Nasılda rezil bir çerçeve içinde dünya
Siyah uçlu kalemler, acı biber tohumlu oyuncaklar
Atlı karıncada bir oğlan , döndükçe dünyayı ısıran
Dünya kaç bucak diye sormayan
Nasılda rezil bir çerçeve içinde dünya
Siyah uçlu kalemler, acı biber tohumlu oyuncaklar
Atlı karıncada bir oğlan , döndükçe dünyayı ısıran
Dünya kaç bucak diye sormayan
Hani olur ya bir sabah,
çıkar gelirsin soğuk düşlerimden
Yüreğimin bir mevsimi olur.
O vakit ; çözülür saçlarımda ki bütün hüzünler.
Yüzüme bir çocuk gülüşü düşer.
Olur ya bir sabah ...
Ellerimde döllenen şiirleri
satır sonuna kıvırıp aldığım günden beri
Kapı önündeki fesleğenleri
daha çok sevmeye başladım
Saç diplerime sürdüğüm boyalar
İstanbul seni özlüyor, ben seni
En çok yağmurlar yağdığında geliyorsun
kapısı penceresi yok kalbimin
Ellerini tutuyorum bir akşam üzeri
genelde horgun oluyorsun
ve ağlamaklı
Nasıldı biliyor musun?
Boğazıma birkaç düğüm atsam patlayacak bir sakız gibi,
Uzuyorsun, kısalıyorsun,
Nefes almaya devam ediyorsun.
Kimseye hiç birşey anlatamıyorsun.
Ama yaşıyorsun...
bazen yaralı cümleler bulurum kendime
eksik olan bir gölgeyi tanımlamak isterken nefesim
göğe salıncak kurduğum hayallerimi de alıp götürürler
yüzünde tökezlediğim bir kelime bulsam
kalbim kış olur
Şimdi sardunyaları koklasam,
Sen gelirsin bir şiir gibi
Dokunursun en olmadık hatıralarla yüreğime.
Sesin mesela;
Ne güzel yağmura benzer.
Hiç susma sen..."
Kaç mektup yazdım sana hatırlamıyorum bile
Bütün ağlamalarım ve bütün bu yağmurlar
mor şemsiyeler altında uçuşan asık suratlı Kasımı anımsatıyor bana
O an sana sarmaşık bir gül gibi bakıyordum
Öylece orda durdu hayat
Bir de rüzgarın boğazında yerleşen
yağmurlar yağardı şehre.
Eski bir avlusu olurdu oturduğumuz evin
kapısında sarmaşık güller..
Üst üste dizilen reçel kavanozlarından vişne tadında lekeler kalırdı
yanaklarımda..




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!