İlkokul birinci sınıftan ikiye geçtiğim yılın tatilinin son günleriydi artık. Eylül’ün başları… Bu haylaz haylaz, orada burada sürtmenin ve zaman geçirmenin de son günleri demekti. Okulların açılmasına bir hafta on gün kalmıştı. Hem okulların açılacak olmasından dolayı sevinip heyecanlanıyor, hem de okullar açıldığında bu başıboşluğu bir dahaki tatile kadar bulamayacağım için üzülüyordum. Okula başlamak demek oyunların bitmesi demek değildi, elbette. Derslerimi gerektiği gibi yaptıktan sonra oyun oynamama ne annem, ne de babam karışırdı ama yine de tatildeki gibi olmazdı. Babamdan kaynaklanan bir düzen ve disiplin hakim olurdu hayatımıza okul zamanı. Oysa yaz tatili öyle miydi?
Bir çocuk için özgürlük demek, okulların bitip ders yapma zorunluluğunun ortadan kalkması demek değildir. Bir çocuk için hiçbir büyüğün müdahale etmediği, 'Yat kalk, şöyle yap, böyle yapma, şuraya git, buraya gitme,' diye sınırlar koymadığı, arkadaşlarıyla dilediği gibi oyunlar oynayarak başıboş bir avarelikle her aklına eseni o anda yapması demektir özgürlük. Yaz tatili demek her çocuk gibi benim için de her istediğimi istediğim gibi yapabilmek, bütün hayalperestliğimin inceliklerini sergileyebilmek, okul dönemindeki kısıtlamalardan kurtulmuş olmanın rahatlığıyla her türlü tembelliği yapabilmek demekti.
Zaman zaman çevreye zarar verdiğimiz de olurdu ama bunu bilerek ve isteyerek yapmazdık. Bizim mahallede her evin arkasında büyükçe denilebilecek tarlamsı bahçeler vardı ve buralar yaz kış hep ekili olurdu. Kovalamaca, saklambaç vb. gibi oyunlar oynarken illâ ki bu ekili bahçelere girerdik ve tabi ki bir takım zararlara neden olurduk.Oysa dikkât de ederdik ama yine de zararımız dokunurdu.
911- Rakibinin başarılı olamaması sebebiyle kazanmış olman mutlak bir galibiyet olmaz. Öyle kazanmalısın ki başarına hiç kimse bir bahane bulamasın.
912- Dünyayı kurtaracak, yönünü iyiye güzele doğru döndürecek olan şey Âdemoğlunun insanlığını hatırlayıp fıtratındaki iyi yanını keşfetmesidir. Yani ahlaktır, merhamettir, paylaşma duygusudur, empati kurmaktır, cömertliktir. Kısaca, onu yaratan Rabbine yüzünü dönmesi O’na ram olmasıdır.
913- Başımıza gelen her şeyin Rabbimizden geldiğini ve müsebbiplerinin sadece birer sebep olduğunu bilmek affetmek için yeterlidir.
921- Bazı küçük uyarılar insanın tüm hayatını değiştirebilme gücüne sahiptirler. Ve yine bu küçük uyarılar kişinin hem kendisine, hem de hayatına kalite kazandırırlar.
922- En iyisini geride bıraktığını düşünür insan. Ama bir yandan da bundan emin değildir. Bu ikircikli hâl aslında kişinin elindekine razı olmayışının bir göstergesidir.
923- "Dünya fani, ölüm ani, Allah (c.c.) Baki" denmiştir. Bu kesin gerçek karşısında eli kolu bağlıdır insanın. Bunu biliyor olmasına rağmen nefsinin meşru olmayan isteklerine uyup da bu fani dünyanın illüzyonuna aldanarak onun peşine takılması akıl sahibi bir insanın yapacağı iş midir?
931- Mecburiyetler görecedir. Her şeyi bilmek mecburiyetinde olmadığımız gibi her şeye sahip olmak ve bunları kullanmak gibi bir mecburiyetimiz yoktur.
932- Sessizlik bozulmamış zamandır. İnsan zamanın el verdiği ölçüde, sessizliğin o derin sonsuzluğunda kendi içine doğru yolculuklara çıkmalıdır.
933- Sebeplere takılmamak gerekir. Başına ne gelirse gelsin insana düşen "Allah'ın takdiri böyleymiş," diyerek rıza göstermesi lazım.
941- Fırsat her zaman önüne çıkmaz insanın. İyisi mi ele geçtiğinde bunu değerlendirmek için elden gelen her şeyi yapmak lazımdır. Ama elbette kendi çıkarlarımız uğruna başkalarının hakkına, hukukuna tecavüz etmemek kaydıyla. Tabi yasaların izin verdiği ölçüler içinde, toplumsal ahlak ve İslami gerekliliklerin göz ardı edilmemesi şartıyla.
942- Beklemek yerinde saymaktır. Yerinde saymaktansa küçük adımlarla bile olsa ilerlemek daha iyidir. Çünkü bu küçük adımlar kişiyi eninde sonunda hiç değilse bile bir menzile taşır.
943- Hep şikâyet ederiz. Peki, ama şikâyet ettiğimiz şeyleri yapmamamız konusunda ne kadar duyarlıyız. Şikâyet etmek haktır ama o şikâyetlerin üzerine gitmek ve ortadan kaldırmak da elzemdir.
961- İnsan olmak yaratanın bahşettiği bir durumdur. Ama insan kalmak kişinin sadece kendi elinde olan bir şeydir.
962- Geçmişte ve hatta günümüzde yok olup ortadan kalkan toplumların hemen hepsinin en önemli zaafı, ahlaken düşük olmalarıdır. Ahlak kişisel olduğu kadar toplumsal yapılanmayı da ayakta tutan unsurların en önemlilerinden biridir.
963- Kendimizi fazla ciddiye almayalım, sıkmayalım, zorlamayalım. Her zaman Yaratan'a bize verdiği sonsuz nimetlerden dolayı şükredelim. Yerine göre eğlenelim de ama asla elenmeyelim. Ve yüzümüzden gülümsemeyi hiç eksik etmeyelim.
971- İnsan, hayatı süresince eşyanın tabiatı gereği düz bir çizgi üzerinde yürüyemez. İnişler, çıkışlar, eksikler, yanlışlar mutlaka olur. Önemli olan hedefe giden yoldan sapmamaktır.
972- Bir şeyin toplum ya da birey tarafından benimsenmesini istiyorsanız o şeyi hedef alınmış kitleye direkt olarak iletmemelisiniz. Ki itiraz etme refleksini harekete geçirmeye fırsat bulamasın. Çünkü itiraz propagandaya engel olur. Hâlbuki propaganda ne kadar uzun bir zamana yayılırsa başarılı olma şansı o kadar fazla olur.
973- Her zaman iyi şeyler düşün, güzel ifadeler kulan. Bir süre sonra göreceksin ki yüreğin yumuşayacak, çevrene, dünyaya, olaylara ve insanlara bakışın değişmiş olacak. Sen iyi olursan dünya da iyi olmaya adaydır.
981- Başarma isteği her ne kadar hırs kavramını tetiklemek gibi bir handikap oluşturuyor olsa da aslında kaynağını kıskançlık duygusundan alır. ”Kıskançlığın oluşmasına izin vermeyerek hırsı ortadan kaldırmak...” Püf noktası bu olmalıdır. Hırsın yerini azim gibi daha olumlu bir anlayışa bırakmak kişiyi doğru bir rotaya sokar.
982- Kazanmak istemenin kötü bir yanı yoktur. Yeter ki yarışın şartları geçerli ahlâki ve toplumsal kuralların izin verdiği ölçüler içinde belirlensin. Ve yine bu kuralların herkese eşit olarak uygulanıyor olmasına dikkat edilmesi konusunda üzerine düşeni yapsın.
983- Kişisel bazda kazanmak bu dünya için ne kadar elzemse, aynı şey insanın ahireti için de geçerlidir ve ahireti kazanmanın yolu da bu dünyada girilecek yarışlardan alınacak dereceler sayesinde mümkündür.
991- Hayatın zorluklarına karşı direnebilmek ve mücadele edebilmek için insanın zaman zaman yardıma ve kılavuza, ihtiyacı olur. Tıkandığında danışabileceği, bilgisine güvenebileceği kılavuzlara da başvurmak durumunda kalır. Çünkü insan asla tek başına başaramaz.
992- İslam düşmanlarının daha İslam’ın yayılmaya başladığı ilk yıllardan itibaren vizyona koyduğu yıpratma, yozlaştırma ve mümkünse yok etme politikasını hiç bıkmadan, usanmadan günümüze kadar taşımış olmaları ve bu mücadelelerinden de asla vazgeçmemeleri onların İslam dinine olan kinlerini göstermesi bakımından çok çarpıcı bir örnektir.
993- Biz Müslümanların ağır bir vurdumduymazlık ve umursamazlık içinde olmamız ne yazık ki yüce dinimizin düşmanlarının umutlarını ve cesaretlerini taze tutmalarına imkân sağlamakta, bitmek tükenmek bilmeyen kinlerini kusmak için uygun zeminler bulmalarına yardımcı olmaktadır.
Kudüs peygamberler şehri… Tarih boyunca sürekli ilgi odağı olmuş asla kimseye yar olmamış hasret şehri… Ve Vahiy kültüründen neş'et eden birçok medeniyetin beşiği…
Tarihin en eski medeniyetlerine yurt olmuş üç semavi dinin (Musevilik, İsevilik ve İslam’ın kutsal şehri…
Müslümanların ilk kıblegâhı, Mekke ve Medine’den sonra üçüncü kutsal şehri…
Biz Müslümanların Kitabı Kur’an’ı Kerim’de yazdığı üzere Efendimiz Aleyhisselâtu vesselâmın Mirac’a yükseldiği bir şehir olarak da gönlümüzün tahtında yer bulmuş kadim şehir…




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!