Yâr gurbetten mektup yazmış
Yele versen gelir aşka
Bahar bilmez hep ayazmış
Nil'e döksen gelir aşka
Biraz ince sitem etmiş
yaşamım boyunca hiç kimseye asla küsmedim, küslüğüde tasvip etmiyorum.
güven sorunu yaşadığım insanlara mesafe koydum,
bu benim yaşam felsefedir.
eleştirebilirsiniz fakat sorgulamaya asla tahammülüm yoktur...
Güz mü, düş mü, ölüm mü, inilti mi yüreğime gömüyorum
Ne zaman aynaya baksam, yıkık bir İstanbul görüyorum.
Efkârın bağında, güz akşamında
Yaşamla ölümün tam ortasında
Minvali bozuk dost pazarında
Savurdular beni el rüzgârında
Yaralar açılmış gönül dilimde
Vardım bir ela göz han otağına
Baharlar bezemiş sıra dağına
Hasretlik katmış hicran bağına
Sümbül çiçek dökmüş, içi virane
Kına kızılından zülfün telleri
Güz ayazı, güle sinercesine sineme sinmiştin...
Bir umuttu gözümden kalkan kuş, nasıl kıyıpta vurdun...
Sen nasıl bir avcıydın...
güz çiyi sis oturmuş gönlümün bahçesine
eprimiş sus bulaşmış sol dilimin lehçesine.
Bir insanı silahla da vurursun, sözlerle de...
Ama en ölümcülü güzel ahlak, örnek davranış ve empati ile vurmaktır...
Yaşanmış her anının anlatılacak güzel bir hikâyesi vardır,
Ama şerefsizliğin bir hikâyesi yoktur...
gül tozunu serpmiş baldan leblere
okyanuslar toplamış mavi gözlere
gamzesi yıldızlara olmuş âsûman
fecirler kurban olsun böyle güzele.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!