291-Sabretmek, gelenin Allah’tan geldiğini bilerek şükretmek… Elbette hiç kolay bir mesele değildir bu ama eğer gereği gibi şükretmeyi bilirse, zorluklara karşı direnmeyi daha kolay başarabilir insan. Ve Rabbine yakınlaşır, O’nun rızasını kazanması yolunda sağlam bir adım atmış olur.
292-İnsanın kendisine yapacağı en büyük iyilik, Allah’ın ona verdiği evladına iyi davranmaktır. İyi davranmaktan maksat, sırtını sıvazlayıp, giydirip kuşandırarak karnını doyurmak, sarıp sarmalamak, en iyi okullarda okutup adam etmek değil elbette. Bu da lâzım lâkin asıl iyi davranmak, onları Rıza-i İlahi’ye muhalif yapmamaktır.
293- Söyleyeceklerinizi karşınızdakinin gözlerinin içine bakarak söyleyin ki cesaretinizin ölçüsü ortaya çıksın.
Biletini alıp gişeden ayrıldı. Trenin kalkmasına daha epey vardı. Köşede duran simitçiden iki simit bir de ayran alarak trene doğru yöneldi. Ama sonra vazgeçip geri döndü. Gazetelerini almayı unutmuştu. Beş saat boyunca sürecek yolculukta vakit geçirmenin en iyi yolu bir şeyler okumaktı. Gerçi yanına kitap da almıştı ama gazetenin yeri başkaydı. Hiç değilse haberlere bakar oyalanırdı. Gazetelerini alıp yeniden trene yöneldi.
Son zamanlarda kendini bir türlü okumaya veremiyordu. Ne zaman bir kitabın kapağını açsa anında cayıp elindekini bir tarafa koyuyordu. Uzun zamandır üzerinde her şeye karşı duymuş olduğu bir bıkkınlığın yükünü taşıyordu. Nedenleri konusunda da hiçbir fikre sahip değildi. Bu konuyla ilgili olarak epey düşünmüş olmasına rağmen bir türlü kendisini tatmin edecek bir cevap bulamamış olması da ayrıca canını sıkıyordu.
Boş olan eliyle kapıyı açıp vagondan içeri girdi. Pulman koltuklu bir vagondu bu. Numarasını bulup elindeki simit ve gazeteleri koltuğuna koydu. Valizini tavandaki rafa yerleştirdi. Dün gelmişti Ankara’ya. Bazı işlerini halledip gece de otelde kalmıştı. Bugün de yolculuk baba ocağına…“ Yanıma abuk sabuk biri oturmaz da rahat bir yolculuk yaparım inşa-Allah.” Diye içinden geçirerek koltuğun üzerindekileri alıp oturdu. Poşetten simit ve ayranını çıkartıp yemeğini yemeye başladı.
____________mahpus yıllar
törpülemeli hasreti sabırla
her günün akşamı
Aslında kabul edilmemiş hiçbir dua yoktur. Sadece istekleri doğrultusunda tecelli etmediği için insanoğlu bu şekilde düşünür.
Kim bilir yapılan dua istediğimiz şekilde kabul edilmiş olsa belki de bizim için bir felakete sebep olacaktır. Nereden bileceğiz?
Duanın kabul edilmediğini düşünmek kişiyi umutsuzluğa sürükler. Oysa Cenabı Hakk’tan umudu kesmek asla olmaz.
181 - Nerede yaşıyor olduğumuz çok da önemli değildir. Önemli olan orada niçin yaşıyor olduğumuzdur.
182 - Önemli olan nereden geldiğimiz değildir. Oraya niçin geldiğimizdir.
191 - İnsan sevgiye yüreğini açtığını söylüyorsa eğer, onun aynı zamanda merhameti de oraya koyması gerekir. Merhamet yoksa sevgiden ne kadar söz edilirse edilsin hepsi lafta kalır. Çünkü bir gün sevdiğimize duyduğumuz sevgi azalabilir ve hatta bitebilir de. Şayet insanın yüreğinde merhamet varsa biten sevginin yerini hiç değilse kin duygusu almaz.
192 - Elde ettiğin mutluluklar senin mutluluklarındır. Minicik dahi olsa mutsuzluğun kapını çalmasına sakın izin verme. Karamsarlık ve onu besleyen faktörler zaten ortalıkta çok fazla. Hiç değilse sen o faktörlerden biri olma. Ne kendini üz, ne de sevdiklerini. Gülümse. Sen gülersen dünya güler.
193 - En kötü karar bile kararsızlıktan iyidir. Kararsızlık genellikle kargaşa getirir. Oysaki her verilmiş kararın iyi ya da kötü mutlaka bir sonucu olur. Ve her sonuç bir çözüm üretir.
“Ah be Züleyha’m, sen beni hâlâ anlamadın, aşk beklemektir, beklerken daha da güzelleşir, daha da demlenir, olgunlaşıp yücelir. Kavuşmaksa aşkın en büyük düşmanıdır,” dedi adam.
“Beni daha ne kadar bekleyeceksin, bıkmadın mı beklemekten?” Diye soran genç kıza.
_____________________/
Sunucu birlikte program yaptığı çocuklardan bir tanesine soruyor.
-Tavuk mu yumurtadan çıkar yumurta mı tavuktan? Diye.
Kız cevap veriyor.
Demokrasi denince akla en basit tanımıyla halkın kendi içinden seçmiş olduğu temsilcileri vasıtasıyla kendi kendisini yönetmesi gelir. Ama bunun ardından insanın aklına kaçınılmaz olarak bir de “hangi demokrasi?” sorusu gelir.
Sosyalist ideolojinin savunucuları da kapitalist toplumlara olduğu gibi kendi ideolojilerinin hâkim olduğu toplumlarda demokrasinin varlığından söz ederler. Tıpkı Kapitalist toplumlarda olduğu gibi Sosyalist toplumlarda da halk kendisini yönetecek olanları yine kendisi seçer. Başka bir deyişle seçtiğini sanır.
Karl Marks toplumları tarif ederken onları iki ana gruba ayırmıştır. Kısaca ve en kaba hatlarıyla tanımlamak gerekirse eğer:
Hayat insanı zaman zaman bazı seçimler yapmaya zorlar. İşte bu anlarda kişinin yapacağı tercihler onu hayat karşısında güçlü ya da güçsüz kılabilir.
Verilen her karar bir sonrakine zemin hazırlar. Çok doğaldır ki bu durum ister istemez belirleyici yönüyle kişinin hayatına müdahale eder.
Bu yüzden başarılı olabilmenin ve yapılacak tercihler için alınacak kararların isabetli olmasının yolu acele ile hareket etmemekten geçer.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!