Onur BİLGE
“Uçurum Çiçeği,
Bir gün daha doğuyor, uykusuz gözlerimi kamaştırarak. Biraz ümit serpmeye çalışıyorum karamsar duygularımın üstüne. Dilerim müjdeli bir gün olur bu defa. Telefon çalar, sesin gelir, belki de çağrın… Ah! Daha ne kadar bekleteceksin hasretler içinde!
Onur BİLGE
Şahane,
Hani duyulması ve yayılması istenmeyen bir şey dendiğinde ya da birine bir sır verildiğinde uyarırlar ya biri duyar diye… “Aman ha! Yerin kulağı vardır!” derler ya... “Yerin de kulağı mı olurmuş!” diye akıl yürütülür sonra. Düşünüyorum da… Vardır ya! Neden olmasın! Dağların bile vardır. Hem dağlar duyar da cevaplar da… Dağken dağ, iade de olsa, tekrar da olsa bir ses verir ama sende o yok! Ben burada kendimi paralayayım, sen orada Sağır Sultan gibi otur! Hayır hayır! “Sağır Sultan bile duydu!” derler eskiler. Demek ki o bile duyarmış. O zaman sana ne diyeyim, bilmiyorum!
Onur BİLGE
“Ev Kedisi,
“Nasılsın?” diye soruyorsun telefonda. “İyiyim.” demek adet olmuş, iyiysem de kötüysem de… Nasıl olduğumdan bahsetmeye kalksam telefon faturası ödenmez hale gelir. Sen şaşar kalırsın. Şaşkınlıktan küçük dilini yutarsın belki de. Çünkü hiç de bildiğin gibi değilim.
Onur BİLGE
“Mahmur Prenses,
Seni nasıl sevmişim, şimdi düşünüyorum da Hülya’m… Uykulu gözlerini, masum tebessümünü…
Onur BİLGE
“Zehirli Kız,
Sen öyle bir zehirli mantarsın ki öldürmeyen, süründüren cinsinden… Renklerine aldanmamak, cazibene kapılmamak mümkün değil! Öldürücü olsaydın, şimdiye kadar çoktan biterdi bu işkence. Oysa şimdi mütemadiyen, gündüz gece…
Onur BİLGE
“Elin Kızı,
Zamanla alışıyor insan insana, insan eşyaya… Bir odadaki duvar saatine baka baka mesela… Yerine başka biri asılsa da dolduramıyor o boşluğu. Onun için vazgeçilemiyor, değiştirilemiyor, yapışıp kalıyor hayatımıza.
“Meze’m,
İçki beni mahvetti. Çocuklar dâhil, önüme gelenden borç istedim. Geri veremediğim gibi, yüzü yumuşak olanlardan biraz daha istemeye başladım. Yakınımdakiler yavaş yavaş azaldı. İçtenlikle selam verenler bile beni görünce başlarını çevirmeyi tercih eder oldular. Bakkalsa asık bir suratla artık veresiye vermesinin mümkün olmadığını söyledi.
Bütün bunlar, yokluğunun dayanılmaz acılarına katlanabilmek için şişelere sığındığımdan başıma geldi. Hayalini meze edip, boyuna içtim. Pis bir ayyaş olup çıktım. Kendimden nefret ediyorum!
“Sevgili Yaratık,
Onur BİLGE
Her fırsatta, hele başım dardaysa soluğu Mustafa Kaptan’da alıyorum. Nedense sıkıntıdan patlarken onun yanında huzur duyuyorum. Belki sükûnetinden, belki rahatlatan sohbetinden… Mutlaka evin mistik havasının da tesiri var. Daha bahçe kapısından içeriye adım atar atmaz ruhsal bir atmosfere giriliyor. Ortam, loş ışığı, basit eşyası, sade döşenmişliğiyle dinginlik veriyor. Mekânın diğerlerinden farkı, ibadethanelerin evlerden farkı gibi… Her tarafında maddeden çok ruhaniyet hissediliyor, tütsü gibi etrafımı sarıyor, buhur gibi içime doluyor, efsunlu havası ruhuma işliyor.
Onur BİLGE
“Herşey’im,
“Her şey insan için yaratılmış. Nimet olmayan bir şey var mı! Ekmek, yemek, hava, su, güneş, ay… Aklına ne gelirse…” diye başladı, kaldığı yerden Kaptan.
Onur BİLGE
“Kutsal’ım,
Kaptan yakın zaman evliyalardan bahsedeceğini söylemişti. Keramet kiremit miremit… Böyle şeyler bana göre değil ama merak da etmedim desem, yalan olur.




-
Turgut Güler Uzdu
-
Gül Üm
-
Mehmet Asa
Tüm YorumlarBir hayatı bir kaç mısraya sığdırmış Onur Bilge Hanım. Tebrikler.
Onur beyi henüz yeni tanıdım şahsen tanımıyorum antolojiden tanıdım iyikide tanıdım.
Kendimce bir karar aldım her gün bir şirini okuyacağım tabi bu arada ben şiirlerini okuyana kadar şiirleri burda olursa. ALLAHA EMANET OLSUN....
O Bir Seven O Bir Gönül Dostu
Bütün Dostlar Güzel Hatıralar Hatırlatsın
Beni Size Sizi Bana Ölürsek Bir Fatiha
Ölmez İsek Hepimiz Hepimize Ebedi Hatıra