Ne zaman kınası solgun sinemde kan çiçekleri ağarsa,
Ben o an gökyüzünü özleyen kuş yokuşlu sözler yazarım...
Uzun gecelerin uykusuz gülüşüdür kısa mısralarımız...
Bu yüzden acılarımız nihaventten hüzzama dönüşmüş...
Kangren olmuş Muhammed, İsa aşkına...
Ellerinin kan izleri boğazımda canlılığını korurken,
Sözlerin Zülfikar misali şah damarımı keserken,
Sen sussanda, ben susmayacağım mahşere dek.
başımı yaslamışım kendi omuzuma,
içimin kıvılcımlarını dinleyen biriyim...
çırpınışlarımı bir ben duyarım.
benim bulutlarım kahır yüklü,
son demlerini yaşayan
ve bir kâbus gibi yokluğuma ağlarım...
Sevdaya küstü kanlı düşlerim,
Soldu güz kokuşlu güllerim,
Yağmur yedi omuzlarım,
Bir su başı bulmak içindi eyleşmez dikişlerim...
Kuş göçü bir ülkede,
Akşam üstü boşluğuna düşerken gözlerim,
Sen yanık duygularımın körcesi,
Seni tanıdığım günden beri ve sen varken,
Cihanı karşıma aldım.
Uzuvlarım kaotik şehrin cenderesinde,
Sen en işlek caddesinde.
Sesin canımı acıtırken,
Sözlerim olmuş zefran nakışı,
O yar uzaklardan dinliyor beni.
Yollarım olmuş araf yokuşu,
Elinde testi su bekliyor beni.
Yasladım sırtımı zalim feleğe,
Şu dağların yücesine
Bülbül konar nicesine
Düştüm bir yâr pençesine
Kapısında kul eyledi
Gün dokunmuş allarına
ne kuz oldum, ne gölgeyim
yağmur vermez âsûmanım
gönüldür benim turabım
çeçten içre harmanım.
hal bilmezem, hal benim
Gecenin kara rengine, insanın namerdine güvenme...
Gece duygularından, namert sırtından vurur...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!