Cenab-ı Hakk (c.c.) yaratmış olduğu hiçbir şeyi sebepsiz yaratmamıştır.
Kâinatta yaratılmış olan her ne varsa mutlaka bir sebebe dayanır ve yaratılmış olan her şey bir diğeri sebebiyle vardır.
Bu zincir her hangi bir yerinden bir arıza gösterirse, zincirin tümünde aksamalar oluşmaya başlar ve ortaya çıkan bozulma bir daha telafi edilemeyecek düzeyde sıkıntılar oluşturarak hayatı olumsuz yönde etkiler.
Yorgun ve tedirgin adımlarla kilisenin kapısından içeri giren adam çarmıha gerilmiş Hz. İsa figürünün önünde mum yakan kadının yanına yaklaşıyor. Kadın işine devam ederken bir yandan da adama dönüp bakarak
“Hoş geldin gel sen de bir mum yak, ölmüşlerinin ruhu için, diyor.”
Adam da “hoş bulduk” anlamında başını sallarken kadının uzatmış olduğu mumu alıp önlerindeki platformda daha önce gelenlerin yakmış olduğu mumlardan birisiyle yakarak mumlar için hazırlanmış deliklerden birisine koyuyor ve başını öne eğiyor. Belli ki o da kadının tavsiyesine uyup duaya başlıyor.
İlahi inanç zafiyeti içinde olan insanlar kendilerine bir hedef koymak istediklerinde ipe sapa gelmez bir takım uygulamaları kendilerine kılavuz olarak seçerler.
Bu istek doğal olarak bir takım şarlatanların ortaya çıkmasına sebep olur.
Örneğin kahve falı gibi, tarot kâğıtları gibi, burçlardan gelecek okuma gibi uyduruk ve düzmece söylemleri kullanarak insanları medet umarlar ve hayatlarını bu inanmış oldukları şarlatanlıklara göre düzenleyip yönlendirir, kendilerine yol gösterici olarak alırlar.
Aşk kelimesi sözlükte 'aşırı sevgi, bir insana bir varlığa, bir nesneye, ya da evrensel değere doğru kişiyi sürükleyip götüren gönül bağı' şeklinde ifade edilmiş.
Tasavvufi bir terim olarak da sevginin insanı bütünüyle etkisi altına alması, sevginin son mertebesi, varlığın yaradılış sebebi, varlığın aslı anlamlarında kullanılmakta.
İş böyle olunca doğal olarak ne kadar âşık gelip geçmişse bu dünyadan o kadar da tanımı olmuş bu kelimenin. Elbette her âşık kendi tanımının en güzeli olduğunu düşünmüştür. Böyle düşünmemiş olsaydı zaten bir tanım yapma ihtiyacı da duymazdı.
241 - Suyun hırçın, hızlı ve deli dolu akıyor olması onun nispeten sığ olduğunu gösterir. Oysaki derin sular durgun akar çünkü hırçınlığını derininde saklar.
242 - En çirkin şeyde bile güzel olan bir şey vardır. Yeter ki bakmasını bilelim. Baktığımızda gördüğümüz şeyi algılamaktaki tavrımız ve yargımız yerine göre kılavuzumuz bile olabilir.
243 - Hayata dair aradığımız şey yaşanmış zamanda değil, o zaman diliminin kişiye getirdiği şeylerin onu nasıl bir biçimde etkilediklerindedir.
11 - Kazanmak için üzerine düşeni yapmalı, Cenab-ı Hakk’ın meşru kıldığı ölçüler içinde çalışmalı asla boş vermemelidir insan. Çünkü boş verip bıraktığın an kaybetmek mukadder oluyor.
12 - İnsanoğlu dışında Cenab-ı Hakk'ın yarattığı hiç bir canlı kendisine faydası olmayacak bir şey için çaba sarf edip zaman harcamaz.
13 - Kendimize dönük yaşamaktan vazgeçtiğimiz an gerçek anlamda yaşamaya başlarız.
201 – İnsanın, insan olma vasfına layık olabilmesi için bilgelik, adalet, iyilik, sabır, şükür vb. bazı erdemlerin ne ifade ettiğinin idraki içinde olması ve dolayısıyla bu erdemleri hayatına raptetmesi elzemdir.
202 - Ölümün bizi nerede beklediği hiç belli değil. Mademki bu böyledir, öyleyse önce davranıp her an ve her yerde biz onu bekleyelim. Evet, her an ölümü bekliyor olmak yorucu bir iştir ama hiç değilse insanı gaflete düşmekten koruyup hazır tutar.
203 - İyi bir başlangıç başarının yarısıdır. Diğer yarısı ise iyi bir planlamadan sonra sabırla ve yılmadan çalışmaktan geçer.
211- Düşünce özgürlüğü isteyen kişi önce kendi düşüncelerini gözden geçirip varsa karanlığın pençesinden ve prangalarından kurtarmalıdır ki özgürlüğün getireceği aydınlığı görebilme imkânı kazanabilsin ve bu aydınlığı başkalarına da ulaştırabilsin.
212- Hayat karşısında kaybetmek mukadderdir. Önemli olan kaybolmamaktır.
213- İnsan nasihat vermeye bayılır ama bir başkasının kendisine aynı şeyi yapmasına ise sinir olur. Kim bilir belki de sırf bu yüzden nice değerli fikir ortaya çıkamamakta, çıksa da gerçek değerini bulamamakta ve heba olup gitmektedir.
1-Aşk, asıl kaynağından; Yaratan’dan yarattıklarına doğru yönelen bir yansımadır.
2 - Asıl sevdiğimiz çocuklarımız değil, onlara sarf ettiğimiz emektir. Bunun tersini söylemek insanın kendisini avutmaktan başka hiçbir işe yaramaz.
3 – Okumanın, araştırmanın, sorup, soruşturmanın, istişarenin geçerli olmadığı toplumlarda şarlatanlar kahraman olur.
- Zaman insan için geçmişini bilmediği, geleceği ise belli bir uzun yoldur, menzil menzil üzerinde yürünen.
- Zamanın ne işe yaradığını insan zamanında düşünüp bulamamış ya da araştırıp öğrenememişse, zamanı kalmadığında ve zamanı geldiğinde bunu çok iyi anlar.
- İnsanın yapabileceği en büyük ve en değerli tasarruf zamandan yapacağı tasarruftur. Zamanı bir sermaye olarak görmek mümkünse eğer bu sermaye gerektiği gibi kullanıldığında kişiye sağlayacağı getirinin büyüklüğü hiçbir maddi değerle ölçülemez.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!