Onur Bilge Şiirleri - Şair Onur Bilge

Onur Bilge

Onur BİLGE

Bir ölüydüm sanki ger gece yatağında kaskatı… Patlak tekerlek gibi yamulmuş, sönmüş bir balon gibi pörsümüş… Kabuksuz kaplumbağa gibiydim, cayır güneş altında kalan… Sadece nabzım atmaktaydı…

Dişlerim sıkılı vaziyette uyanırdım her sabah. Çene kemiklerim birbirinden zorla aralanırdı. Kemiklerim kenetlenmiş, tek parça olmuş sanki! Kaslarım kaskatı kesilmiş kasılmaktan! Yorgun bitkin bir halde zorla doğrulurdum yerimden. Güçlükle ayırarak ayaklarımı birbirlerinden, yere uzatırdım ama onlar başkasına aitti sanki. Bir süre beklerdim öylece… Edeceğini ederdi bana her zalim gece! Neden sonra itaat etmeye başlardı bacaklarım bana. Dizlerim tutmaz olsa da dayanarak yatağıma, güçlükle yüklerdim gövdemi onların üstüne. Sakat topuğuma yüklenmeden, yeni yürümeye başlayan bezli bebekler gibi yürür giderdim.

Devamını Oku
Onur Bilge

Onur BİLGE

Heyecanla gelirdik fırsat buldukça Virane’ye… En eski müdavimlerindendik zaten. Bizim çekirdek grup… Orhan, Mahir, İhsan, Neşe, Işıl ve ben… Arkası Yarın gibi akıp giden olayları kaçırmak istemezdik hiç. Pek çoğuna şahittik, kaçırdıklarımızı da birilerinden dinlerdik.

Bazen girift sorunlar da gelirdi Makro Paşa’ya. Olayları dinler, anlar, bir yerinden başlardı sorunları sökmeye. Dikkatle takip ederdik, beyinlerimizde bir yerlere kaydederdik. Bilirdik, gün gelip de lazım olacağını.

Devamını Oku
Onur Bilge

Onur BİLGE

Bir akşamüstü okul çıkışı, akıl almaz aşk hikâyesine devam ettirebilmek umuduyla en keyifli olduğu anı kollayarak bir punduna getirirp ağzını yokladım:

“Ekonomik durum nasıldı o zamanlar? Yeni işyerinde umduğunu bulabildin mi dede?” diye başladım. Ara ara deşeleyerek ağzından biraz daha bilgi alabildim.

Devamını Oku
Onur Bilge

Onur BİLGE

“Dedeciğim, beni affet! Bu senin sevgin var ya… Bana hiç de sağlıklıymış gibi gelmiyor. Aşk değil, saplantı sanki! İnatlaşma gibi bir şey… Umursanmamayı gurur meselesi yapmışsın, bence. Bulunmaz Hint kumaşı değildi ya… Dünyanın en güzeli de değildi! Tek o mu vardı yeryüzünde ki sen onu bu kadar, böyle taparcasına sevdin ve halen sevmekte olduğunu söylüyorsun! Nedir bu hastalıklı sevdanın aslı? Şimdi burada kimse yok. Bizbizeyiz.”

“O sevdirmedi ya bana kendisini. Onu sevdiğimi söyleyemedim açık açık ama anlamamış olması mümkün değildi. Ben onu sevdim, seveceğim. İnadına seviyorum, son nefesime kadar seveceğim hem de… İçimde eksiltmeyeceğim aşkı. Ben onu sevmeyi sevdim. Aşkı sevdim ben... Acıtan tadını… O kadını bu kadını değil, aslında… Her biri bir araçtı, birer ikona yahut kokona… Ben tapınmayı sevdim, kendimden geçercesine, yana yana… Karşılık beklemeden… Alıştım tek taraflına aşkın. Sevdam şaşkın, ben şaşkın… Sen de şaşkınsın değil mi güzel kız?”

Devamını Oku
Onur Bilge

Onur BİLGE

"Ayrılık, en çok saçlarımın rengiyle oynadı. Onu her düşündüğümde duyduğum ıstırapla dipleri yandı yandı, ağardı. Çoğu hızla beyaza boyandı. Aynaya baktığımda her seferinde korkunç gelmeye başladı, yıllardır taşıdığım yüzüm. Ne hale geldiğimi gördükçe acı çekiyordum. Herkesin bildiğini ben de biliyordun. Kendimle yüzleşmem gerekiyordu. Gerçeği kabul etmeliydim. Artık hızla yaşlanıyordum.

O onun yollarında yürüyemezdi, nefesi yetmezdi! Gezdiği yerlerde gezemezdi, gücü yetmezdi! Gayet iyi biliyordu bunu, parayı seçti ve gitti. Yaş çok da önemli değildi. Seçtiği de bebek değildi! O da babası yaşındaydı. Ona göre değildi.

Devamını Oku
Onur Bilge

Onur BİLGE

Ahmet oradan işini bırakıp gelene kadar biz yukarıdan paldır küldür, dedeyi çekiştire çekiştire indik. Oda kapısını hiç kilitlemez, çeker çıkardı. Çünkü kilitlenecek yeri yoktu. Sabit taraftaki halkalı bir vidaya diğer taraftaki kanca geçirilerek kapalı tutulabiliyordu. İçerde de bir sürgü vardı. Kendisini kısmen emniyette hissetmek için ancak onu kullanabiliyordu.

İçeriye girdiğimizde, harap binanın her tarafındaki rutubet kokusundan daha ağır bir koku duydum. Küçük odanın havası, rutubet kokusuna karışan giyilmiş çıkarılmış kıyafet kokularıyla ağırlaşmıştı. Bir yerlerde kirlileri olmalıydı. Kullanılmış çıkarılmış çorapları falan… Yetmezmiş gibi bir de naftalin kokusu… Tahtakurularından şikâyet eder dururdu. Bir de kedisinin sık sık pirelendiğinden bahsederdi. Onun için tenekeden yapılmış bir tulumbaya içine zehir karıştırılmış su doldurur, her tarafa fışkırtır dururdu. O ilacın kokusu da ara ara gelmekteydi.

Devamını Oku
Onur Bilge

Onur BİLGE

“Dede, neden iiçiyodun o kadan? Zorun meydi be ya? Sabahtan başlanır mı içmeye!” diye sordu, Duygu. Dede, uzun bir iç çekişle geçiştirmeye çalıştı:

“Uzun hikâye, güzel kız! Uzun kikâye!..”

Devamını Oku
Onur Bilge

Onur BİLGE

Oda sigara dumanı içinde kalmıştı. Kapıyı pencereyi açarak havalandırdık. Duygu çay getirdi bize. Dede, son derece duygulanmıştı. Kesif bir keder içindeydi. O gün ona daha fazla eziyet etmek istemedim. Yere yayılan eşyaları birer birer kaydedip, yerine koydum. Zaten vakit hayli geç olmuştu. İstemeye istemeye onlardan ayrılacağım sırada dede elime bir tomar kâğıt tutuşturdu.

“Semiray! Bunlara bak! İşine yarayanlardan faydalanabilirsin.” dedi. Kulaklarıma inanamadım!

Devamını Oku
Onur Bilge

Onur BİLGE

“Bir varmış bir yokmuş…” diye başlardı masallar. “Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde… Develer tellal iken, pireler berber iken, ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken… Çok eski zamanlarda, Harikalar Diyarı gibi çok güzel bir ülke varmış…’ diye o memleketin yapılarını kapılarını pencerelerini, sütunlarını, ağaçlarını, çiçeklerini, kuşlarını ballandıra ballandıra anlatırlar, muhakkak hükümdarından da bahsederlerdi. Genel olarak o padişahın güzeller güzelli yetişkin bir tek kızı, onun da mutlaka pek çok talibi olurdu.

Öyle yakınlarda olmazdı o ülke, o ülkenin sarayı… Padişahın kızı en uzakta, en ulaşılması imkânsız yerde olurdu. Oraya varabilmek için az gidilir uz gidilir, dere tepe düz gidilir, altı ay bir güz gidilirdi, nedense… “Neredeymiş o ülke?” diye sorulduğunda haliyle: “Kaf dağının arkasında...” denirdi. Ülke Periler Ülkesi, hükümdarı Peri Padişahı olunca, kızı da Peri Padişahının Kızı oluyordu. Öyle ki adlarının bilinmesine dahi gerek görülmüyordu. Ne anlatan biliyor, aktarıyordu, ne de dinleyen merak edip soruyordu.

Devamını Oku
Onur Bilge

Onur BİLGE

Define’nin elime tutuşturduğu bir servetmiş meğer! Onun en değerli hisleri… Neler neler vardı onlarda! Aşkı, hasreti, umudu, sabrı… Bazılarında kendi kendisine konuşuyordu, bazılarında sevdiğine hitap ediyordu. Ona hitaben yazdıkları, mektup niteliğindeydi. O mektuplar zarfsızdı, haliyle pulsuz, adressiz… Adressiz Mektuplar bölümüne girmeliydi.

Mektubun birisi tuhaf bir hitapla başlıyordu. Şaşkın bakışlarla okudum ve aynen kaydettim:

Devamını Oku