Seni öpmeyi unutmuş biri olarak söylüyorum
Yağmur suyuna kül döküp
Kuşların
karanfil koktuğuna inanıyorum ben
Saçlarımdan kızıl sancılar geçerken
Bir günde göz rengini unutan
insanlar tanıdım
Hergün başka bir dua ile yıkadım
bileklerimi
Hergün başka bir yüzü ezberledim
Yağmur'un güneşe verdiği hüzündür Eylül.
Gülleri konuşurken görürsen, veya bir taş oynarsa yerinden,
Denizleri çok sevdiğimdendir bu.
Hiç ağladın mı bilmiyorum ama,
Kalbin kırılmıştır mutlaka.
Tıpkı sakallarının ağardığı gibi.
Yağmur yağdığında İzmir'e,
İki kere üstüne çekilir perde.
Ve uzun bir uğultu ile kapanır gece..
Ben böyle uzun boylu
saçları ak bir adamı sevince kaburgaları yüzüne değen bir kadınım oluyorum
Saçlarım da kırılıyor, parmaklarım da
güz yağmurları düşerken aksanı bozuk akşamın dilinden
yüzümün kıvrımlarında sertleşen sözcüklerden uyduruk şiirler bulup
ekliyorum
eksik yanlarımı kalbimin eline
yorgunum diye başlayan ve sonrasında kaburga kemiklerimden dökülen bunca acıyı
Şimdi geceye bir şiir daha uzanıyorum.
Ve göz kapaklarım düşüyor yorgun cümlelerin üstüne.
Anlatamadığım şeyler vardı eskiden,
Yazamadığım dizeler.
Yorgun bir yüzün ardında kalırdı hüznüm
Sonra dokunduğunda uzaklaşan gölgeler.
Buz gibi bir istanbul akşamından yazıyorum bu satırları.
Sevgilim demiyorum artık
Çok söyledim bu kelimeyi.
Ve ardından kutsal bir aşk'mış gibi sardılar etrafını.
Yazamadım da
Pulsuz mektuplar beş para etmiyor buralarda.
Dönüp dolaşıp
Gittiğim bir yer içimdeki ben.
Geriye dönersem
Üşümüş bir rüzgarın sesinden ıslık çalabilirim.
Sesimle şiirler yazdığım siyah bir resim bu
Yüzünden okuduğum bile oluyor satır arası aylıkları
Ve artık sevsende nafile
Kalbimin üstüne bıçağı dayıyor gece
İçine küllerimi döktüğüm rezil bir yağmur sonrasında




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!