Onur BİLGE
“Bahar Sevinci,
Senin yerine yalnızlığım sokulmuş yanıma, geçmiş soluma, girmiş koluma. Karmaşık, ıssız ve dar sokaklarında dolaşıyoruz Kaleiçi’nin. Baştan sona aşk olmuşum, ben diye bir varlık kalmamış. Farkında değilim seninle konuşmakta olduğumun. Karşıdan gelen bir adam tuhaf tuhaf bakınca yüzüme, kendime geldim. Aklımı kaybettiğimden şüphelendim. Hiç böyle bir şey yaşamamıştım o zamana kadar.
Onur BİLGE
“Kelebek,
Şimdi şen gittin ya arkadaşlığa, dostluğa, sırdaşlığa sırtını dönerek, sevinçle kanat çırparak uçtun ya Kelebek, hiçliğe vuracaksın yakında… Yolun sonunda hüsrandan başka bir şey kalmayacak elinde.
Onur BİLGE
“Küheylan,
Kumsala terk edilen kırık kayık gibiyim. Ne yüzüme bakan var, ne arayan ne soran… İhtiyacı olanlar dertleşmek için gelir. Derdimi soran olmaz, sorsalar çaresi yok.
Onur BİLGE
“Nankör Kedi,
Geriye baktığımda yaptığım hataları görüyorum. “Keşke” diyorum, ister istemez. “Şimdiki aklım olsaydı, öyle yapmazdım, şöyle yapardım, böyle yapardım…” diye hayıflanmaktan kendimi alamıyorum. Her zaman kendi kendime söylenir dururum. Yalnızların alışkanlıklarından bu! Can sıkıntısından ne yapacaklarını şaşırırlar. Duvarlarla konuşmaya başlarlar. Bu defa sırdaşım da şahit oldu, seninle ilgili olan son pişmanlığıma ve:
Onur BİLGE
“Bağ’ım,
Bana o kadar yakındın ki ben gibiydin. Kendimi sana o kadar yakın hissediyorum ki biz kalmamıştı. Ben desem ben değildim. Sen kalmış bir ben olmuşum, biz yerine.
Onur BİLGE
“Peri Kızı,
Keşke mücevher ustası olsaydım, dokumacı olmasaydım! Burada böyle ağaç parçalarına şekil veren bir Oyuncakçı Dede olacağıma, ünlü bir heykeltıraş olsaydım! Mermer yerine devasa mücevher parçalarını işleseydim. Her defasında sen çıkardın, tüm ihtişamınla elimden. Her defasında farklı bir taşın değerine değer katarak, her birinde şah/eser olarak… Pırlanta, zümrüt, yakut, elmas, safir, topaz… Kristal da olabilirdi. Neden olmasın!
Onur BİLGE
“Kara’m,
Yağmurla ıpıslak gelmiştin yanıma. Esmer güzeli, ay yüzlü, karakaşlı kara gözlü, kapkara saçlı inadına iri iri masmavi gözlü, önlüklü liseli bir kızdın. Başını kaldırıp ıslak ıslak yüzüme baktığında kıvrık kirpiklerin geri devrildi, kaşlarına değdi ve mavimsi beyaz içindeki lacimavi gözler, gözlerimi deldi. Kimin nesi, neyin fesi olduğunu bilmiyordum.
Onur BİLGE
“Can Damarım,
Ben kendimi yok sayıyorum. Adem’im diyorum ama ben kendim için yokum. Beni ben yok ediyorum. Sen beni yok etmedin. Yok edemezsin! Ne beni, ne bendeki seni, ne de yazdıklarımı! Bilesin!
Onur BİLGE
“Yapma Çiçek,
Sana bu satırları gece yarısı yazıyorum. Herkes mışıl mışıl uyurken uykuların en tadına doyulmazlarında, ben sana yazmak, seni yazmak, seni yaşamak istiyorum bir şekilde.
Onur BİLGE
“Yaz Yağmuru,
Antalya’nın yağmurları meşhurdur. Kadıkaçıranları, kırkikindileri, ahmakıslatanları vardır. “Yaz yağmuru, gelir geçer. Sakınmaya gerek yok!” derler. Hava günlük güneşlikken aniden iri damlalar halinde sepelemeye başlar. Ne varsa bir anda iner geçer. Öyle aniden geldin yağmurla. Çiseledin, sepeledin…




-
Turgut Güler Uzdu
-
Gül Üm
-
Mehmet Asa
Tüm YorumlarBir hayatı bir kaç mısraya sığdırmış Onur Bilge Hanım. Tebrikler.
Onur beyi henüz yeni tanıdım şahsen tanımıyorum antolojiden tanıdım iyikide tanıdım.
Kendimce bir karar aldım her gün bir şirini okuyacağım tabi bu arada ben şiirlerini okuyana kadar şiirleri burda olursa. ALLAHA EMANET OLSUN....
O Bir Seven O Bir Gönül Dostu
Bütün Dostlar Güzel Hatıralar Hatırlatsın
Beni Size Sizi Bana Ölürsek Bir Fatiha
Ölmez İsek Hepimiz Hepimize Ebedi Hatıra