Yağmurun göğsü açık.
Düş lekesi günlerimden kalmış olmalı bu izler.
Çoğu sayfa bir yalana açılırken,
Bir çok kadının adına yazılmış mektuplar buluyorum içimde.
Bir yağmur yağsa şimdi
Anlatsam duvar diplerindeki gölge çiçeklerine seni
Sen, suyu vazoya koysan,
Ben, yenilerini diksem çiçeklerin.
Sonra öylece otursak masanın başında, beklesek..
Bir an gelse,
Nereden geldiler bilmiyorum.
Kalbimde çıplak ayaklı kadınlar koşuyor..
Sormaya cesaret edemediğim eğreti bir bitkiye ad verir gibiler.
Öyle yoruldum ki, kafamdan şırınga elinde dolaşan nedensiz bir savaş.
Sonuç hep aynı.
Dağınık ,
cebimdeki rüzgar kırıklarından
ayrılan bir gün bu
güz yanığı
bir rüzgar geçti eteğimden
Rüyalarımı süslediğim bir gelinlikle,
Duvağımdaki gelincik seslerini bir susturan olsaydı,
Bu kadar yorulmazdı kalbim.
Alnından vurulan kapıların arkasından bakan çocukluğumdan
Yeşil bir çiçek açtığında
İki çakıl arasında..
Saçlarımı arkaya doğru tarayan bir ömür kurulur tren raylarına..
Ve duvar diplerinden çıkıp gelen mor bir yalnızlığın
ellerini tutarım çoğu zaman..
Hep iyiyim diyorum ya,
Değilim!
Gün sonunda üşüyen bir nergise benziyorum.
Ekşi erik tanesi gibi yeşil.
Gözlerimin altından yağmurlar damlıyor.
Gençliğimden kalan güzelliğim artık yok!
Ben ki; fesleğenleri çok sevmiş bir kadınım.
Sararmış sayfalara öksüz cümleler
bırakmak yerine,
Etimle kemiğimle,
ve kalbimle,
Esrik bir şiirde ıslanmak isterdim...
Ben de bu kardelen kokusu,
Sen de bu aşk oldukça,
Mesafeler küçülüyor,
Ayrılıklar hep bu şiirden alıyor adını, biliyor musun?
Sevgilim,
Bu vaz geçmişliğim sana değil, kendime.
Yüreğimi alıp giden şu rüzgar.
Şu asi yağmur.
Ve şu kızıl saçlarım kısır döngünde.
Uzayıp giden




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!