Onur BİLGE
“Gençlik,
Gençlik demek sen demektin benim için. Benim için çok ama çok gerilerde kalmış bir zamandı. Seninse tenine sinmişti, avuçlarının içindeydi. Bilmem değerini biliyor muydun. Benim kaçmaca kovalamaca yaşadığım, rüzgâr gibi geçen en güzel çağımdı, doyamadığım!
Onur BİLGE
Nankör,
Antalya herkes için bir nimetti. Fakir kentiydi. Bu ilde ne yapılsa para eder, ne satılsa kâr getirirdi. Fakat her şeyde olduğu gibi bunun için de yapılacak olan işi iyi bilmek gerekirdi. At binenin, kılıç kuşananındır!
Onur BİLGE
“Sen,
Yine Kaptan’la buluşmak üzere sokağa çıktım. Sokakta mahallenin çocukları oynuyordu. Aralarında ikisi laf dalaşına girmiş, bağırıyorlardı. Yerlilerden olduğunu sandığım esmer, kara saçlı, oval yüzlü sekiz yaşlarında kadar olan kız:
Onur BİLGE
“Çıtır,
Melli Çarşı’sındaki küçük kahvehanenin önünde oturuyoruz. Şarampol’ün eski halinden bahsediyoruz. Buruk bir çay gelmiş, karbonat mı atılmış birazcık, nedir? Yudumluyoruz. Karşıda İş Bankası var. İkinci katındaki bir pencereden üstü önlüklü bir kadın işaret ediyor. Sağ elini yumruk yapmış, sağa sola sallıyor. Sol elinin üç parmağını göstererek bir şeyler anlatmaya çalışıyor.
Onur BİLGE
"Yarış Atı,
Kaptan benim sürekli senden bahsetmemden bıkmış olmalı. Dereden tepeden konu açıyor, ondan bundan bahsediyor, kendime dönmemi, halimi düşünmemi, senden bahsetmemi engelliyor. Her yakınışımda iyileşmeye yüz tutan yaramın kabuğunu kaldırdığımın farkında olduğu için hiç o taraflara uğramıyor. Arada ucundan bucağından maziye girecek olsam, hemen laf karıştırıyor. Geçmişi düşünmeme fırsat vermiyor.
Onur BİLGE
“Çekiç,
“Antalya, Akdeniz kıyılarının en güzel körfezdir. Denizi kucaklayabildiği kadar kucaklar. Sevgiyle sarar, bağrına basar!” diyor Kaptan. O bilmeyecek de ben mi bileceğim! Hayatı denizlerde geçmiş. Uğramadığı liman, ayak basmadığı kıyı kalmamış. Vaaza ara verdikçe doğup büyüdüğü yeri övüyor.
Onur BİLGE
“Ciğer’im,
Hey gidi İstanbul hey!.. Fecri Ebcioğlu radyoda konuşuyor. Plakların, ses bantlarının çalınmasını yönetiyor, müzik yayınlarını sunuyor. Osmanbey’den bahsediyor. İstanbul’da ilk açık hava sinemasının tekstilcilerin, kumaşçıların bulunduğu yer… Taksim’den sonra gelir. Zengin ve kültürlü insanlar oturur orada. Karşısında Maçka var.
Onur BİLGE
“Camgüzeli,
Torosların başları bulutlanmaya başladı. Bulutlar grileşti ve ağırlaştı. Gökyüzü mecalsiz kalmış olacak ki daha fazla tutamıyor rahmeti. Bu senenin ilk yağmuru… Sabahtan beri sık sık çiseliyor. Toprak susuz, kurumuş, kabuk tutmuş. Aç bir bebeğin anne sütüne kavuştuğu zamandaki iştahıyla emiyor iri iri yağmur tanelerini. Rahmeti, ana şefkatiyle kucaklıyor ağaçlar, çiçekler, çalılar, otlar.
Onur BİLGE
“Al Yazmalı,
Demokrat Parti iktidarı ile karayollarını geliştirme süreci başladı. Kısa sürede, kamyonlaşma hızlandı. Atasözlerine verilen önem, kamyon yazılarına da yansıdı. Onlar da şoförlerin verdikleri mesajlar, sloganlar, espriler ya da dertleşmelerdir. Önceliklerini, inançlarını, ihtiyaçlarını, sevdalarını o şekilde dile getirmeye başladılar. Paylaştıkları sözlere bakarak onlar hakkında az da olsa fikir edinilebiliyor. Bence bu kısacık sözler, şuuraltının özlü biçimde dışa vurmasıdır.
Onur BİLGE
“Gonca,
Şarkılar mı aşkı, aşk mı şarkıları körüklüyor? Son zamanlarda aklıma takılan bu sorunun nedeni “Ah bu şarkıların gözü kör olsun!” isimli şarkı…




-
Turgut Güler Uzdu
-
Gül Üm
-
Mehmet Asa
Tüm YorumlarBir hayatı bir kaç mısraya sığdırmış Onur Bilge Hanım. Tebrikler.
Onur beyi henüz yeni tanıdım şahsen tanımıyorum antolojiden tanıdım iyikide tanıdım.
Kendimce bir karar aldım her gün bir şirini okuyacağım tabi bu arada ben şiirlerini okuyana kadar şiirleri burda olursa. ALLAHA EMANET OLSUN....
O Bir Seven O Bir Gönül Dostu
Bütün Dostlar Güzel Hatıralar Hatırlatsın
Beni Size Sizi Bana Ölürsek Bir Fatiha
Ölmez İsek Hepimiz Hepimize Ebedi Hatıra