Onur BİLGE
“Bağ’ım,
Bana o kadar yakındın ki ben gibiydin. Kendimi sana o kadar yakın hissediyorum ki biz kalmamıştı. Ben desem ben değildim. Sen kalmış bir ben olmuşum, biz yerine.
Onur BİLGE
“Peri Kızı,
Keşke mücevher ustası olsaydım, dokumacı olmasaydım! Burada böyle ağaç parçalarına şekil veren bir Oyuncakçı Dede olacağıma, ünlü bir heykeltıraş olsaydım! Mermer yerine devasa mücevher parçalarını işleseydim. Her defasında sen çıkardın, tüm ihtişamınla elimden. Her defasında farklı bir taşın değerine değer katarak, her birinde şah/eser olarak… Pırlanta, zümrüt, yakut, elmas, safir, topaz… Kristal da olabilirdi. Neden olmasın!
Onur BİLGE
“Kara’m,
Yağmurla ıpıslak gelmiştin yanıma. Esmer güzeli, ay yüzlü, karakaşlı kara gözlü, kapkara saçlı inadına iri iri masmavi gözlü, önlüklü liseli bir kızdın. Başını kaldırıp ıslak ıslak yüzüme baktığında kıvrık kirpiklerin geri devrildi, kaşlarına değdi ve mavimsi beyaz içindeki lacimavi gözler, gözlerimi deldi. Kimin nesi, neyin fesi olduğunu bilmiyordum.
Onur BİLGE
“Can Damarım,
Ben kendimi yok sayıyorum. Adem’im diyorum ama ben kendim için yokum. Beni ben yok ediyorum. Sen beni yok etmedin. Yok edemezsin! Ne beni, ne bendeki seni, ne de yazdıklarımı! Bilesin!
Onur BİLGE
“Yapma Çiçek,
Sana bu satırları gece yarısı yazıyorum. Herkes mışıl mışıl uyurken uykuların en tadına doyulmazlarında, ben sana yazmak, seni yazmak, seni yaşamak istiyorum bir şekilde.
Onur BİLGE
“Yaz Yağmuru,
Antalya’nın yağmurları meşhurdur. Kadıkaçıranları, kırkikindileri, ahmakıslatanları vardır. “Yaz yağmuru, gelir geçer. Sakınmaya gerek yok!” derler. Hava günlük güneşlikken aniden iri damlalar halinde sepelemeye başlar. Ne varsa bir anda iner geçer. Öyle aniden geldin yağmurla. Çiseledin, sepeledin…
Onur BİLGE
“Paralel’im,
Ağzı açık dinliyordum aslında Kaptan Ağabeyimi ama aklıma neler neler geliyordu! O bir diyordu, beynimden bin geçiyordu. Bir kelime bir olayı hatırlatıyordu, zihnim o olaydan diğerine atlıyordu. Işık hızıyla mı çalışıyordu benim beynim!
Onur BİLGE
“Kıpçık,
Adalya’nın, kenarları boydan boya arıklı, yosun kokulu, çimen kokulu tozlu yolları canlanıyor gözlerimin önüne… Toprak yollarda yer yer ara ara küme küme at dışkıları… Zamanla kuruyan, dağılan, pırıl pırıl saman parçacıkları halinde toprağa karışarak fark edilmez hale gelen nesneler… Onlar da ihtiyaçtı. Bahçıvan çocukları, ellerinde uzun saplı çalı süpürgeleri ve gaz tenekeleri kesilip sap takılarak yapılan küreklerle onları topluyor, çuvallara doldurarak, bir süre beklettikten sonra gübre olarak kullanmak üzere götürüyorlardı. Bu işi belediye görevlileri de aynı usulle yaparak şehri temiz tutmaya çalışıyorlardı.
Onur BİLGE
“Eserekli,
“Elin başına dolu yağar, benim başıma deli yağar!” derdi analığım. Sen de aklını kaçırdın, Eserekli! Estim akıllı, uçtum fikirli… “Bir dur!..” diyorum. Kaptan’ı dinlemek istiyorum, seni değil! Yeteri kadar dinledim seni. “Koca Burun… Öyle mi! Aldım alacağımı ben senden! Koca burnumu hiçbir işine sokmayacağım bundan sonra. Boşuna beynimin içini oyma! Dırlanıp durma!
Onur BİLGE
“Kırmızı Bisiklet,
Pencereden bakıyordum, geçenlerde bana balık getiren, cambaz verdiğim çocuk var ya o, üstünde boya namına bir şey kalmamış, tekerlekleri yamulmuş, eski püskü üçtekerli bir bisiklete binmeye çalışıyor. Bacakları büyük, bisiklet küçük… Ayakları yerde sürükleniyor. Bisiklet onu taşımıyor, o bisikleti götürüyor. Oynuyor işte tozun toprağın içinde! Eğleniyor tek başına. Neler hatırlatıyor bana, neler neler…




-
Turgut Güler Uzdu
-
Gül Üm
-
Mehmet Asa
Tüm YorumlarBir hayatı bir kaç mısraya sığdırmış Onur Bilge Hanım. Tebrikler.
Onur beyi henüz yeni tanıdım şahsen tanımıyorum antolojiden tanıdım iyikide tanıdım.
Kendimce bir karar aldım her gün bir şirini okuyacağım tabi bu arada ben şiirlerini okuyana kadar şiirleri burda olursa. ALLAHA EMANET OLSUN....
O Bir Seven O Bir Gönül Dostu
Bütün Dostlar Güzel Hatıralar Hatırlatsın
Beni Size Sizi Bana Ölürsek Bir Fatiha
Ölmez İsek Hepimiz Hepimize Ebedi Hatıra