Şam düştü mücahitler Şam'da kontrolü ele almaya başladı.
Suriye'yi özgürleştiren Suriyeliler için şimdi birliklerini sağlama alma zamanıdır.
İhtilafa düşmeden, Suriye'yi toprak bütünlüğüne zarar vermeden yeniden inşa etmeliler.
Bugün gelinmiş olunan noktada Milli Burjuvazilerin kendi ülkelerinde vermiş oldukları muktedir olma savaşı, demokratik güçler tarafından desteklenmelidir. Ama öte yandan bilinmelidir ki gelinecek olan son noktada milli de olsa Burjuvazi iktidarı eline geçirdiği andan itibaren hayatiyetini sürdürebilmek için devrimci yanını ister istemez bir kenara bırakıp muktedir olmanın da vermiş olduğu güven içinde kendisine karşı çıkabilecek, rakip olabilecek bir başka alternatifi asla kabul etmeyecektir.
İktidarın sağladığı muktedir olma imtiyazı ona sahip olanın kendi isteğiyle bir başkasına devredemeyeceği kadar önemli bir kazanımdır. Bu sebepten zaman içinde uzlaşmaz bir davranış içine girip despotlaşması doğal bir süreç olarak ortaya çıkacaktır. Aksi bir durum eşyanın tabiatına ykırıdır. zaten söz konusu edilen şeyin tarihte pek çok örneği de mevcuttur.
Öte yandan günümüzde dünyanın neredeyse tamamında hâkimiyetini koruyan Kapitalizm'in bu vahşi ve sömürgen yanının törpülenebilmesinin elbette çareleri vardır. Ama insan fıtratının doğal bir parçası olan ve ilk insan Hz. Âdem’den günümüze değin varlığını ve etkisini insan zaafları üzerinden hiç ara vermeden sürdürmüş olan egonun işin içine girmesi sebebiyle bunun kusursuz bir biçimde formüle edilebilmesi çok da mümkünmüş gibi görünmemektedir.
Sevgi kelimesi insanı bir şeye veya bir kimseye karşı yakın ilgi ve bağlılık göstermeye yönelten duygu olarak tanımlanıyor.
Buna rağmen sevgi hangi şekilde ve nasıl tanımlanırsa tanımlansın ‘sevmek’ eylemini her hangi bir nedene dayandırmak doğru değildir. Çünkü sevmek için sebep aramak demek şart koşmak demektir.
Sevmek eyleminin içinde hesap kitap yoktur, olmamalıdır. İşin içine hesap girdiği an sevgi denilen şey bütün anlamını kaybediyor. Sevgi koşulsuz olmalıdır ve sevmek için her hangi bir neden aranmamalıdır.
“Ben uzaklara gitsem ne yapardın?” Dedi genç kız.
“Nereye?” Diye sordu delikanlı, biraz şaşkın. Sahilde yürüyorlardı, el eleydiler. Belli ki sevgiliydiler.
“Uzaklara,” dedi kız
PEYGAMBERİMİZ EFENDİMİZİN -ALEYHİSSELÂTU VESSELÂM- SÜNNETİ NE İŞE YARAR
*- YEMEĞE TUZ İLE BAŞLAMAK
İnsanın zaman, mekân ve olaylarla ilgili olarak bilgili olmalarını sağlayan uyanıklık hali, bilinç, bilinçlilik durumuna şuur deniyor.
Şuurlu (bilinçli) olmak demek, kişinin içinde bulunduğu zamanı, mekânı, olayların mekân ve zamanla olan münasebetlerini bilmesi demektir.
Bunun tam karşıtı olan şuursuzluk ise bilmezliği, hayatı ve olayları algılayamamayı, anlamak istememeyi, kendine hâkim olamama durumunu, yani bir tür uyku halini ifade eder.
Tabi ki sevmelidir insan, çünkü sevmek yüreğini yumuşatır, Allah’ın yarattıklarına merhametle bakmayı öğretir ve ruhunu zenginleştirir.
Tabi ki sevmelidir insan ama tutkularından kendisini uzak tutarak.
Kendisi de bir hattat olan sultan ll Mustafa, sanatkârı sever ve korurdu. Hat sanatına olan sevgisi onu hattat Hafız Osman Efendi’ye çırak yapmıştır.
Bu usta çırak ilişkisi Sultan ll. Mustafa’nın Tahta çıkmasından sonra da devam etmiştir.
Bir gün Sultan ile Hafız Osman hat çalışması yaparlarken Sultan ll. Mustafa ustası Hafız Osman Efendi’nin hokkasını tutarak onun hattı yazmasını izlemeye koyuldu.
Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde Anadolu’da yaşayan Müslüman Türkmen halkını zanaat, ticaret, ekonomi gibi çeşitli meslek alanlarında hem ekonomik ve hem de ahlaki yönden yetiştirmeyi amaçlayan, çalışma yaşamını iyi insan meziyetlerini esas alarak düzenleyen ‘Ahilik’ Anadolu erenlerinden Hacı Bektaş-ı Veli’nin tavsiyesiyle Ahi Evran tarafından kurulan bir esnaf ve zanaatkâr dayanışma teşkilatıdır.
Aslen Horasan kökenli olan, bir benzeri de Araplarda yaygın bir biçimde kullanılan ve kendisine özel kural ve kurulları olan bu teşkilat aynı zamanda o günkü sosyoekonomik düzenin ideolojisini ve bu ideolojinin hayata geçirilmesini de sağlayan bir yapılanmadır.
'Ahi' kelimesi Türkçe 'Akı' kelimesinin zamanla değişimi sonucu ortaya çıkmış bir kelimedir. 'Akı' kelimesi Divânu Lügati't-Türk'te 'Eli açık, koçak, cömert, yiğit, delikanlı' gibi manalar ifade eder. Ahi teşkilatının başkanına “Ahi Baba” denir.
Görünüşte Allah’a (c.c.) ve son peygamber Hz. Muhammed aleyhisselâtu vesselâma iman etmiş ama aslında hakikaten iman etmemiş münafık güruhu her zaman, her fırsatta Resul-ü Ekrem Efendimizi ve ashabını tedirgin etmek, özellikle ashabı şüpheye sevk etmek amacıyla pek çok yalana başvururlardı.
Münafıkların bu yalanlarının asıl amacı Allah resulü efendimiz aleyhisselâmın liderliğinde Medine’de yeni yeni güçlenmeye başlamış olan İslam Devleti’nin gelişmesine engel olmaktı. Öyle ki Kâinatın efendisi peygamberimiz aleyhisselâtu vesselâmın mahremiyetine bile dil uzatmayı göze alma cüretini gösterebiliyorlardı.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!