntüsü de önceden sınanmamışsa ve sınanmadıkça o kişiye şüpheyle bakmak gerekir.
Tecrübeler göstermiştir ki en çok bağırıp çağıran, atıp tutan kişi, iş harekete geçmeye geldiğinde ilk önce kaçıyor.
Boşuna denmemiştir. “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz,” diye.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!