İnsanın tarihindeki başarıları sürekli olarak öne çıkartıp böbürlenmesi bir tür edilgenlik göstergesidir.
Kişi eğer geçmişini baz alarak geleceğini kurmak istiyorsa, geçmişin başarılarıyla öğünmeyi bir kenara bırakmalıdır.
Yapması gereken şey tarihinden dersler çıkarmayı bilmesidir.
İnsanın söylediklerinin bir fikri alt yapısı olmalıdır ki muhtemel bir itiraz ya da eleştiri karşısında bocalamasın. Aksi takdirde sözlerinin altında kalır.
Ve tabi her söylediğinin arkasında olmalıdır ama bir şartla, söylediği yanlış ya da eksik çıkabilir.
Bu durumda yanlıştan dönmeyi ve özeleştiri yapmayı da bilmelidir.
İslam toplumlarında sabah namazı kılındıktan hemen sonra erken saatlerde halkın işine gücüne giderek ailesinin rızkını temin etmek için çalışıp çabalamak gibi kadim ve güzel bir gelenek vardır.
Güne erken başlamak yapılan işten elde edilen kazancın bereketlenmesine vesile olur. Özellikle kısa kış günlerinde bu durum daha da kıymetlidir
Öte yandan erken kalkmak toplumda tembelliğin yayılmasının da önüne geçer. Zaten asıl önemli olan da budur.
Dünya kurulalı beri ortaya çıkan hiçbir düşünce ve buna bağlı olarak bilgi, öncesiz değildir ve kendisinden önceki bir fikir ya da, bir anlayışla irtibatlıdır.
Eğer böyle kabul edersek her hangi bir iddia ileri sürsün veya sürmesin kişinin ifade ettiği şey ‘görüş’ olarak isimlendirilir ve başkalarının da bundan faydalanma ihtimalinin ortaya çıkmasına sebep olur.
Bu yüzden ‘görüş’ kelimesiyle tanımlanan bir olay, varlık ya da düşünce üzerinde oluşan yargı, her zaman kişinin kendisine ait özgün bir bilgi çerçevesinde meydana gelmez.
Bırak her şey gelsin başına
Güzellik de dehşet de
Sen yoluna devam et
Ve bil ki hiçbir duygu nihai değildir.
Rainer Maria Rilke
Leyleğin ömrünü geçirdiği gibi zaman içinde ağır ağır yok oluşunu yaşarken varlığını unutur ve niçin bu dünyaya gönderildiğinin idrakine varamazsa eğer, dümeni kırılmış pusulasız bir kayık gibi nereye gideceğini bilemeden oradan oraya savrulur gider insan.
Bu savruluştan kurtulabilmek için elindeki bütün imkânları kullanıp her türlü çabayı sarf edeceğine, hâlâ tembellik ve rehavet içinde yaşamayı seçip, ‘bananeci’ bir yaklaşımı tercih ederse kaçınılmaz son gelip çattığında şaşkınlığını bile anlayamamış olmanın çaresizliği içinde bulur kendisini.
İşte o an geldiği zaman ve o zorunlu teslimiyetin aczi içinde kişinin yaşayacağı pişmanlığın ona kazandırabileceği hiç bir şey yoktur.
En umutsuz ve çaresiz olduğunu düşündüğü anlarda bile insan eğer isterse, mutlaka bir çıkış yolu bulur. Yeter ki cesaretini kaybetmesin.
İnsan soğukkanlılığını yitirmeden, sabırla denemelidir bu yolu bulmak için. Ve yılmadan aramayı sürdürmelidir.
Görecektir ki mutlaka bir yol vardır. Bu arayışta umut güzel bir anahtar olabilir; kapalı sandığımız kapıları açan.
Varlık sahibi olmak imtihandır.
İnsan elindekinin kıymetini bilmez.
Ne zaman kaybederiz, kaybettiğimiz şeyin bizdeki değerini o zaman anlarız.
Hayat bir şekilde sürüyor ve insan onun karşısında belirleyici olma çabasıyla çok önceden tayin edilmiş olunan kesin bir sona doğru yürüyüp gidiyor.
Sanki bir yarışın içindeymiş gibi davranıyor ve dümeni kırık bir kayık gibi yalpalayıp duruyor. Bu yüzden rolünü nasıl oynayacağını bilemiyor.
İnsan hayatla bir yarış içinde olabilir mi? Olamaz tabi ama ne yazık ki bunu kabul etmekte zorlanıyor. Çünkü kazanma hırsı ve sahip olma tutkusu buna engel oluyor.
Yasaklar ilgi çekicidir, cezbedicidir.
Özellikle de yeni yetişen gençler için bu durum çok daha fazla tahrik edici ve akıl çelicidir.
Bu sebepten yasaklamak çözüm değildir.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!