/ 23.Mart günü Ankara Lokman hastanesinde aramızdan ayrıldın . Mekanın cennet olsun /
Kırılgan yüreğimde ayrılk senfonileri çalıyor. Zoraki kalkdığım yatağımdan, öylesine bitkin ve yorgunum ki. Saatin kaç olduğunun ne önemi var. Öğlene ramak kalmış o kadar. İçim yemek yemeyi almıyor. Havasızlık çökmüş damarlarıma pencerelerimi açıyorum perdelerin ardından. Pek çay semem ya, tarçınlı bir çay yapıyorum. dem alıncaya kadar oyalanıyorum, Islak asvalta bakıyorum. Islaklığını karanlığı bastırıyır. Ne çok ağlamışım iki yıldır. Güle güle sevgili abim çocukluğum. Bir yıl önce eşim Karlı bir ocak sabahında;Eşim hayat arkadaşım, çocuklarımın babası torunlarımın ton ton dedesi. Daha bir yıl olmuştu ki,Ve abim güvencem desteğim aile yadigarım. Son güvenilir limanım. Hepsi kapandı birer birer. Ve bir gün bende, gideceğim sessizce. Türlü bahanelerle yorumlayacaklar. Nafile sessiz gemi çoktan yol almış olacak sonsuzluğa. sabah dilime takılan şu son dörtlüğü birakıyorum abimin anısına.
Artık gidiyorum şu dünyadan
Sana kalsın bu mekan o meydan
Tam yirmi yıl olmuş anacığım. Mekanın cennet olsun. Beş evlat yetiştirdin. Yokluk, sıkıntı ve kederlerini bir kenara koyup, her birine ayrı ayrı koştun. Kendini unutup, onlarla ağladın onlarla güldün. Onlarla yaşadın onları yücelttin. Saçların tel tel ağırdı. Alnin kırıştı şeklin bozuldu. Ama yüreğin hep sıcaktı. Sevgin azalmadı arttı. Küçülen bedenin dağ gibi sevdalar biriktirdi. Seni özlüyoruz annem. Sen gidince bağ bozuldu. Hazan oldu ocağımız. Dağımız dayanamadı
acına yıkıldı. Bahçede güllerin soldu, saksıda limonların öksüz kaldı. Hanımelleri dayanamadı bu ayaza dondu. Bayram sabahının telaşı bitti. Acılarını kederlerini alıp gittin. Yarım asrı aşkın yaşamında bir örnektin. Kendine has nakışların vardı. Sözden etkili bakışların vardı. Yerin dolmadı, resmin soldu ama sevgin hiç mi hiç solmadı. Bana nasılsın kızım diyen olmadı. Üzülme! bu da geçer demedi hiç kimse. Gönlümü almadı acımı hafifletmedi. Gülümsemedi senin gibi hiç kimse içimi ısıtarak. Bugün anneler günü. Ellerinden öperim annem! Sen her dem benimlesin. Herşeyi senden öğrendim. Rahmetle anıyorum ilk öğretmenim.. Annem böyle yapardı diye her bir şeyi özenle yapıyorum. Hatırana sahip çıkıp izinden koşuyorum. Dünya hızla değişiyor. Telaş çok. Covid 19 sardı dünyayı ölüm saçıyor. Canım annem dayanmayı, sabrı senden öğrendim.Buda geçecek. Şükür edeceğiz her şeye . Tevekkül edeceğiz yaradana. Dualarımız seninle huzur içinde uyu. Her bir evladın diktiğin bir çınar şimdi. Eserlerin dimdk ayakta torunların dört bir yanda. Hizmet ediyor bu cennet vatana. Sen ülkeni ne çok severdin. Bir ana daha ne yapar. Anılar yaprak yaprak özlem kokar. Canım annem! Mekanın cennet olsun. Hasretle ellerinden öpüyorum. Elfatiha.
Perihan Pehlivan 10.5.2020 İst
Coal black eyes
Cheerful beautiful words
The girl always hides her longing
Angelic is a mother
Black orchid of Singapore
Suluova İmam hatip lisesi
Derepazarı’n daki üç yıllık görevim bitince tayin istedim. İstedim de kolay olmadı tabii. Terör, kutuplaşmalar Amasya için atama çok zor hal aldı. Tek şansım yeni açılan İmam hatip lisesi idi. Sağolsun rahmetli eniştem işlerimi takip etmişti ama baya uğraşmıştı. Ve uzun bir veda programından sonra Derpazarı’ndan ayrıldım.
Çocuklar dersten kaçıp otobüse kadar gelmişlerdi. Çünkü Saat 9.30 da araba Derepazarı’ndan geçiyordu. Gözyaşları sel oldu aktı. Uzun süre otobüste bende ağladım durdum. Orası benim ilk göz ağrımdı. Hiç unutamayacaktım, unutmadımda. Üç yılın anıları bir bir gözümün önünden gelip geçti. Bir hafta sonra yeni görevime başladım. Lakin eve iki km den fazla uzaktı. Çarşı boyunca yürüyordum. Çok nadir otobüse rastlıyordum. Çünkü o zaman belediye otobüsleri düzenli çalışmıyordu. Zaten henüz yeni konmuştu. Dolmuş olayı da henüz başlamamıştı. Ben göreve başlamadan birkaç gün önce eniştem bir sohbet şu söze şahit olmuştu. Çocuğu imam hatipte okuyan bir polis “ Ya imam hatibe bir bayan öğretmen atamışlar hiç olur mu?” Deyince eniştem çok sinirlenmiş. Öğretmenin bayanı erkeği mi olur ne biçim konuşuyorsun diye adam çıkışmıştı. Okul bir caminin arsasında başlamış kuran kursundan ibaretti henüz kendi binası yoktu. Yardım ve hayırlarla toparlanıp eğitime açılmıştı. Yağmur yağınca bazen sınıflar su girerdi. Müdür eniştemin erkek kardeşi idi. Kazım Demir. Daha sonra o Avukat olduğu için stajı bitince Amasya ya gitti yerine. Karslı bir müdür geldi. O da uzun kalmadı. Becayiş yaptı Kars'ta biriyle O da eniştemin dayısının oğluydu. Kazım süren Rahmetli oldu sonra. Allah rahmet eylesin. Ankara ya gitmişti tayinle bir başka kuruma. Yaşı bayağı gençti öldüğünde. Neyse sanırım bir dokuz ay orada kaldım. İlçe iyice karışmıştı. Sokaklar bölünmüş bir polis karakolun balkonunda konuşurken vurulmuştu. O arada bir öğrencimiz ailesi ile birlikte tüp gazdan zehirlenmişti. Her gün lisenin önünden geçip eve gidiyordum. Çoğu kez de postacı amcaya rastlıyordum. PTT İmam hatipten daha ileriye yapılmıştı ve yeni binaydı. O da benim gibi mecburen çoğu kez yürüyordu evi bizim arka çaprazımızda idi, emekliliğine az kaldığı için idare ediyordu. Dört çocuğu vardı biri benim ortaokuldan arkadaşımdı daha sonra onu cadde de vurdular. Evliydi pek bir şeye karışmazdı ama. Allah rahmet eylesin. Kardeşi Naci bostancı o zaman öğretmen okulunda okuyordu Perşembe de daha sonra Prof olmuş sonrada milletvekili, Ömer ve En küçükleri Namık. Annemle anneleri samimiydi. Birde o zaman çok telefon olmadığı için. Acil görüşmelere onlara giderdik ya da arayan bizi oradan arardı. Sağ olsunlar yardımcı oluyorlardı. O zaman bir komşuluk insanlık vardı. Sevgi saygı vardı.
Bu karatahta
Hem soluk, hem de tahta
Cevap vermez sana
Ama o aydınlık
Sıcak güler sana
Sakın hata yapma
Hastane kapısında bir şehit,
Al içinde geçiyor bir yiğit.
Gördüğüm bu kaçıncı klip,
Vatan senin bağrına inip,
Kaç asır geçmiş bakmalı.
Satır, satır ağıt yakmalı.
Dün yirmi bir Ocaktı
Ölüm yıl dönümündü.
Dualarla andım seni.
Seni, Ne Zaman Özlesem,
Rüyamda Görürüm
Daha Dün Gibi
Annem benim
Ne zaman bir sarı gül görsem
Seni hatırlarım anne
Ne çok severdin onları
Kırmızı, beyaz, sarı
Sevgili annem
Uzun zaman oldu, sana yazamadım. Bilirsin işte. Bir anne olarak telaş içindeydim. Kızım evlendi.uzun süre onun işlerini hale yola koymakla uğraştım. Sonra hamile kaldı. Biraz sorunlu olunca neredeyse bir yıla aşkın ona taşındım durdum. Çok şükür Rabbım sağ salim Elif kızı kucağına verdi. Çok sevindik elbette. Büyük anne olmak ne demek miş daha iyi anladım. Maşallah sende beş çocuk yirmi torun vardı. Hepsini bir ayrı severdin. Canım anacığım artık rüyalarıma da pek gelmiyorsun. Ben de artık yaşlandım. Dizlerim ağrıyor senin gibi bazen. Aynı annem gibi, bükemiyor um diyorum. İhtiyarlık buymuş demek, diyorum çocuklarıma. Oğlan kız büyüyor anneler yıpranıyor küçülüyor.
Çok şükür fazla bir sağlık sorunum yok şimdilik.Çocuklarla torunla uğraşıyorum. Ama ülkede sorun çok. Ne zaman yoktu ki diyeceksin. Haklısın.Her geçen gün eskiyi aratıyor. Pahalılık, hastalık, bazı şeylerde kıtlık, yokluk. Hani yanımda olsan. "Sen kıtlık görmemişsin" Dersin. Hep hatırlarım Cumhuriyetin ilk yıllarını anlatışını. Ama bizde çok rahatlığa bolluğa alışınca az bir şey de şikayet ediyoruz. Fakat küresel ısınma diye bir şey çıktı. Mevsimler kaydı. Yağmurlar azaldı. Toprak eskisi kadar verimli değil. Ama kim yaptı? Biz. Hoyratça kullandık her şeyi. Ormanları ufak ufak yuttuk. Çevreyi kirlettik. Ve asla kanaatkar olmadık. Hep bana Rabbana. Doğanın dengesini bozduk. Şimdi dışarıdan buğday mısır, mercimek, et alıyoruz. Şükür etmeye etmeye. Çok şükür demeyi öğrendik. Har vura harman savura tasarruflu olmayı öğrendik. Amma ve lakin geç kaldık. Çok geç kaldık.
Şimdi devlet tedbir almaya çalışıyor. Biz üretmeye. Bakalım ne kadar düzlüğe çıkarız. Nüfus arttı. Göç arttı.Göçmenler daha da çok arttı. Dört bir yanda savaş kargaşa. Derken bir yandan sınırları koruma mücadelesi. Bir yandan geçim telaşı. Şehitler zayiatlar üzüntü kargaşa. Yani bizde de tüm dünyada huzur kalmadı. Yalan dünya fani dünya. Ekonomi daralıyor. Paranın hiç değeri yok. Hastalıklar çeşit çeşit. Şimdi çocuklar doğmadan hasta. Toprak çürüdü, insanlar çürüdü. Allah hakkımızda hayırlısını versin yinede bugüne şükür.
Canım annem seni çok özledim babamı ablamı da. Çocukluğumuzdaki o kalabalık evlerimizi,
Adı Tuba narin dal gibi Bir Türk kızı. Ama eğitimli, cesur, atılgan, çalışkan ve azimli. O bir cumhuriyet çocuğu .Atasına yakışır düzeyde cesaretli disiplinli ve ülkesi adına fedakar cesurca adımlar atmayı vazife edinmiş. O genç bir mühendis, iyi bir eğitim almış. Askerliğe babasından sevdalı. Havacı bir albayın ikinci cesur çalışkan kızı. Ablası bir pilot.
Biri göklere gönül vermiş biri denizlere. Tuba Çınar deniz ve jololjiyi birlikte götürüyor. Mühendis olduktan sonra Deniz kuvvetlerinde göreve başlamış. Hergün yeni başarılara imza atıyor. Genç kızlara örnek bir kadın subay. Antartikaya giderken yüreğinde Atatürk sevgisini, yanında Türk bayarağı ve arkasında Türk milletini bilmenin haklı gururunu yaşamış. Buzlarla mücadelenin zorluğunu aşmayı bilmiş ve bayrağımızı gururla dalgalandırmış.
Daha sonra İngiltereye altı aylık dijital harita belirleme çizim kursuna katılmış. Evli ama ülkesi için hiç bir vazifeden kaçınmayan örnek bir subay, bir kadın. Sonra Avusturalya ya gitti. ülkesini temsil etti. İkinci bir harita kursunda. Girdiği her toplumda ülkesini en güzel şekli ile temsil eden Tuba Çınar Pehlivan. Çok iyi bir ingilizce mükemmel bir diksiyon ile Deniz kuvvetlerinin haklı gururu. Başarılarına yeni bir başarı ekledi. Kendi branşında doktora tezini verdi ünvanını aldı.




-
Eşref Trak
-
Mehmet Küçükkarahan
-
Nevzat Bilgiç
Tüm Yorumlariyi geceler. yorumunuz için teşekkür ederi. sizlerle şiir paylaşmak güzel bir duygu.
saygılarımla
eşref trak
kaleminize ve yüreğinize sağlık....
Değerli Şaire iyi geceler! ...
Artık Sakarya 'da değil, Edirne ' deyim.
Evinize esenlikler dilerim.
Saygılarla.