Gözlerinin iziydi güneşle doğup gelen
Bir sabah seherinde dağların üzerinden
Kalbimin ağrısına sürdüğüm merhem gibi
Seni bulmakmış benim dünyada
yolculuğum
Gutbet yurduna düşen biçare kullar gibi
Ellerini tutmak istedim ellerini...
Gül kokusu sinmiş ellerini...
Sensiz geçen günlerin eleminden...
Yanan ruhum gül kurusu yapraklar gibi şimdi...
Ah bu sonbahar rüzgarları nasılda savurgan...
Tuttuğunu atıyor anılar denizine...
gün biterken
yorgun argın pencerelerden süzülür geceye dönük umutlar
nasıl kapatırsa çiçekler kapılarını
koşarım bir kapıdan ötekine bir bahçeden diğerine
güneş inadına hızlanır acele yetişmek için birilerine
ben koşarım ufkun kızıllığına
Biliyorum dayanılmazdır
Sevda düşünce bir kalbin orta yerine
Tutuşur bütün ormanları gönlün
Ve hasret olur gecelerin bütün yıldızları
Akıl deli bir rüzgar sokaklarda
Her şey sen olur ben olur biz olur...
Kendimi dinliyorum
Derin bir ormandayım sanki
Kuşlar suskun yapraklar sessiz
Rüzgar yeni hikayeler derliyor
Gittiği beldelerde kulağına fısıldamak için pencere kenarlarında bekleyenlere
Sular akıyor ırmağın kenarlarını okşar gibi
nasılda yoruluyor insan
nasılda yalnızlığa düşüyor
girdap gibi bir şeyler çekiyor karanlığa
kendinden kaçmak geliyor
kendini dağlara vurmak
ve sığınmak bir vadinin sisleri arasına
Sesinin yankısını kendi içinde duyunca insan
Sessizliğin dinginliğinde buluyor kendini...
Biraz daha , biraz daha artık tüm seslerin
kakafonisinden uzaklaşıp kalbinin duyargalarına birikmiş
anıların samimiyetine sığınıyor...
Gözlerinin içinde bulmak
Kaybolan yılların hüzün zamanlarını
Ne varsa sevdaya dair
Ne kaldıysa aşka mülteci
Gözlerinden tanıyorum acının katmerli yüzünü
Ve maziye gizlenmiş




-
Leyla Bektaş
Tüm Yorumlarmeraba şiirlerinizi beğendim.tebrik ederim.ayrıca soyad benzerliğide ilgimi çekti...