Büyük hatalar yapıyorum doğru.
Küçük insanların
gökyüzüne kanat çarpması kadar yanlış yaşıyorum da doğru.
Ele avuca sığmayan yağmurların aşinasıyım belki de,
Ve hiç vaz geçmeyi düşünüyorum bu huyumdan.
Kaktüs doğdum,
Bir yarayı kapatıyorum diğer yaranın üstüne
Bir fondöten ten kaç kuruş ediyor anne!
Yüzümü yıkamayı senden öğrendim
Ve çıplaklığımı örtmeyi de
Geceyi yıkıyorum kurşun bir kalemle
"Şayet
Bugünler'de ölürsem.
Ruhumu şu gamsız kuşların kanatlarına bağışlayacağım.
Bu şiirler zaten benim degil.
Hepsi senin suçun..."
Kalbin taş olmuş halini de gördüm ayrıca
bu boşlukta
Suyu baş aşağıya dökerken
kayan yıldızlar
Sen beni ılık bir kış masallarına inandırdın.
Yak şu ateşi !
Ve kopar ipini bütün düğümlerin..
Gün bitti..
Bütün şiirleri ezberledim, kendi adım gibi.
Göç vaktiydi, yüzümdeki bütün kuşları saldım.
Bir düştü sanki
Veya değil.
Ölmüş vücudumu taşıdılar.
Aslında bütün aşk mektupları birbirine benzer.
Tıpkı acısını içine gömmüş,
Tam orta yerinden bıçak darbeleri almış kadınlar gibi..
Yürürken ayak bileğini incitme kıyamam diyenler olur.
Gölgenin kıymetini bil, ve yürü..
Sesin geldiği göre doğru giden pileli eteklerin bile ,
Bir şiire başlıyorum.
Üstüm başım kasımpatı gibi acı kokuyor.
Ve hep bu yağmurlu bir akşam üstleri
Sardunyarın göbeğine çift dikiş atıyor Müjgan.
Geceleri,
Uyuyamama gibi bir alışkanlığım oldu senden sonra.
Biraz da mum kokulu saatleri sarıyorum koynuma.
Daha sonrası hep bildiğin gibiyim işte!
Darmadağın bir gövdenin içinde,
Vurup kafayı ölüyorum...
Dinleseydin eğer,
Yağmurun göğsümde duruşunu bile anlatabilirdim sana.
Yukarıya doğru uzanan şu iğde ağaçlarının günahlarınıda.
Kim ucunu kıvırabilir yanmış bir mektubun?
Belki inanırsın,
Diline yalanı dolamış şu kalabalığa.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!