Derdim güzelliğin değil,
Bendeki sapsağır acılar zatürresi,
Veremkâr şairin özlemkâr müptelası,
Eyy şehr-i İstanbul hanımefendisi...
Kaşların ince Fırat hengamesi,
Gecenin donuk ay ışığında,
Gözlerimde söner yetim yıldızlar.
Saçım, sakalım birbirine karışmış,
Göğün gözyaşı ile ıslak,
Urbası yırtık,
Yüreği yamalı,
Aklı çıplak bir kalemle,
Düşmüşüm kuş yokuşlu kalbimin peşine...
Su üstünde açan nülüferler üşür,
Geç kalırsam eğer...
Halbuki çok hastayım...
Canımı yaktın demiyorum,
Aklımı aldın
Senden onu geri istiyorum...
Dağ bilmez çiçeğin hal kokusunu
Kuşlar hiç anlar mı yol yokuşunu
Zalimin akrepçe söz sokuşunu
Sineye çekerek dert çekenler var
Şiire dalınca o mahmur gözlerin
Eylül hüznü verir hüzzam sözlerin
Akşam fasılı mı eyy dağlar gülü
Çiğdem kokan mor gülüşlü göklerin
Yarını mechül bir akşamüstüdür hayat...
İkiyüzlü olmadan, insanları kırmadan, incitmeden vakti gelince bir hoş seda bırakıp gitmektir bu dünyadan....
bu ne boşvermişlik, nedir senin bu halin...
herahat vaktinde şiir yazmakta nedir...!!??
bu kadar mı ruhun aç, bu kadar mı gönlün dargın....
hem sen çayı hiç sevmezdin...
hangi şiirin sarhoşu oldun,
hangi akşam yelini soldunki çay içip türkü dinliyorsun....
yanık türkü olmuş geçen seneler
gam sökün-sökün, hicranlar beler
dedim alayım mı yürek acından
bir bulut ucundan aktı gözleri.
yüzüne nüksetmiş yârin sitemi




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!