"Çocuktum, ufacıktım. Top oynadım acıktım. Dalda buldum bir erik, onu kaptı bir geyik." diye başlar tekerleme dağa, ineğe kadar giderdi.
Hatırlayanlar olacaktır.
"Şimdi nereden geldi bu tekerleme aklına?" diyenler için söyle ifade edeyim.
İnsanoğlunun en çok başvurduğu şeylerden birisi de boş işlerle uğraşmasıdır. Olur, olmaz yerde ve zamanda, olur olmaz konuşmak neredeyse sıradan olaylar oldu günümüzde.
Derler ya “İnsanın yapacak doğru dürüst bir işi olmayınca diline vururmuş”. Özellikle de sanal âlemde bedava laf üretmek daha kolay olduğundan doğru dürüst konuşmayı bile beceremeyenlerin, insanların başına filozof (!) kesilmeleri ise bu kısa yazının konusu değildir. Konumuz bildiğini doğru dürüst anlatmakla sınırlıdır.
Bu dünyanın hay huyu içinde yeri ve zamanını iyi belirlemek koşuluyla kişinin, başkalarına söyleyeceği bir sözünün olması güzeldir. Güzeldir de, söyleyeceği sözün ifade etmiş olduğu şeyi kendi hayatına mal etmemişse zaten hiç söylememelidir. Çünkü sözler hareketlerle desteklenmiyorsa hiçbir kıymet ihtiva etmezler.
Bizler çocuklarımız için varız.
Hayatlarımız onların hayatlarına bağlı.
Onlar için her şeyimizi ortaya koymaktan bir an bile tereddüde düşmeyiz, düşmemeliyiz.
Her şey onlar için...
HDP'nin oklarını sürekli olarak Ak Parti'ye çevirmesi ve adeta kendilerinin bir numaralı düşmanları olarak görmesinin altında yatan asıl sebep Ak Parti’nin iktidara geldiği günden beri Kürtler lehine onların bile beklemediği oranda iyileştirmelere imza atması ve bunların devamını getireceğini deklare etmesidir.
Kürtlerin lehine atılan her adım mağduriyet edebiyatı üzerinden politika yapanların ellerinden bu kozu alacağı için HDP ve daha da önemlisi PKK'nın paniğe kapılmasına sebep oluyor.
Bölgede huzur ve refahla birlikte Kürtlerin varlıklarını kendi kimlikleriyle birlikte sürdürme imkânlarının artması ve bu imkânların giderek daha da gelişmesi yasal siyasetin (HDP'nin) değil ama yasa dışı girişimlerin önünü kesecektir.
Yatmaya hazırlanıyor. Vakit çok ilerlemiş. Evdekiler çoktan uyumuşlar. Kim bilir kaçıncı uykularındalar? Hava çok sıkıntılı… Uyku tutmamış, oyalanıp duruyor evin içinde. Gecenin ilerlemiş bir vakti olmasına rağmen gündüzki o nemli, yapış yapış sıcaklık hâlâ devam ediyor. Nefes bile almakta zorlanıyor insan.
Neden sonra “Biraz uyumalıyım,” diyerek yatak odasına yöneliyor. Yarın iş var ve onun erken kalkması gerekiyor.
Üzerindekileri çıkartıp yatak kıyafetlerini giyiyor. Lambayı söndürüp yatağa yönelecekken birkaç saniyelik müthiş bir uğultu, ardından gecenin karanlığını yırtıp parçalayan kızıl bir ışık doluyor bir anda karanlık odanın içine. “Ne oluyor? ” Demeye varmadan derinlerden, sanki çok uzaklardan geliyormuş hissi veren müthiş bir kütürtü.
Evi terk etmeye karar vermişti.
“Diş fırçalarken suyu açık bırakma”
“Salondan en son kim çıktı? Işıklar neden açık”
Hiç kimse hiçbir zaman elde etmek istediklerinin tümüne sahip olamaz. Bu sebepten kişi sahip olduklarıyla yetinip şükretmeyi bilmeli Allah’ın (c.c.) ona verdiklerinin ve vermediklerinin hikmetini anlamaya çalışmalıdır.
Şükretmek Cenab-ı Hakk’ın (c.c.) vermiş olduğu maddi ve manevi nimetler için kulun O’na teşekkür etmesi demektir.
Şükürsüzlük ise Yaratan’ın (c.c.) tasarrufuna rıza göstermemek anlamına gelir ve bir tür isyandır. Dolayısıyla insanı mutsuz eder. Mutsuzluk ise kişinin hayat karşısındaki duruşunu etkiler.
951- İnsan her an, her şeye karşı hazır olmalıdır. Çünkü ömür yolculuğu içinde hiç ummadığı, beklemediği şeylerle karşılaşabilir. Şayet hazırlıksız yakalanırsa kırılıp dağılır, yılgınlığa düşebilir. Hazırlıklı olmak işte tam da bu sebepten gereklidir.
952- İnsanoğlu, tarihinden asla kaçamaz. Tarih demek yaşanmışlık demektir, birikim demektir. Birikim zenginliğin temelini oluşturur kök salmayı kolaylaştırır.
953- Efendimiz aleyhisslatu vesselam "Ameller niyetlere göredir" buyurmuş. Bu hadisten yola çıkarsak anlarız ki bir eylemin mahiyetini onun arkasındaki niyet beliriyor.
sürgünlerde yıllanmışım
yalan olup harcanmışım
bütün uğraş boşa gitmiş
madrabaza aldanmışım
sür git gitmez dünya böyle
Memleketin birinde çevresinde iyi bilinmeyen bir genç yaşarmış. Gencin babası evladının bu durumundan çok rahatsızmış ve onu bu kötü yanından kurtarmak için çeşitli çarelere başvurur lâkin pek de başarılı olamazmış.
Yine bir gün baba oğluna bir kutu çivi vermiş ve bahçeyi yoldan ayıran tahta perdeyi gösterip ve demiş ki
- Bak evladım eşinle dostunla tartışıp kavga ettiğin zaman, ya da onlara bir kötülüğün dokunduğunda gel bu tahta perdeye bir çivi çak” demiş.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!