Bazen bütün kelimeleri devirip tökezleyen bir cümlenin tam ortasında duruyorum
Kendi kabuğumdam çıkıp, yavaşça ilerleyen bir kaplumbağanın
İçine sıkışıp kalıyor kalbim
Şimdi ben nereye sığacağım
Çoğu geceler
Başını koyamadığın yastık da bilir bu.
Hüzünleri gizlemek sabahın işidir.
Turuncu bir düştür öğlen vakitleri
Ve akşam üzerleri,
Kalabalık bir tılsımı çeker ciğerlerine İstanbul.
Yağmur da gölgesine çekildi
Uğultulu bir gök kaldı ardında
Delik deşik bir hüzün, ucu yanık mektuplar
Şiirden öte bir yalnızlık benimkisi
Dısardayım,
Birazdan içeriye döneceğim.
İlk kez, kardelen beyazlığında kadın olmak da var bu hayatta.
Sonra dışa doğru koşmak
Hiç durmadan.
Kaç kış kaldı gün ortasından mayhoş uyanan bir bahara?
Ömrümün sol yanından geçip gittim.
Şerefine içilen bir üzüm suyu kadar günahkarım şimdi.
Durmadan kendini uzatan bir yol arıyorum kendime.
Konuşunca, alnında bir leke ile bırakılan bir kadın
Susarsa,
Beyaz bir gemi geçer uzak bir denizden.
Eli yüreğindedir akşamın
Birazdan bulutlarda çöker üstüme tüm dinginliğiyle.
Ve ben kahverengi gözlerimi yumarken
Eylülün dilinden konuşuyorum
Belki dinleyenler olur bu kuru sessizliği kim bilir
En acı olan da, bu kimsesizliğimden kimsenin haberi bile yok
Ne zamandır kalbimi soğuk bir yağmurun altında tutuyorum
Ve çok zaman oldu ellerimi tozlu raflara kaldıralı
Sabah ezanından önce
İki dudağımın altında
çıtırdayan
iki kaburgam daha var
Şimdi bende herkes gibi üç ilmekle, beş
ağrıyı örmeye başlıyorum.
Zincirler kısa gelse, hayat çekiyorum, biraz vişne tadı veriyorum gülüşlerime..
Aslında olacak iş değil
Bazen hayatı tadında bırakmak gerek.
Bazen de olası bir yağmurda ıslanmak istiyorum.
Çürük vişne tadında reçellerinin yerine,
Suya bıraktığın lekelerden bir gözyaşı ekle
gidenlere.
Turkuaz kelimelerin içinden çık!
Düşüncelerin düşüncelerim arasında sıkıştığında
Ben aslında,
Kalbimi başka bir renge boyamak isterdim.
Hüznün adı değişsin, bahar gelsin
İri göğüslü kadınlar da




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!