Nasıl girmişti, kim sokmuştu, bilinmiyordu ama bir şekilde girmişti işte. Eline alan herkes önce eliyle yapraklarını kıvırıyor ve gözlerini kapayıp o kâğıt kokusunu doyasıya içine çekiyor sonra da yanındakine teslim ediyordu.
Askeri cezaevindeydiler. İçeriye gazete de dâhil, okunacak hiçbir şey alınmıyordu, yasaktı. Buna rağmen bir yolu bulunuyor zaman zaman bu yasaklar bir şekilde deliniyordu.
Nasıl olmuşsa olmuş, Yazarını hatırlayamadığım ve ünlü İspanyol boğa güreşçisi El Cordobes'in hayatını anlatan 'Yasımı Tutacaksın' isimli eseri de işte bu yasağı delip bir yolunu bulmuş koğuşa teşrif etmişti. Tabi koğuşa girer girmez de büyük bir heyecana sebep olmuştu.
Genç kız kaybettiği bir yarışma sonrasında “ Kaybetmekten nefret ediyorum. Her zaman kazanmam gerekiyor” dedi ve ellerini yüzüne kapatıp hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Bir yarışma programındaki yarışmacılardan birisiydi bu kız.
İlk anda genç kızın bu azmini takdirle karşıladım ama sonra böyle düşünüyor olmasının sakıncaları karşısında kızcağızın bu haline üzülmeden edemedim ve “Bu kızın böyle düşünmesine sebep olanlar ona çok yazık etmişler,” diye geçirdim içimden.
Evet, her kes kazanmayı ister, kaybetmek üzüntü vericidir ama bir yarışa girmişse insan kaybetmenin de kazanmak kadar ihtimal dâhilinde olduğunu, kaybettiğinde her şeyin yitip gitmediğini bilmesi gerekir.
İlkokul iki ya da üçüncü sınıfta (hangi ders kitabıydı, yoksa bir hikâye kitabı mıydı, şimdi hatırlamıyorum) bir kitaptan bir resim kalmış aklımda, zaman zaman ortaya çıkan.
Bir elinde kılıç diğer eli belinde şu Amerikan filmlerindeki Romalı askerlerin giydiğine benzer bir kıyafetle ortasında bir düğüm olan gergin bir ipin önünde duran asker resmi bu. Resmin altında da " Büyük İskender Gordion düğümünü keserken." cümlesi var.
Tabi o yıllarda İskender'i de Gordion'u da nereden bileyim? Çocuk aklımla İskender denilen adamın durup dururken niçin böyle bir şey yaptığına bir anlam verememiş ama bunu da hiç kimseyle paylaşamamıştım.
Ülkenin öncelikli sorunlarının arasından zaman zaman sıyrılıp kısa süreli de olsa gündemi meşgul eden konulardan birisi de kadına şiddet ve bu şiddetin önüne nasıl geçilebileceği konusudur.
Söz sırası geldiğinde pek çok uzman pek çok şey söylüyor, çözüm önerileri sunuyor, projeler üretip bunların hayata geçirilmesi yolunda bir takım işler içine giriyor.
Bu arada devlet de boş durmuyor tabi. Kendisine bağlı kurumlar vasıtasıyla problemin üzerine gitme konusunda eskiye oranla daha duyarlı davranıyor.
Terörün en kıyıcı, en zalim olanı devlet terörüdür. Çünkü devlet terörüne karşı ne kendinizi koruyabilirsiniz, ne de ondan kaçabileceğiniz bir yer vardır. Kıyıcılığı da işte bu sebepten dolayıdır.
Bu ülkede devlet, güvenlik güçlerinin marifetiyle gözaltına almış olduğu insanlarına çok uzun yıllar boyunca özel olarak yetiştirilmiş sadist ruhlu katilleri vasıtasıyla hiç acımadan işkence uygulamış ve hatta bu işi sistemleştirip gelenek haline getirmişti.
Oysa günümüzde aynı devlet, artık güvenlik güçlerinin vatandaşına karşı bu suçu işlemesine izin vermemektedir. Eğer bunun hilafında bir işlem yapan varsa onu da yasalar çerçevesinde cezalandırmaktadır.
Bir ara televizyonlarda yayınlanan bir reklamda kullanılan bir cümle çok hoşuma gitmişti. Diyordu ki reklamda “Dünyada sadece bir kentte bir kıtadan diğerine geçtiğinizde içtiğiniz çay hâlâ sıcak kalır.”
Evet, gerçekten de öyledir. İstanbul’da yaşayanlar ya da İstanbul'a gidip gelenler bilirler.
Şehir hatları vapuruna binip şöyle güzel bir yer seçtikten sonra elinde tepsiyle dolaşan garsondan bir bardak çay almışsanız ve bir de mevsimlerden kışsa, sıcacık vapurun içinde camdan denizi ve güzelim İstanbul siluetini seyretmeye dalıp o çayı zevkle içerken bakmışsınız ki karşı kıyıya geçmişsiniz.
301-Konuşmak, yerine göre çok etkili bir silah olabilir. Çünkü insan konuşabildiği ölçüde fikirlerini başkalarına iletme imkânı bulur.
302-Çevresel bir takım faktörler, baskılar ve zorlamalar bizi ancak biz izin verirsek etkiler. Bu baskı ve zorlamalar karşısında ne kadar direnebilir, mantık ve muhakeme gücünü ne kadar koruyup kullanabilirsen kendini çevreye ve kendine karşı o kadar özgür kılarsın.
303-Savunma ihtiyacı bir iddia karşısında ortaya çıkar. Ama iddianın da savunmayı gerektirecek bir ciddiyeti olmalı ve delillere dayanmalıdır ki değeri olsun. Ciddiyeti olmayan ve sadece karalamak amacıyla ortaya atılmış olan bir iddia karşısında savunma yapmaya kalkışmaksa ciddiyetsizliğe ve özensizliğe prim tanımak olur. Böyle bir durumda en iyisi susmaktır. Çünkü gerçek eninde sonunda ortaya çıkar.
311-- Kötüye kızmamak lazım. Bilakis ibret almak gerekir. Çünkü kötülük olmasaydı iyinin kıymeti bilinmezdi. Her şey zıddını öne çıkartır.
312- Üretmiş olduğun şeyin teknolojisi milli değilse o şeyi üretirken kullanmış olduğun sermayenin milli olması üretileni yerli yapmaz.
313-Değerli olan yarışın başında değil, sonunda listenin en üst sırasında olmaktır.
321-Hiç kimsenin hata ve kabahatini ortaya çıkartmak için uğraşma. Aynı şeyi bir başkasının sana yapması durumunda ne yapacağını bir düşün.
322-Yaptığın hatalardan dolayı ne kendini ne de başkalarını suçla. Suçlamak hatayı kabullenmemiş olmak demektir. Yapılacak en doğru şey, hatalarını sükûnetle kabul edip, onlardan ders çıkartmayı bilmek ve bunları düzeltmeye çalışmak olmalıdır. Çünkü insanın kendi hata ve kabahatlerini içtenlikle kabul etmesi ve düzeltmeye çalışması her Âdemoğlunda bulunamayacak kadar değerli bir erdemdir.
323 - İnsanlara yumuşak davran ve sevgiyle yaklaş. Bil ki nasıl davranırsan genellikle o şekilde karşılık bulursun.
331 - İnsanoğlu doğarken yalnızdır, bu dünyadan giderken de. Bu iki zaman dilimi arasında ilgilendiği şeyler sadece bir aldatmacadan ibarettir. Ana, baba, eş, çoluk, çocuk, mal, mülk, para, pul... Hepsi yalan... Bu sebepten kişinin yalanlarla avunmaktansa geçeğin peşinden gitmesi kendi hayrınadır.
332 - İnsan hayatı boyunca hep bir öğrenci olarak kalmayı tercih etmiş olursa eğer karşısına çıkması muhtemel bütün sorunlara daha başından engel olma ihtimalini arttırır. Çünkü öğrenmeyi kabullenmiş olan biri bilmediğini de kabul etmiş demektir. Bilmeyen iddia etmez. Ortada bir iddia yoksa iddianın tezahürü olan çekişme de yoktur.
333 - Kahraman olmak karakter sahibi olmaktan kolaydır. Karakter sahibi olmak için de mücadele etmek zorundadır insan, tabi öncelikle kendisiyle. Eğer kişi nefsiyle girdiği bu mücadeleden kazanarak çıkarsa zaten kahraman olmuş demektir; kendi kahramanı. Kendi kahramanı olan insanın zaten başkalarının kahramanı olmasına da ihtiyacı olmaz.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!