O günden sonra konuşmadım.
Dilimi susturdum senin adını anmak,
kendi mezarımı kazmak gibiydi.
Ve ben o gün,
sana mezar olmayı seçtim.
Sen gülünce,
bir şehir kendini affediyor sevgilim...
Caddelerinden bir çığlık kopuyor, ismini zikrederek.
Ve sokak lambaları ilk kez kendini bir yıldız sanıyor.
Ay utanarak açıyor gözlerini geceye....
Seni böyle seversem...
Bir yabancı olup çıkarım kendime.
Kırılır elmacık kemiğim;
gülemem eskisi gibi.
Sen miydin
o sahte gözlerin ardına saklanıp beni bana yabancılaştıran?
gülüşünle bahar sandığım ama içimi kışa kilitleyen?
Sen miydin
adımı ezberleyip sonra unutan,
dokunuşuyla ruhumu kazıyıp sonra,
Sen özgürdün… Ben tutsak.
Senin kanatların vardı,
benim zincirlerim.
Sen uçarken
ben bekledim.
Sen unuttun,
Yanmak nedir bilir misin sen?
Yanmak; dokunamadığın tende
başkasının parmak izlerini silmektir.
Ellerini bile tutamadığının,
başka ellerde yitip gitmesidir.
Yanmak; saçlarının gölgesinde
Sessizliği giydim bu gece üstüme,
Bir çığlık yürüdü kalbimin tüfeğine.
Yüzümü çizdiler aynanın içine.
Bir mum söndü içimde,
Kül oldum, dağıldım gözlerinin rengine.
Merhaba;Sevgilim
Sana bu mektubu
Soğuk bir Ankara gecesinden yazıyorum.
sessizliğin terkedilmiş koynunda
ve ellerim titrerken yazıyorum.
Sana hiç “sen” demedim.
Adını bile anmadan sevdim seni.
Yalnızlıktan değil,
Kalbimdeyken bile yok oluşundan yoruldum.
Bir kadının gülüşü nasıl bu kadar uzak olurdu?
Sen gülüyordun,
SUS yüreğim SUS !
Sakın söyleme bildiklerini.
İncinir, kırılır yüreği.
Bilmesin,
bilmesin onun seni sevmediğini.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!