Yolmakla tükenmez arsız mı arsız
Ayrık bir duygu bu ruhu bürüyen
Dolam dolam yangın dumansız narsız
Kordan alev alev kana yürüyen
Nabız nabız bütün teni bürüyen
Onur BİLGE
Hiç konuşmayalım biz. Hiç yaklaşmayalım birbirimize… Yanacağımız kadar yanmışız zaten, daha fazla yanmayalım. Bir araya gelmeyelim hiç. El ele kol kola, kuytularda sarmaş dolaş gezen sevgililer olmayalım.
Hep böyle iç seslerimizle konuşalım, kaçamak bakışlarla anlaşalım ve hep böyle kıyasıya sevelim birbirimizi, çılgın gibi özleyelim ama hiç söylemeyelim. Ne kadar acısı varsa hissedelim, ne kadar ıstırabı varsa çekelim ama yine de aşksız bir tek nefes bile almayalım. O zaman belki daralırız, boğuluruz. Cennetimizden kovulur, cehennemlik oluruz.
Onur BİLGE
Her zamanki gibi Virane’de buluştuk. Neşe, Orçun, Işıl ve İhsan ile. Diğerleri de zaten oralardaydılar. Çoktandır merak etmekte olduğumuz bir Antalya’ya taşınma olayı vardı dedenin. Onu dinlemek istedik. Önce nazlandı:
“Ya çocuklar, ya! Yapmayın şimdi! Hiç de keyfim yok! ” falan dedi ama sonra çukuruna kaçmış ufacık kara gözleri parlak boncuklar gibi ışıdı… Bu, yumuşadığının, razı olduğunun, anlatmaya başlayacağının işaretiydi.
Onur BİLGE
Işıl, dersi kaynatmak isteyen dalgacı öğrenciler gibidir. Fazla ciddi konular onu sıkar. Başlar şaklabanlık etmeye… Bundan acayip bir haz alır. Bu zamana kadar böyle gelmiş, böyle gider artık! Onu, olduğu gibi kabul etmekten başka çare yok. Çünkü normal de değil, anormal de… İkisinin arasında… Biri engellemezse, asla frenleyemez kendisini! Mutlaka birinin müdahalesi gerekir. Onun için Define’ye:
“Birlikte karar almıyor muydunuz, öyle şeyler için? ” diye sordu, Orçun. Konu değişsin istemiyor, Işıl’ı bertaraf etmeye çalışıyordu. O da biliyordu ki bir başladı mı susmak bilmezdi. Bütün işi gırgır şamata… Beş kuruş ver, açtır ağzını, on kuruş versen kapatamazsın!
Onur BİLGE
Işıl, dersi kaynatmak isteyen dalgacı öğrenciler gibidir. Fazla ciddi konular onu sıkar. Başlar şaklabanlık etmeye… Bundan acayip bir haz alır. Bu zamana kadar böyle gelmiş, böyle gider artık! Onu, olduğu gibi kabul etmekten başka çare yok. Çünkü normal de değil, anormal de… İkisinin arasında… Biri engellemezse, asla frenleyemez kendisini! Mutlaka birinin müdahalesi gerekir. Onun için Define’ye:
“Birlikte karar almıyor muydunuz, öyle şeyler için? ” diye sordu, Orçun. Konu değişsin istemiyor, Işıl’ı bertaraf etmeye çalışıyordu. O da biliyordu ki bir başladı mı susmak bilmezdi. Bütün işi gırgır şamata… Beş kuruş ver, açtır ağzını, on kuruş versen kapatamazsın!
Onur BİLGE
Zararın bir yerlerinden dönülmüş… Bu cümle beni epey düşündürdü. Bunlar boşanma sebebi miydi? Öyle olmuş olsaydı, bu iş çok daha önce gerçekleştirilir, durumdan şikâyet bu kadar çokken bunca zaman katlanılamaz, hatta gönüllü kul köle olunamazdı. Bir anda aklıma arka arkaya birçok soru geldi. Acaba sebep sadece bu sayılanlar mı? Arkasında anlatılmaktan çekinilen ya da sonraya bırakılan başka etkenler de var mı? Boşanma gibi sevimsiz bir olayın neresi kârdır! Allah’ın rızasına uygun mudur! Hangi hallerde gereklidir? Hangi hallerde çok günahtır?
“Dedeciğim ya! Siz birbirinizi hiç sevmeden mi evlenmiştiniz? Hani ablasıyla buluştuğunuzda o da geliyor, senin etrafında dolanıp duruyor, dikkatini çekmek için her yola başvuruyormuş ya! Seni seviyormuş demek ki! Sevmeseydi, ablasına bırakırdı. Değil mi ya? Koparıncaya kadar asılmış, anlaşılan! Koparmış da…”
Onur BİLGE
“Taşra paklardı bizi! Kendimizi uzaklara atmalıydık. Baş başa kalmalıydık. Belki benden kaynaklanıyordu aramızdaki soğukluk. Ben normal davrandığımı sanıyordum ama Nevin, hemen hemen her kadında olan o kuvvetli sezgiyle yapmacık olduğunu hissediyordu da onun için mi kayıtsız davranıyordu bana karşı? Tüm olumsuzlukların ana sebebi benim hâlâ maziye takılı kalmam mıydı?
Nasıl anlıyordu? Nasıl seziyordu? Nerelerde açık veriyordum? Yanlışlıkla birkaç kere Nevin diyeceğime Nesrin demiştim ama yıllar önceydi. Sonraları bir daha olmaması için çok dikkat etmiştim. Hatta ilk heceyi uzatarak aklımı toparlama süresi kazandırmıştım kendime. Dilimi Nesrin’den Nevin’e birden bire döndürmem hiç de kolay olmamıştı! Kim olsa yanlışlık yapar, yapıverirdi. “Dil alışkanlığı…” demiştim her seferinde… Mazeretim kabul edilmiş miydi? Yoksa öylemi görünülmüştü?
Onur BİLGE
Define’nin ağzı tavanlıdır. Biz daha çaylarımızı elimize alır almaz, bakarız ki o bitirmiş, boş bardağı tabağına koyuyordur. Ne çabuk içtiğine hayret ederiz. “Çiğneyecek miydim! ” der bir de… Yine nasıl döktüyse kaynar çayı boğazına, kalktı içeriye gitti. Döndüğünde elinde çok eski, sararmış, kenarları yer yer yırtılmış birkaç dosya kâğıdı vardı. Yakın gözlükleri burnunun ucundaydı. Eliyle onları yerine yerleştirirken ünlü sandalyesine kuruldu, şöyle bir soluklandı ve:
“Size, çok beğeneceğiniz bir yazımı getirdim. Bu, Nesrin’e yazdığım adressiz pulsuz mektuplardan biridir. Bilmem sizler de sevdiklerinize böyle mektuplar yazdınız mı yazar mısınız… Yazacak olursanız, belki faydası dokunur.” dedi.
Onur BİLGE
Dede, o eski aşk mektubunu titreyen ellerle, buğulu gözlerle mi yazmıştı acaba? Baştan sona titrek bir sesle, titreyen elleriyle tir tir titreterek okumuş, yavaş yavaş toparlayıp düzeltmiş, katlayıp önüne, piposunun yanına koymuştu.
Vakit ikindiydi. Akşama az vardı. Dedenin vaktine benziyordu. Güneş batmaya yakın… Acaba nasıl bir ortamda, ne zaman kaleme almıştı bu mektubu? O zamana neler şahit olmuştu? Merak bu ya! Belki merak edilecek çok daha önemli şeyler var, hem de çok ama ben o ortamı merak ettim. Sormasam çatlayacaktım!
Onur BİLGE
Antalya… Akdeniz’in kıyısında, Torosların iki kabuğu arasında bir inci.. Dünya şehirleri arasında birinci! Antalya ovası, ovaların en âlâsı! Berrak akarsularla yeşerdikçe yeşeren ormanları, bereketlendikçe bereketlenen tarlalarıyla, seralarıyla eşsiz narenciye bahçeleriyle meyve, sebze ve çiçek kenti…
Necmettin bir İstanbul çocuğu… Tip itibarıyla halis muhlis Karadeniz uşağı… Denize, suya, ovaya doğaya hasret değil ama yâre hasret! Sevgili sılada. İstanbul’da… Tek iletişim yolu mektuplaşma… Onun da imkânsızlaştığı bir durumda hepten elleri kolları bağlanmış bir vaziyette… Tamamen çıkmazda…




-
Turgut Güler Uzdu
-
Gül Üm
-
Mehmet Asa
Tüm YorumlarBir hayatı bir kaç mısraya sığdırmış Onur Bilge Hanım. Tebrikler.
Onur beyi henüz yeni tanıdım şahsen tanımıyorum antolojiden tanıdım iyikide tanıdım.
Kendimce bir karar aldım her gün bir şirini okuyacağım tabi bu arada ben şiirlerini okuyana kadar şiirleri burda olursa. ALLAHA EMANET OLSUN....
O Bir Seven O Bir Gönül Dostu
Bütün Dostlar Güzel Hatıralar Hatırlatsın
Beni Size Sizi Bana Ölürsek Bir Fatiha
Ölmez İsek Hepimiz Hepimize Ebedi Hatıra