Recep Akıl Şiirleri - Şair Recep Akıl

Recep Akıl

Ebû’l İz İsmail İbni Rezzaz El Cezerî; kısaca El Cezerî… Sibernetik* alanında ilk sözleri söylemiş, bu alanın kurucusu olarak kabul edilen Müslüman bilim adamı… İlk robotu yapıp çalıştırdığı kabul edilen el Cezerî aynı zamanda Leonardo da Vinci’ye de ilham kaynağı olmuş bir bilim adamı bir mühendistir.

Bilindiği gibi sibernetik; haberleşme, kontrol, denge kurma ve ayarlama ilmidir. Bu ilim gerek insanlarda, gerekse makinelerde karşılıklı bilgi alışverişi, kontrol ve denge durumunu incelemekte ve bu sistemi geliştirmeye çalışmaktadır. Bu ilmin gelişmesiyle bugün elektronik beyinler ve otomasyon denilen sistemler ortaya çıkmıştır.

Yazdığı “Mekanik Hareketlerden Mühendislikte Faydalanmayı İçeren Kitap" anlamına gelen (El Câmi-u’l Beyn’el İlmî ve El-Amelî’en Nâfi fî Sınâ'ati'l Hiyel,) isimli kitapta 50’den fazla cihazın kullanım esaslarını, yararlanma imkânlarını, çizimlerle göstermiş olan el Cezerî aslında zanaatkârlık geleneğinin bir parçasıdır. Bu sebeple mucitten daha çok, cihazların teknolojisine değil de işçiliğine ilgi duyan, buluşlarını karmaşık teorik hesaplamalar yerine deneme yanılma yöntemiyle ortaya çıkaran pratik bir mühendis ve bir mekanikerdir.

Devamını Oku
Recep Akıl

Batılı bilim adamlarınca ‘15. yüz yılın astronomu’ unvanıyla tanınan Türk matematikçi ve astronomi bilgini Uluğ Bey, aynı zamanda Timur İmparatorluğu’nun 4. sultanıdır. Asıl ismi Mirza Muhammed Ṭaragay bin Şâh Ruḫ olan ama dedesi Timur tarafından sevilmesi sebebiyle Timurlulardaki ‘emîr-i kebîr’in’ Türkçe karşılığı ‘Uluğ Bey’ unvanıyla bilinir.

Babası, Timur'un küçük oğlu Şâhruh, annesi Gevher Şâd'dır. 1394 yılında Azerbaycan’ın Sultaniye kentinde dünyaya geldi. Timur’un sarayında dinî ilimlerin yanı sıra mantık, matematik ve hey'et (astronomi) eğitimi aldı. 1404’te henüz on yaşındayken Timur tarafından Muhammed Sultan’ın kızı Öge Begüm ile evlendirildi.

Timur’un Çin üzerine gerçekleştireceği sefere katıldı. Ancak Timur’un 18 Şubat 1405 tarihinde Otrar’da ölmesi üzerine onun naaşıyla birlikte Semerkand’a geri dönmek üzere harekete geçti.

Devamını Oku
Recep Akıl

Şehirlerde meyve vermeyen ağaçlar çoğalmışsa, o memleketin insanları sefahate düşmüşler demektir. İBN-İ HALDUN

İbn-i Haldun büyük İslâm tarihçisi... Kırâat ve fıkıh âlimi... Devlet Adamı, Sosyoloji Biliminin kurucusu... İsmi, Abdurrahmân bin Muhammed Hadramî, künyesi Ebû Zeyd, lakabı Veliyyüddîn'dir. Aslen Yemen'in Hadramut şehrinden olduğu için Hadramî, ailesi Tunus'a hicret etmeden önce Endülüs'ün İşbiliyye şehrinde oturduklarından İşbili isimleriyle de anıldı. 1332 (H. 732) senesinde Tunus'ta doğdu. 1406 (H. 808) senesinde Kahire'de vefat etti.

Modern historiyografinin, sosyolojinin ve iktisat biliminin öncülerinden kabul edilen yüzyıl düşünürü, devlet adamı ve tarihçisi olan İbn-i Haldun köklü bir aileden geldiği için iyi bir eğitim aldı. Tunus ve Fas'ta devlet görevlerinde bulunduktan sonra Gırnata ve Mısır'da çalıştı. Kuzey Afrika'nın o dönem istikrarsız ve entrikalarla dolu siyasal yaşamı 2 yıl hapiste yatmasına neden oldu.

Devamını Oku
Recep Akıl



Ebu Reyhan Muhammed bin Ahmed el-Biruni, 973 yılında bugünün Özbekistan’ı sayılan Harezm’de doğdu. Bilim konuları ile ilgili ilk eğitimini bölgenin hükümdar ailesinden olan Ebu Nasr Mansur’dan edindi. Ebu Nasr Mansur, seçkin bir matematikçi ve gökbilimciydi. El-Biruni’ye Öklid geometrisi ve Batlamyus astronomisini öğretti.

11. yüzyılın önemli Müslüman hükümdarlarından Gazneli Mahmut Hindistan’a yaptığı seyahatlerde El-Biruni’yi yanında götürdü. El-Biruni, 1017-1030 yılları arasında Hindistan’da yaşadı ve bu dönemde meşhur kitabı Kitab’üt-Tahkik Ma li’l-Hind’i yazdı.

Devamını Oku
Recep Akıl

Ebū Cafer Muhammed bin Mûsâ el-Hârizmî (bilinen adıyla El-Hârizmî) kesin olmamakla birlikte 780 yılında İranlı bir ailenin evladı olarak Büyük Horasan’ın Harizm şehrinde (Özbekistan) doğmuştur.

Temel eğitimini burada alan Hârizmî, gençliğinin ilk yıllarında Bağdat'taki ileri bilim atmosferinin varlığını öğrenince ilmi konulara olan merakı onun Bağdat’a gelmesine ve buraya yerleşmesine ve ilmi çalışmalar yapmasına vesile olur.

Devrinde bilginleri himayesi ile meşhur olan Abbasi halifesi Me’mûn Hârizmî’deki ilim kabiliyetinden haberdar olunca onu kendisinin inşa ettirmiş olduğu Antik Mısır, Mezopotamya, Yunan ve Hint medeniyetlerine ait eserlerle zenginleştirilmiş, ‘Bilgelik Evi’ olarak da bilinen Saray kütüphanesi Beytülhikme’nin idaresinde görevlendirir.

Devamını Oku
Recep Akıl



Hayatı ve şahsiyeti hakkında pek az şey bilinen Yunus Emre, Anadolu Selçuklu Devleti'nin dağılmaya ve Anadolu'nun çeşitli bölgelerinde küçük-büyük Türk Beylikleri'nin kurulmaya başladığı 13. yüzyıl ortalarından 14. yüzyılın ilk çeyreğinde Orta Anadolu havzasında doğup yaşamıştır.

Yunus Emre’nin yaşadığı yıllar, Anadolu Türklüğünün Moğol akın ve yağmalarıyla, iç kavga ve çekişmelerle, siyasi otorite zayıflığıyla, dahası kıtlık ve kuraklıklarla perişan olduğu yıllardır.

Devamını Oku
Recep Akıl


Ömer Muhtar 1862 yılında, Libya’da Defne bölgesinin Batnan kasabasında dünyaya geldi. Mensubu olduğu Münifiye kabilesi izzet ve şerefiyle meşhur olmuş bir topluluktu. Babası Muhtar, mertliği, cesareti ve güçlülüğü ile tanınmış kahraman bir şahsiyetti. Annesin adı Aişe binti Muharib’tir. Küçük Ömer ilk eğitimini babası muhtardan aldı.

Muhtar 1878 yılında hac vazifesini eda etmek için Hicaz’a giderken Ömer ve Kardeşi Muhammed’i yakın arkadaşı Seyyid El Giryani’ye emanet etti. Muhtar’ın hac sırasında vefatı üzerine onun ve kardeşinin yetişmesini baba dostu Seyyid El Giryani uhdesine aldı. İki kardeş Cağlup’daki İslami Bilimler Akademisi’ne kaydedildiler.

Ömer Muhtar burada 8 yıllık bir dini eğitim aldı. İlmi tahsilinin yanında çeşitli sanat dallarında da kendisini yetiştirdi. Marangozluk, demircilik, ziraatçılık, duvar ustalığı gibi el becerileri el de etti. Aynı zamanda usta bir binici olarak da ün saldı. Cağlup’daki okul arkadaşları onu son derece ciddi, üzerine düşen yükümlülükleri zamanında yerine getiren, istikrarlı bir hayat sürdüren bir şahsiyet olarak anlatmaktaydılar.

Devamını Oku
Recep Akıl

15. yüzyılda yaşamış olan önemli bir astronomi ve matematik bilginidir. Babası Timur'un torunu olan Uluğ Bey'in doğancıbaşısı idi. "Kuşçu" lakabı buradan gelmektedir.

Ali Kuşçu, Semerkand'da doğmuş ve burada yetişmiştir. Burada bulunduğu sıralarda, Uluğ Bey de dâhil olmak üzere, Kadızâde-i Rumî ve Gıyâsüddin Cemşid el-Kâşi gibi dönemin önemli bilim adamlarından matematik ve astronomi dersleri almıştır.

Ali Kuşçu bir ara, öğrenimini tamamlamak amacı ile Uluğ Bey'den habersiz Kirman'a gitmiş ve orada yazdığı Hall el-Eşkâl el-Kamer adlı risalesi ile geri dönmüştür. Dönüşünde risaleyi Uluğ Bey'e armağan etmiş ve Ali Kuşçu'nun kendisinden izin almadan Kirman'a gitmesine kızan Uluğ Bey, risaleyi okuduktan sonra Ali Kuşçu’ya olan kızgınlığı gitmiş onu takdir etmiştir.

Devamını Oku
Recep Akıl

Aliya İzzetbegoviç 8 Ağustos 1925’te bugün Bosna-Hersek'in kuzeybatısında bulunan Bosanski amac kasabasında Dünya'ya geldi. İslâmî duyarlılığa sahip bir aile içinde yetişti. Saraybosna'da bir Alman lisesinde eğitim gördü. Bilime önem veren ve disiplinle çalışan bir öğrenci olarak tanındı.

Lise çağında üstün kabiliyetleriyle ve İslamî konulara ilgisiyle öne çıktı. O dönemde bazı arkadaşlarıyla birlikte dinî konuları tartışmak amacıyla ‘Müslüman Gençler Kulübü’ adını verdikleri bir kulüp kurdu.

Bu kulübü kurduğunda henüz 16 yaşındaydı, fakat oldukça etkin ve üretken bir düşünce kabiliyetine sahip olduğu için kurduğu bu kulüp bir düşünce kulübü olmaktan çıkarak toplum içinde aktif bir hareket merkezine dönüştü. Dolayısıyla birtakım eğitim ve hayır faaliyetlerine öncülük etmeye başladı. Müslüman Gençler Kulübü’nün Bosnalı Müslüman gençler arasında zamanla etkinliği giderek artınca kulüp içinde genç kızlar için de ayrı bir birim oluşturdu.

Devamını Oku
Recep Akıl

Köyünde onu herkes öldü bilmektedir. Çanakkale’den Havran’daki köyüne kadar olan145 kilometrelik mesafeyi yaya olarak 13 gönde yürür.

Köyüne ulaştığında da hemen evine gitmez. Çünkü 9 yıldır o cepheden bu cepheye koşup durmuş köyüne hiç gidememiş hatta kendisiyle ilgili bir haber de vermesi mümkün olmamıştır.

Her hangi bir haber alamayan hanımı da kendisini öldü kabul edip yeniden evlenmiş olabilir düşüncesiyle akşamdan geldiği evini sabaha kadar göz hapsine alır.

Devamını Oku