Ben kendi ağrısını okşayan,
Evcimen bir sızıydım eskiden.
Ta ki,
Güneşin gölgesine kanat taktığı vakitlerde,
Kapımın önündeki erik dallarından öğrendim bunu.
Yapraklarını önüne doğru kıvırıp,
Ne vakit,
Seni düşünsem,
Kır çiçekleri düşüyor yüzüme,
Saksıda beyaz bir karanfil oluyorum.
Sesin gelse şimdi diyorum,
Bir yağmur başlıyor.
Sevgilim,
Bu şiir sana sana değil aslında.
Gün sonunda denize doğru atılan sardunyaları topluyorum
Yüzümün tam ortasında yutkunan bir hüzün de duruyor hayat.
Öylece baka kalıyorum ardıma.
Yüzüm,
Kağıttan gemiler geçerken içimden
Bir tarafı eflatun şarkılar düşüyor dilime
Aklımda kalanları bir bir yazıyorum
Şiir diyorlar ama; değil
Göğsümde beyaz güvercinler beslediğim günlerden bilirim
eskiyen yerlere yama diktiğim yerleri
Baktığımız uzaklarda
deniz yoktu
El feneriyle kaplı duvarla çok konuştum
Seninle bir evimiz olsun isterdim.
Kocaman bir balkonu ve önünde iki kereviz yaprağı.
Sarmaşık güllerle kaplı bir duvar.
Duvarlar konuşmaz ama , güller konuşur biliyorum.
Belki sonra karanfil de dikeriz ön bahçeye.
Kuşlara yuva da yaparız,
Sonra bir de
El yordamıyla sıraya dizilmiş gül yaprakları vardı odamda.
Şöyle köşesini kucaklayıp, diğer yanını iliklediğim sayfalar.
Bir cam kavanoz kutusunun üstüne,
Sırayla üst üste dizilmiş iki yüzlü bir hayat.
Sürekli uyumayı isterdim.
Ben bugün biraz Eylül gibiyim
Çiçekli baharlardan uzak,
Ekime yakın.
Solgun yapraklar arasında bir bıçak keskinliğinde ,
Şiirler dökülüyor içimden.
Yüzümde kehribar gülüşlerden eser yok!
Sen şimdi
Deniz kokusuna düşen anıları gör birde
Kalp hizasından aşağıya doğru savrup giden.
Kuşların tırtıllı kanatları olsaydı diyorum bazen.
Yürüyüp gitmesini de bilirdi duvarına astığım kelimeler.
Kalbim kaç kış geçirdi ellerinde
Şiirden sonra,
Ete kemiğe bürünmüş halim bu.
Yağmurun kıyısına çekilmiş sulardan biliyorum
Bir de kendimden.
İyiyim desem yalan olur...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!