SUYUN YONGASI
"ey gecenin ışıklı sergisi
apışıp kaldığım karanlıktan çöz beni, ilmik ilmik sağılt
şiirler kanlı elleriyle dokunur belli bir saatten sonra gözlerime
içimde iflah olmaz bir kadın, ağzı dünyaların ilenç cadısı
Yolmakla tükenmez arsız mı arsız
Ayrık bir duygu bu ruhu bürüyen
Dolam dolam yangın dumansız narsız
Kordan alev alev kana yürüyen
Nabız nabız bütün teni bürüyen
Onur BİLGE
Bir yılbaşı günüydü. Öğleye doğru Virane’de Orçun ve Neşe’yle buluştuk. Bursa diz boyu kar! Karda sessizlik, dinginlik… Neşe, hafiften bir şarkı tutturmuş. Esengül’ün şarkılarını ondan dinleriz. Ne melankolik kızdır! Sevgilisi yoktur. Platonik takılır.
“İkimiz bir fidanın, güller açan dalıyız… Sen benimle ben seninle bu hayatı yaşamalıyız… Severek birbirimizi, hayatta hep gülmeliyiz…”
Onur BİLGE
“Hayat insanlar için önceden hazırlanmış değildir.” dedi Define. “Herkes ortaya koyduğu hayatın içinde yaşar. O öyle bir kumar masasıdır ki ona ne koyarsan onu alabilirsin. Hiçbir şey almayabilirsin de belki ama en azından kazanabilme umudunu taşıyarak oynayabilirsin. Hiçbir şey koymadan o masaya oturamaz, o kumarı oynayamazsın! Hepimiz çocuk olduk. Sokaklarda koştuk, oynadık. Düşme ihtimali de vardı ama onu aklımıza bile getirmedik! Her an düşme, yaralanma, kolumuzu bacağımızı kırma ihtimali vardı ama biz her an bunu düşünseydik, kendimizi oyuna nasıl verebilir, coşku içinde kıran kırana nasıl oynayabilirdik? O zaman oyunun tadı çıkar mı! Hiç oynama, daha iyi… Korkularınla yaşa! ”
“Risk taşımayan oyunlar oynamak lazım! Neden kendimi göz göre tehlikeye atayım ki! ” dedi, Bela Paratoneri.
Kendince bir takım tedbirler alıyordu ama belki de farkında olmayarak çekindiklerini düşünce kanalıyla üzerine çekiyordu. Mutlaka öyle oluyordu. Çünkü o kadar temkinli olduğu halde başı beladan kurtulmuyordu.
Onur BİLGE
Define, çoban ateşidir. Issız dağ başlarında yanan cılız bir ateş… Başkaları için yanar da yanar… İhtiyacı olan yanına yaklaşır, işi biten çekilir gider. O hep dağ başında, yapayalnız, çarnaçar kalır.
Şimdilerde yavaş yavaş sönmeyi beklemekte… Közlenmekte, küllenmekte… Yüreğindeki yangınlarla yana yana, için için… Yana yana, iç çeke çeke… Birkaç kara kömür parçası kalacak, ondan geriye… Birkaç avuç kül…
Onur BİLGE
Ben aşk şiiri yazıyorum. Virane’de yaşananlar başta olmak üzere yaşadığım, gördüğüm duyduğum olayları, duygu ve düşüncelerimi… En çok aşkı yazıyorum. Her türlüsünü… Allah aşkını da yazıyorum, hissedebildiğim ve anlayabildiğim kadarıyla.
Aşk, büyülü bir sözcük… Frekansı çok yüksek… Yazdıklarımı arkadaş topluluklarında okuduğumda kişiler etkilenip farklı duygular içine girebiliyorlar. O nedenle onlarla mesafeli olmam gerekiyor.
Niyetleri ne kadar iyi olursa olsun bir süre sonra şiirlerimi ya da denemelerimi kendileri için yazdığımı sanmaya başlıyorlar.
Onur BİLGE
“Günaydın, şanslı adam! ” diyerek, İhsan girdi içeriye. Dede, bir gün önce onu evire çevire yendiği için bu sözün kendisine olduğunu hemen anlayarak:
“Günaydın, acemi çaylak! ” diye gülümseyerek cevap verdi ona.
Onur BİLGE
İş günlerinde uyanmak, pazar günleri de çok uyumak istemiyorum. Erkenden kalkıyorum. Demek ki çalışmak zor geliyor. Daha hayatın başında böyle olursa, ilerde nasıl olacak, bilmiyorum.
Sabah sabah Neşe aradı. Kahvaltıya çağırdı. Ne kadar isterdim! Fakat zaten kahvaltıdaydık. Daha önce arasaydı, olurdu. Aramızda epey mesafe var. Giyindim ettim, gittim derken yine en azından bir kırk kırk beş dakika geçer. Üzüldüm. Çünkü en çok kahvaltıya davet hoşuma gider. Yemekten çok kahvaltıyı severim. Kızarmış ekmek, tereyağı, bal, peynir… Başka ne olsun isterdim… Çay, demli… Çay şart… Ya da tulumpeyniri, ceviz… Tulumpeyniri, Ankara kazan simidi ve çay da yeter aslında.
Onur BİLGE
Define’yi yeni tanıdığımız, fal hakkında yeteri kadar bilgi sahibi olmadığımız, o nedenle henüz aramızda yasaklama kararı almadığımız günlerden biriydi. Akademinin kantininde kahve içiyor, sohbet ediyorduk. Nesrin fincan kapattı. Diğerleri de arkasından… Aylin anlıyormuş öyle şeylerden. Yalan yanlış bir şeyler söyledi. Bizimkiler tatmin olmayınca, konu döndü dolandı, cinlere geldi dayandı. Neşe’ye, Fomara cincisi hakkında sorular sorulmaya başlandı. Teyzesi çok meraklıydı da nerde cinci var, falcı var, bilir bulur, onlardan kocası hakkında bilgi almaya çalışırdı ya… Hani bir gün Neşe’yi de götürmüştü. Şu meşhur Fomara cincisine…
O zamana kadar ona o kadar çok soru soruldu ki nihayet o gün olanları başından sonuna kadar anlatmaya karar vermiş olmalıydı. Olanı biteni bir bir anlattı.
Onur BİLGE
Adam, hepimizi koyun gibi görüyordu. Ayakta uyutuyor, güzelce soyuyordu. Yolunacak kaz gözüyle görüyordu. Aptal yerine koyuyor, küçücük aklıyla kandırmaya kalkıyordu. Artık daha fazla dayanamadım:
“Siz onlara sormuyor, kendiniz tahmin etmeye çalışıyorsunuz. İsabetsizlik ondandır. Onlara sorsanız, akıl yürütmenize gerek kalmaz. Siz nerden bileceksiniz? Onlar bilir.” dedim, gülümseyerek.




-
Turgut Güler Uzdu
-
Gül Üm
-
Mehmet Asa
Tüm YorumlarBir hayatı bir kaç mısraya sığdırmış Onur Bilge Hanım. Tebrikler.
Onur beyi henüz yeni tanıdım şahsen tanımıyorum antolojiden tanıdım iyikide tanıdım.
Kendimce bir karar aldım her gün bir şirini okuyacağım tabi bu arada ben şiirlerini okuyana kadar şiirleri burda olursa. ALLAHA EMANET OLSUN....
O Bir Seven O Bir Gönül Dostu
Bütün Dostlar Güzel Hatıralar Hatırlatsın
Beni Size Sizi Bana Ölürsek Bir Fatiha
Ölmez İsek Hepimiz Hepimize Ebedi Hatıra