şimdi kış
sen üşürsün oralarda
yalnızlık zor kopkoyu karanlıklarda
durma gel
hayır yok bu ayrılıklarda
ölüm bu bir hüzünlü akşam vakti çıkar gelir çalar kapını
açmam diyemezsin
ya da ne bileyim bir sabah seher vakti
kuşlar cıvıldaşır kelebekler uçuşurken gelir
gelme diyemezsin
kim bilir belki bir öğle üzeri ezan vakti gelir
kapım hep açık
gittiğin günden beri hiç kapanmadı
döneceksin diye bekledim hep
dönmedin
sonsuz bir beklemedeyim umudum var
seni düşünürken
bedenimde bir nehir gibi akar kanım
ve
senin gelişini hayal ederim
ipe çektiğim yalnızlığımı seyrederken.
PEYGAMBERİMİZ EFENDİMİZİN -ALEYHİSSELÂTU VESSELÂM- SÜNNETİ NE İŞE YARAR
*- YEMEĞE TUZ İLE BAŞLAMAK
İnsanın zaman, mekân ve olaylarla ilgili olarak bilgili olmalarını sağlayan uyanıklık hali, bilinç, bilinçlilik durumuna şuur deniyor.
Şuurlu (bilinçli) olmak demek, kişinin içinde bulunduğu zamanı, mekânı, olayların mekân ve zamanla olan münasebetlerini bilmesi demektir.
Bunun tam karşıtı olan şuursuzluk ise bilmezliği, hayatı ve olayları algılayamamayı, anlamak istememeyi, kendine hâkim olamama durumunu, yani bir tür uyku halini ifade eder.
Tabi ki sevmelidir insan, çünkü sevmek yüreğini yumuşatır, Allah’ın yarattıklarına merhametle bakmayı öğretir ve ruhunu zenginleştirir.
Tabi ki sevmelidir insan ama tutkularından kendisini uzak tutarak.
Önce koskoca bir imparatorluğu 10 yıl gibi kısa bir sürede yerle yeksan ettiler.
Kendilerine İttihatçı (birleştirici) diyorlardı ama düpedüz dağıtıcıydılar, parçalayıcı, yok ediciydiler.
Sonra yine bu aziz milletin sayesinde bugün elimizde kalan vatan parçasını ele geçirip 600 yüz yıllık imparatorluğun ölüsü üzerinde saltanatlarını kurdular.
Kendisi de bir hattat olan sultan ll Mustafa, sanatkârı sever ve korurdu. Hat sanatına olan sevgisi onu hattat Hafız Osman Efendi’ye çırak yapmıştır.
Bu usta çırak ilişkisi Sultan ll. Mustafa’nın Tahta çıkmasından sonra da devam etmiştir.
Bir gün Sultan ile Hafız Osman hat çalışması yaparlarken Sultan ll. Mustafa ustası Hafız Osman Efendi’nin hokkasını tutarak onun hattı yazmasını izlemeye koyuldu.
Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde Anadolu’da yaşayan Müslüman Türkmen halkını zanaat, ticaret, ekonomi gibi çeşitli meslek alanlarında hem ekonomik ve hem de ahlaki yönden yetiştirmeyi amaçlayan, çalışma yaşamını iyi insan meziyetlerini esas alarak düzenleyen ‘Ahilik’ Anadolu erenlerinden Hacı Bektaş-ı Veli’nin tavsiyesiyle Ahi Evran tarafından kurulan bir esnaf ve zanaatkâr dayanışma teşkilatıdır.
Aslen Horasan kökenli olan, bir benzeri de Araplarda yaygın bir biçimde kullanılan ve kendisine özel kural ve kurulları olan bu teşkilat aynı zamanda o günkü sosyoekonomik düzenin ideolojisini ve bu ideolojinin hayata geçirilmesini de sağlayan bir yapılanmadır.
'Ahi' kelimesi Türkçe 'Akı' kelimesinin zamanla değişimi sonucu ortaya çıkmış bir kelimedir. 'Akı' kelimesi Divânu Lügati't-Türk'te 'Eli açık, koçak, cömert, yiğit, delikanlı' gibi manalar ifade eder. Ahi teşkilatının başkanına “Ahi Baba” denir.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!