Bir insan hep muhalifse, hep bir takım itirazlarla insanların yaptıklarına ‘eleştiri’ adı altında karşı çıkıyorsa, bilinmelidir ki bunun birinci nedeni o kişinin ortaya en küçük bir şey koyamamış olmasındandır.
Zaten bu eksikliğini bildiği için has bel kader bir şeyler üretip sunan insanlara sırf kendi eksikliğini hatırlatması sebebiyle kin duyar, yapılanları küçümser, aşağılar.
Eleştiri elbette ki bir haktır. Ancak bu hakkı kullanabilmek için insanın öncelikle kendi yapıp ettikleriyle ortaya çıkması, en azından eleştireceği şeyle ilgili doğru ve ayrıntılı bir bilgi birikimine sahip olması ve eleştirmiş olduğu şeyin alternatifini göstermesi gerekir.
sen ki hayat yaşadın her türlü saltanatla
toplanıyor bulutlar şimdi şimşek çakacak
bir elin yağda idi ötekisi de balda
ömürler geçip gider bıraktığın yakacak
boşunadır ağlaman yetmez üzülmek sana
İnsanoğlunun en büyük açmazı yetinmeyi bilmeyip açgözlü davranması ve bu eksikliği nedeniyle de dünyayı yaşanmaz hale getirmesidir.
Hâlbuki insan ihtirasına gem vurup elindekiyle yetinmeyi bilse, kanaat sahibi olsa, olumlu düşünebilse, biriktirmek yerine elinde olanı paylaşabilmeyi becerebilse ne kadar güzel olurdu değil mi?
Ama ne yazık ki insanoğlu nefsine karşı hep mağlup olduğundan bu temennilerin tersine davranıp dünyayı kendisine yaşanmaz bir yer haline getirmekte son derece başarılıdır.
Hüzün kelimesi bir ahlâk terimi olarak insanın maddi veya manevi kayıp ve eksikliklerinden duyduğu üzüntüyü, kederi ifade ediyor.
Kuran’da iki ayette hüzün, üç ayette aynı anlamı taşıyan hazen, otuz yedi ayette de aynı kökten fiiller geçmektedir.
Birçok ayette müminlerin ahirette üzüntü duymayacakları bildirilmekte; Hz. Peygamber Aleyhisselâm ve müminlerin başlarına gelen musibet ve sıkıntılar sebebiyle veya maruz kaldıkları baskı ve zulümlerden dolayı üzülmemeleri öğütlenmektedir.
ıssızlığın koynunda yapayalnız sokaklar
bir türkü duyuluyordu uzaklardan hüzünlü
her gülüşle günaha kıvrılıyordu dudaklar
ve ölüyordu karanlıkarda sevgimin kızıl gülü
yüreğim için için yanarken hasretini kucaklar
Evlatlarımız bizim en değerli varlıklarımızdır. Onları koruyup kollamak, beslemek ve yetiştirip, büyütmek, hayata hazırlamak en önemli görevidir annelerin ve babaların.
Ama hepsi bu kadar…
Daha fazlasına karışmaya kalkışmak onların bireysel hak ve özgürlüklerinin alanına tecavüz etmek olur ki bu da onlara yapılacak en büyük haksızlık ve bekli de kötülük olur.
durdu sanki mevsimler
bir yaprak dökümü başladı içimde
doğa tüm güzelliğinde bu nasıl hazan
ve bu fırtına nedendir
seni benden koparan
Hayaller çoğu zaman gerçekleşebilme imkânı bulamıyor olmalarına rağmen seyrek de olsa bunu başarabilirler. Ve gerçeğe dönüşmeğe başladıkları andan itibaren de kötü ve çekilmez yanlarını ortaya çıkarmaya başlarlar; hayal kırıklığı…
Çünkü insanın hayalleri hayalken sadece kendisine aittirler. Gerçekleşmeğe başladıktan sonra ise onları her kes görür, bilir ya da öğrenir. Bu durum onların ulaşılmazlıklarını ortadan kaldırır ve gerçekliğin o sıradanlığı içinde hayatın acımasız çarkları arasına iter.
Öte yandan yine de hayal kurmaktan asla vazgeçilmemelidir. Çünkü hayaller, insan için bir tür dinamo gibidir, onun sürekli diri ve enerjik kalmasını sağlar, hayatın zorlukları karşısında kendisine bir tür kalkan olurlar.
gecenin ilerlemiş bir vakti yapayalnızım mutsuz
tıklasa kapım açsam
yağmur yağmış ıslanmışsın
gözlerinde hep o ışık gülümsüyorsun
biraz mahzun
İnsana belki de en çok yakışan duygu yansımalarından biridir hüzündür.
İnsanın ümit ile ümitsizlik arasında gidip gelmesine ama daha çok da ümidin tarafında yer almasına sebep olan bir duygudur.
İnsan umutludur ama bir yanıyla bu umudunun gerçekleşmeyebileceğinin tedirginliği içindedir ve bunu kendine bile itiraf etmek istemez, aklına getirmemek için çabalayıp durur.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!