İnsanın zaman, mekân ve olaylarla ilgili olarak bilgili olmalarını sağlayan uyanıklık hali, bilinç, bilinçlilik durumuna şuur deniyor.
Şuurlu (bilinçli) olmak demek, kişinin içinde bulunduğu zamanı, mekânı, olayların mekân ve zamanla olan münasebetlerini bilmesi demektir.
Bunun tam karşıtı olan şuursuzluk ise bilmezliği, hayatı ve olayları algılayamamayı, anlamak istememeyi, kendine hâkim olamama durumunu, yani bir tür uyku halini ifade eder.
Tabi ki sevmelidir insan, çünkü sevmek yüreğini yumuşatır, Allah’ın yarattıklarına merhametle bakmayı öğretir ve ruhunu zenginleştirir.
Tabi ki sevmelidir insan ama tutkularından kendisini uzak tutarak.
Kendisi de bir hattat olan sultan ll Mustafa, sanatkârı sever ve korurdu. Hat sanatına olan sevgisi onu hattat Hafız Osman Efendi’ye çırak yapmıştır.
Bu usta çırak ilişkisi Sultan ll. Mustafa’nın Tahta çıkmasından sonra da devam etmiştir.
Bir gün Sultan ile Hafız Osman hat çalışması yaparlarken Sultan ll. Mustafa ustası Hafız Osman Efendi’nin hokkasını tutarak onun hattı yazmasını izlemeye koyuldu.
Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde Anadolu’da yaşayan Müslüman Türkmen halkını zanaat, ticaret, ekonomi gibi çeşitli meslek alanlarında hem ekonomik ve hem de ahlaki yönden yetiştirmeyi amaçlayan, çalışma yaşamını iyi insan meziyetlerini esas alarak düzenleyen ‘Ahilik’ Anadolu erenlerinden Hacı Bektaş-ı Veli’nin tavsiyesiyle Ahi Evran tarafından kurulan bir esnaf ve zanaatkâr dayanışma teşkilatıdır.
Aslen Horasan kökenli olan, bir benzeri de Araplarda yaygın bir biçimde kullanılan ve kendisine özel kural ve kurulları olan bu teşkilat aynı zamanda o günkü sosyoekonomik düzenin ideolojisini ve bu ideolojinin hayata geçirilmesini de sağlayan bir yapılanmadır.
'Ahi' kelimesi Türkçe 'Akı' kelimesinin zamanla değişimi sonucu ortaya çıkmış bir kelimedir. 'Akı' kelimesi Divânu Lügati't-Türk'te 'Eli açık, koçak, cömert, yiğit, delikanlı' gibi manalar ifade eder. Ahi teşkilatının başkanına “Ahi Baba” denir.
Görünüşte Allah’a (c.c.) ve son peygamber Hz. Muhammed aleyhisselâtu vesselâma iman etmiş ama aslında hakikaten iman etmemiş münafık güruhu her zaman, her fırsatta Resul-ü Ekrem Efendimizi ve ashabını tedirgin etmek, özellikle ashabı şüpheye sevk etmek amacıyla pek çok yalana başvururlardı.
Münafıkların bu yalanlarının asıl amacı Allah resulü efendimiz aleyhisselâmın liderliğinde Medine’de yeni yeni güçlenmeye başlamış olan İslam Devleti’nin gelişmesine engel olmaktı. Öyle ki Kâinatın efendisi peygamberimiz aleyhisselâtu vesselâmın mahremiyetine bile dil uzatmayı göze alma cüretini gösterebiliyorlardı.
Adını yapıldığı yerden alan Akabe biatı, ( Akabe beyatları, Akabe sözleşmesi) Efendimiz aleyhisselâtu vesselâm ile Medineli bir topluluk arasında yapılmış sözleşmenin adıdır.
Kendisine Cenabı Hakk tarafından peygamberlik görevi verilmesinden sonra Resûlullah aleyhisselâm Mekkelilere olduğu gibi hac mevsiminde Mekke’ye gelen çeşitli bölgelerin insanlarını da İslam dinine davet ediyordu.
Bi’setin* 12 yılında hac yapmak için Mekke’ye gelen Medineli Hazrec kabilesine mensup 6 kişi Efendimiz aleyhisselâm ile Akabe denilen yerde buluşmuş ve burada İslam’la şereflenip her türlü hayırlı işinde Hz. Peygambere destek olmaya, ona muhalefet etmeyeceklerine ve asla şirk koşmayacaklarına dair söz vermiş ve gelecek yıl da aynı yerde buluşmayı kararlaştırmışlardı.
Efendimiz aleyhisselâtu vesselâm ile Mekkeli Müşriklerle Hicretin 6. yılında Hudeybiye’de yapılan barış anlaşmasına göre Arap kabileleri iki taftan istedikleri birini seçip onun himayesine girmekte serbest oluyorlardı. Buna göre, Huzâa Kabilesi Müslümanların, Beni Bekir Kabilesi de Mekkelilerin himayesine girmişlerdi.
Yapılan bu anlaşmanın süresi 10 yıldı ama daha ikinci yılında; Hicretin 8. yılı Şaban ayında Beni Bekir Kabilesi’nden bir kısım insanın Mekkeli müşriklerin de yardım ve destekleriyle öteden beri düşmanlık güttükleri peygamberimiz aleyhisselâmın himayesindeki Huzâa kabilesine bir gece vakti ani bir baskın vererek bu kabileden 23 kişiyi öldürdüler.
Bunun üzerine Huzâalılar 40 kişilik bir heyetle Medine’ye gelip Efendimiz aleyhisselâma düşürüldükleri bu durumu arz edip onun yardımını istediler. Katliama çok üzülen Peygamberimiz efendimiz Huzâalılara yardım edeceğini söyleyerek Mekke’ye hemen bir elçi gönderip öldürülen Müslümanların ya diyetlerinin ödenmesini, ya da Beni Bekir Kabilesi’ni himaye etmekten vazgeçmelerini istedi. Aksi takdirde yapılan anlaşmanın bozulmuş sayılacağını bildirdi.
Türk milletinin kaderinin yeniden yazıldığı Çanakkale Savaşları, birçok kahramanlık hikayesi barındırıyor. 100 yıl sonra Çanakkale Zaferi'ne ait mektuplar, anılar... Savaşın hangi şartlarla kazanıldığını, Mehmetçiğin kahramanlıklarını anlatan belgeler... Bunlardan biri de Asteğmen Mehmet Muzaffer'in kamyon lastiği almak için Yahudi tüccara verdiği sahte para.
Mehmet Muzaffer'in çini mürekkep ve boya ile bir gecede hazırladığı yüzlük kaime, bugün Kriminal Polis Laboratuvarı Daire Başkanlığındaki özel kasada özenle muhafaza ediliyor.
Asteğmen Mehmet Muzaffer, diğer cephelere asker ve malzeme sevkinde kullanılan araçların lastik ihtiyacı temin için karargah tarafından İstanbul'a gönderilir.
Satranç oynayanlar bilirler ki bu oyun düz bir mantıkla oynanamaz. Oynansa da başarılı olunamaz. Satrançta her hamle, sayısı belli olmayan milyonlarca ihtimali içinde saklar. Bu ihtimallerden en iyisini bulup çıkartmak oyunu oynayanın ustalığı ölçüsündedir.
Uluslararası ilişkiler de aslında tıpkı bir satranç oyunu gibidir. Çok yönlüdür ama satrançtan farklı olarak çok oyunculudur ve her hangi bir kurala da tabi değildir.
Öte yandan satrançta olduğu gibi uluslararası oyun tahtasında da her oyuncu karşı taraftakilerin hamlelerini iyi takip eder, yerinde ve zamanında kendi ustalığı ölçüsünde düzgün hamlelerle kendisine avantaj sağlayarak rakiplerinin avantajlarını ortadan kaldırma beceri ve başarısı göstermek için çaba sarf eder.
İnsan hayatının her anında hep bir şeylerin özlemi içindedir. Bu özlem duygusu kimi zaman bir sevgiliye, kimi zaman bir mevhuma, eş, dost, akrabaya, anaya, babaya, evlada vs. yönelir.
Ama aslında insan tüm bunların ötesinde çok başka bir şeyin özlemi içindedir.
Ve bu özlediğine ulaşamamış olmanın verdiği hüzünle daha kolay ulaşabileceğini düşündüğü şeylerle kendisini avutur.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!