Sıradan bir zarf bu
Öylesine dönüyorum olduğum karede, rüzgârın yerine
Benden daha hızlı koşan at'lar var burada diyorum ama ;
Gördüğüm bu kirli yüzlerden sonra
Keskinliğini bileyen , bir bıçağın üzerinde saklıyor kendini kalbim
Paslı ellerden çıkan güzel sözlere nazır
bir dille
yazıyorum ipin ucunu kaçırmış
bu satırları.
Adımı 'parantez' içine al, ve bekle.
Gövdesine inandığım kuşlar çıkacak gökyüzüne.
Seslerin küçüldüğü yerde yel değirmenlerinden geçecek büyük öfkeler..
Bir ucu kıvrılmış kitapların
eklem yerinden başlayan bir iç sızının telaşıyla sevmiştim seni.
Her ne olduysa
ön sayfasından yırttım attım o şiiri
Ben geceleri boğazına baykuş tüyü dökülmüş güvercinler gibi olurum
Ben, galiba biraz büyük geldim sana
omuzdan dar, belden kısa
Kalbinin bir köşeside yırtıktı galiba
oradan sızdım
indim aşağıya
Halbuki, giderken seslendim, usulca
Rastgele söylenen sözlerden
Sayfa aralarına bıraktığım günlerin izleri düşüyor eski bir şiire
Kalbime bir alt çizgi daha çekiyorum
Ve ne zaman bir çiçekle konuşmaya başlasam
Seni düşünmek ne güzel
Bir sabah uyandığımda.
Güneş doğmadan belkide henüz,
Gölgesi düşmeden yüzüne günün.
Seni özlemek mesela,
Su içerken dahi,
Bütün serçeler ağladığı zaman
Süt veren annelerden öğrendiğim beyaz bir zambaktı zaman.
Ben önceden bir gökyüzü çizerdim güneşin yanına.
Çocukluğumu ve annemi.
Erik ağaçları büyük asfaltlar kuş yuvaları.
Dünya zehirli bir yer.
Ve keskin bıçaklar üzerinde dönüyor atlar
Karıncalar bir fırtınaya yakalanmamak için koşuyor
Sağ ayağımın üstünde bir ağırlık var.
Ömrüm ;kısaldığım yerden kes tekrar tırnaklarımı.
Bazen bütün kelimeleri devirip tökezleyen bir cümlenin tam ortasında duruyorum
Kendi kabuğumdam çıkıp, yavaşça ilerleyen bir kaplumbağanın
İçine sıkışıp kalıyor kalbim
Şimdi ben nereye sığacağım




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!