İnsan için aidiyet duygusu olmazsa olmaz bir durumdur.
Kimimiz bir etnisiteye aitizdir, kimimiz bir dine, kimimiz daha alt zeminlerde başka mevhumlara.
Ait olduğun zaman ister istemez taraf da oluyorsun; ait olduğun şeyin tarafı.
Tarihi ancak kendisi ve çevresiyle ilgili kabullerini zaman zaman yoklayıp, gerektiğinde yenileyenler ve geliştirenler yazdılar.
Körü körüne bir takım fikri saplantılarla hareket edenler ise kendilerine ne yazık ki o tarihin ancak karanlık sayfalarında yer bulabildiler.
Acımak insan fıtratının bir yansıması olmasına rağmen bu duyguyu sana yaşatanın üzerinde bir yere koyuyorsan kendini hesaba çekmelisin.
Olumlu ya da olumsuz, hiçbir duygu kişiyi başkalarının karşısında konumlandırmamalıdır.
Gemi hele bir yalpalamaya görsün, ilk terk edenler o geminin imkânlarından en çok faydalanmak isteyenler olur her zaman.
Çünkü batma tehlikesi yaşayan bir gemi onlar için hiç de cazip bir şey değildir.
O haliyle amaçlarına, isteklerine ve tutkularına yeterince karşılık veremez.
Bu dünyada her şey bir zaman için vardır, sonrası yokluk.
Bu gerçeği bile bile insanın hırs ve heveslerinin peşine takılıp gitmemesi kendisine verilenlere rıza gösterip kabul ederek şükretmesi yine kendi varlığının selameti için gerekli olanı yapması anlamına gelir.
Olanı kabul etmemek ise kişinin kendisini yaratan Rabbine bir tür isyan etmesi demek olur.
Şöhret ve itibar insana başkaları tarafından verilen payelerden yalnızca ikisidir.
Başkaları tarafından verilen şey yine o başkaları tarafından kolaylıkla geri alınabilir.
O zaman günün birinde kaybedeceği bir şey için başkalarının önünde eğilmek insana hiç yakışmaz.
Ne yaşarsak yaşayalım, nasıl yaşarsak yaşayalım, her halükârda yine de kaderimizi yaşarız.
Ama kendi tercihlerimizi yaparak ama bize dayatılanları yaparak.
Basit bir tanımı yapılacak olunursa eğer kader, kişinin cüzi iradesiyle karar verip uyguladığını Külli İrade’nin ezelde yarattığıyla örtüştürmesidir.
Hayat bize bir takım kazançlar sağlıyormuş gibi görünse de aslında genel anlamda kayıplardan ibarettir.
Kayıplarını düşünerek hayıflanıp küsmektense, hayata asılmaya devam etmelidir insan.
Çünkü nasıl olsa ömrü olduğu sürece kaybedecek daha pek çok şeyi olacaktır ve tabi isterse bu dünya için değil ama asıl dünyası için kazanacak pek çok şeyi.
Bir fikir savunulmaya başlandığı andan itibaren fikir olmaktan çıkar ve başkalarının gözünde bir iddia halini almış olur ki bu durum o fikrin kanıtlanması ihtiyacını ortaya çıkartır.
Her ne olursa olsun muhtaç olma durumu genellikle acziyet ifade eder.
Sonuç olarak savunma ne kadar mantıklı ve ikna edici de olsa son tahlilde bir hatanın düzeltilmesi ya da bir eksiğin tamamlanması için ortaya koyulmuş bir eylemdir.
Sürekli ölümü hatırlayıp düşünüyor olmak insana çok ağır bir yüktür.
Ama akıldan da çıkartmamak gerekir.
Çünkü ölüm, insanın hayat karşısındaki duruşunu belirler.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!