Onur Bilge Şiirleri - Şair Onur Bilge

Onur Bilge

Onur BİLGE

“Taşra paklardı bizi! Kendimizi uzaklara atmalıydık. Baş başa kalmalıydık. Belki benden kaynaklanıyordu aramızdaki soğukluk. Ben normal davrandığımı sanıyordum ama Nevin, hemen hemen her kadında olan o kuvvetli sezgiyle yapmacık olduğunu hissediyordu da onun için mi kayıtsız davranıyordu bana karşı? Tüm olumsuzlukların ana sebebi benim hâlâ maziye takılı kalmam mıydı?

Nasıl anlıyordu? Nasıl seziyordu? Nerelerde açık veriyordum? Yanlışlıkla birkaç kere Nevin diyeceğime Nesrin demiştim ama yıllar önceydi. Sonraları bir daha olmaması için çok dikkat etmiştim. Hatta ilk heceyi uzatarak aklımı toparlama süresi kazandırmıştım kendime. Dilimi Nesrin’den Nevin’e birden bire döndürmem hiç de kolay olmamıştı! Kim olsa yanlışlık yapar, yapıverirdi. “Dil alışkanlığı…” demiştim her seferinde… Mazeretim kabul edilmiş miydi? Yoksa öylemi görünülmüştü?

Devamını Oku
Onur Bilge

Onur BİLGE

Define’nin ağzı tavanlıdır. Biz daha çaylarımızı elimize alır almaz, bakarız ki o bitirmiş, boş bardağı tabağına koyuyordur. Ne çabuk içtiğine hayret ederiz. “Çiğneyecek miydim! ” der bir de… Yine nasıl döktüyse kaynar çayı boğazına, kalktı içeriye gitti. Döndüğünde elinde çok eski, sararmış, kenarları yer yer yırtılmış birkaç dosya kâğıdı vardı. Yakın gözlükleri burnunun ucundaydı. Eliyle onları yerine yerleştirirken ünlü sandalyesine kuruldu, şöyle bir soluklandı ve:

“Size, çok beğeneceğiniz bir yazımı getirdim. Bu, Nesrin’e yazdığım adressiz pulsuz mektuplardan biridir. Bilmem sizler de sevdiklerinize böyle mektuplar yazdınız mı yazar mısınız… Yazacak olursanız, belki faydası dokunur.” dedi.

Devamını Oku
Onur Bilge

Onur BİLGE

Dede, o eski aşk mektubunu titreyen ellerle, buğulu gözlerle mi yazmıştı acaba? Baştan sona titrek bir sesle, titreyen elleriyle tir tir titreterek okumuş, yavaş yavaş toparlayıp düzeltmiş, katlayıp önüne, piposunun yanına koymuştu.

Vakit ikindiydi. Akşama az vardı. Dedenin vaktine benziyordu. Güneş batmaya yakın… Acaba nasıl bir ortamda, ne zaman kaleme almıştı bu mektubu? O zamana neler şahit olmuştu? Merak bu ya! Belki merak edilecek çok daha önemli şeyler var, hem de çok ama ben o ortamı merak ettim. Sormasam çatlayacaktım!

Devamını Oku
Onur Bilge

Onur BİLGE

Antalya… Akdeniz’in kıyısında, Torosların iki kabuğu arasında bir inci.. Dünya şehirleri arasında birinci! Antalya ovası, ovaların en âlâsı! Berrak akarsularla yeşerdikçe yeşeren ormanları, bereketlendikçe bereketlenen tarlalarıyla, seralarıyla eşsiz narenciye bahçeleriyle meyve, sebze ve çiçek kenti…

Necmettin bir İstanbul çocuğu… Tip itibarıyla halis muhlis Karadeniz uşağı… Denize, suya, ovaya doğaya hasret değil ama yâre hasret! Sevgili sılada. İstanbul’da… Tek iletişim yolu mektuplaşma… Onun da imkânsızlaştığı bir durumda hepten elleri kolları bağlanmış bir vaziyette… Tamamen çıkmazda…

Devamını Oku
Onur Bilge

Onur BİLGE

“Bir masal anlatayım mı size? ” diye sordu Define, sandalyesinin arkasına yaslanarak.

Hava kararmış, yıldızlar yerlerini almıştı. Zaman, alıp başını gitmiş, akşam yemeği vakti gelmiş, geçmek üzereydi. Ben çok acıkmıştım, yanımdakiler de öyleydi mutlaka ama sohbet, baldan tatlıydı. En güzel yemeklerden daha iştah açıcı ve leziz… En mükellef ziyafet sofrasından daha ihtişamlı, her yemekten doyurucu… Evlerimize, yerlerimize geç kalacaktık, yemeğe beklerlerdi ama hiçbirimiz yerimizden kıpırdamadık.

Devamını Oku
Onur Bilge

Onur BİLGE

Define, son sözcüğünü dedi ve hemen toz olmamızı söyledi. İtiraz temyiz kabul etmiyordu. Çok ısrar ettik, sohbete devam etmek için. Yakınlarımızı daha fazla bekletmememizi, bunun hiç de iyi bir şey olmayacağını, kendimize yapılmasını istemediğimiz şeyleri başkalarına yapmamız gerektiğini tekrarladı. Bütün bunları biliyorduk, biliyorduk da onu hiç bu kıvama getirip, söyletememiştik. Elimize bir fırsat geçmişti. Sonuna kadar değerlendirmek istiyorduk.

“Madem çok istiyorsunuz, o zaman yakınlarınıza telefon edin, izin isteyin ya da bir şekilde haber gönderin, kalın. Benim için hava hoş! ” dedi. “Siz acıkmadınız mı? Ne yiyeceksiniz? İzin kopardınız mı gitmek bilmezsiniz! İpi kırdınız mı tamam! ..”

Devamını Oku
Onur Bilge

Onur BİLGE

Kurt gibi acıkmışım. Çaylarımızla tostlarımız gelince fark ettim. Bir ben değildim, iştahla atıştırmaya başlayan. Masadaki herkes öyleydi. Sanki can alıcı geliyordu arkamızdan!

Acelemiz de vardı. Sırf açlıktan değildi. Bir an önce yemek faslının bitmesini, dedenin kaldığı yerden sohbete devam etmesini istiyorduk. O, takma dişleriyle yiyordu ama hiç de bizden geri kalmıyordu. Yalamadan yutmak mı deniyordu, ne deniyordu?

Devamını Oku
Onur Bilge

Onur BİLGE

Define’nin: “Kalleş! ..” diyerek yumruğunu masaya vurmasıyla Serap’ın kapıda görünmesi bir oldu! Hikâyenin en heyecanlı yerinde ufukta beliren bu davetsiz misafirin gelişi, hayra yorulacağa benzemiyordu. Yüzünün ifadesine bakılırsa, önemli bir sorun olduğunu anlamak hiç de zor değildi. Hepimizi birden selamladı. Hepimiz bir şeyler söyleyerek, gelişinden memnuniyet duymuş gibi yaptık. Misafir, misafiri istemezmiş, ev sahibi hiçbirini… Ev sahibi de bizden farklı değildi. Çünkü ilk fark edişinde yüzünü ekşitmişti. Bir anlık bir ifade değişikliğiydi. Diğerlerince fark edildi mi bilmiyorum ama olayların çoğunu kaydettiğim için sürekli gözlem yapmakta, mimiklerden, jestlerden anlamlar çıkarmaya çalışmaktaydım. O yüzden gözümden kaçmadı. O da onu gördüğü için çok mutlu olmuşu oynadı:

“Aleykümselam, hanım kızım! Sen nerelerdeydin bunca zamandır? Gel, otur şöyle de anlat bakalım! Neyin var senin? Surat bir karış…”

Devamını Oku
Onur Bilge

Onur BİLGE

Serap, kahvesini içtikten sonra tabağı üstüne örterek fincanı salladı salladı ve ters çevirdi. Aramıza yeni katılmış olduğu için bizim fal konusundaki düşüncelerimizden habersiz olması doğaldı. Onu Neşe yavaşça uyardı:

“Serap, biz fala inanmıyoruz ve yanımızda fala bakılmasından rahatsız oluyoruz.”

Devamını Oku
Onur Bilge

Onur BİLGE

“Restorandan bahsediyordun. Dönerciden…” dedi Mahir.

“Nerede kalmıştım? ” diye sordu, dede.

Devamını Oku