Onur Bilge Şiirleri - Şair Onur Bilge

Onur Bilge

Onur BİLGE

Işıl’ın yaşadığı korkunç tecavüz olayını ve uğradığı hayal kırıklığını anlayabilmek için yaşamış olmak gerekir. O nedenle, onu anlayabildiğimizi söyleyemem. Bir süre sessiz kaldıktan sonra, benzi sarardı, yüzü sinirle kasıldı, bütün vücudu titremeye başladı, elleri kıvrıldı ve geriye döndü. Donuk bakışları iyice anlamsızlaştı ve gözleri kaydı. Olduğu yerde sola doğru eğildi. Herkes ayağa kalktı. Neşe, onun çantasından kolonyasını çıkarmakta olsun, İhsan bardaktaki suyu avucuna aldı, yüzüne sürmeye başladı. Diğerleri, masanın üstünü boşaltıp, ona yer açtı, elbirliğiyle kaldırıp, hemen üstüne yatırdılar. Mahir, dişlerini açmaya çalışıyordu. Çay bahçesi ayağa kalktı! Herkes kızın başına toplandı. Define:

“Açılın, arkadaşlar! Bir şey yok. Sadece bir bayılma olayı... Lütfen sakin olun ve yerlerinize gidin! ” dedi. Mahir:

Devamını Oku
Onur Bilge

Onur BİLGE

Yeşil’den Bursa, tüm ihtişamıyla seyredilebiliyor, arkamızda kalan Yeşil Türbe, önümüzde yatan tarih beni büyülüyor, düşüncelerimi sık sık asırlar öncesine, Osmanlının kurulduğu yıllara götürüyordu. Batıda Çekirge ve Nilüfer, doğuda Yeşil ve Emirsultan, kuzeyde göz alabildiğine uzanan Bursa Ovası; sırtlarını güneydeki Uludağ’a dayamış, keyif çatıyordu. Bursa’ya baktıkça, Ertuğrul Gazi’yle Osman Gazi başta olmak üzere Bursayı Bursa, bu toprakları vatan yapmak için kan döken, can veren bütün mübarek zatları ve cengâverleri rahmetle anıyordum.

Orhan Gazi’yle Nilüfer Hatun’un oğulları Murad Hüdâvendigâr’a da çok şeyler borçluyduk. Allah, hepsine gani gani rahmet etsin, onlardan sonsuz razı olsun! ..

Devamını Oku
Onur Bilge

Onur BİLGE

Yeşil’den dönerken, çarşı pazar alışverişlerini yapmış, elleri kolları dolu insanlara rastladık. Akşam oluyor, herkes evine dönüyordu. Defineye:

“Dedeciğim, bu kadar yiyecek tüketen var, yine de dükkânlar tıklım tıklım; toptancı halleri, tarlalar, bahçeler dolup dolup boşalıyor. Sanki yerden nimet fışkırıyor! ” dedim.

Devamını Oku
Onur Bilge

Onur BİLGE

Allah, bir zamanlar o garsona da Râfi ismiyle tecelli etmiş, belki nimetin şükrünü yapamadığı belki de nefsi arzularına gem vuramadığı ve Allah’ın emirlerini, gerektiği şekilde yerine getiremediği için zıddı olan Hâfıd ismiyle tecelli etmişti. Dedim ki:

“Görünüşte, Allah ona, Hâfıd ismiyle, aslında Râfi ismiyle tecelli etmiş. Belki büyük bir dünyevi kaybı olmuş ama mukayese bile edilemeyecek kadar uhrevi kazanç elde etmiş. Allah onu, halı krallığındaki tahtından indirmiş, kendi katında taçlandırmış. Aslında, elinden tutmuş, günah bataklığından çıkarmış, yukarıya kaldırmış, yıkayıp arıtıp derecesini yükseltmiş ki artık o günahlardan rahatsızlık duyuyor, Allah’ın adını ağzından bırakmıyor.” Orçun:

Devamını Oku
Onur Bilge

Onur BİLGE

Gecenin sessizliğinde; Allah’ın, insana bahşettiği en önemli nimetlerden olan konuşabilme, duyabilme ve anlayabilme yeteneğini düşünüyorum.

Konuşmadığını ve işitmediğini zannettiğimiz varlıkların bile konuştukları mucizevi şekilde görülmüş. Hazreti Süleyma’a, bütün hayvanlarla ve cinlerle konuşabilme yeteneği bahşedilmiş. Efendimizden rivayet edilen hadislerden, ona da bu konuda bir takım benzer farklı yetenekler verilmiş.

Devamını Oku
Onur Bilge

Onur BİLGE

Hem çalışıp hem okumak ve yaklaşmakta olan şubat sınavlarına hazırlanmak nedeniyle epeydir kayda değer bir şeyler yazamadım. Belki de bu zamana kadar önemli bir şey olmadığından… Bugün, detaylarını unutmadan yazmam gereken acı bir anı var.

Viranecilerle Kültür Park’a gitmiş, doyasıya eğlenmiştik. Akşamüstü hepimiz evlerimize gitmek üzere birer ikişer dağıldık. Ben de en sona kalanlardan Hilmi ile çıkışa doğru gidiyordum. Restoranın birinden şişman bir çocuk çıktı. Üzerinde kirli, sararmış, kısa kollu bir fanila vardı. Yüzü o kadar tuhaftı ki boş bulunup, gülerek Hilmi’ye onu gösterdim. Nasıl fark etti, ne oldu, anlayamadım, bir şeyler söyleyerek geri gitti, elinde kocaman bir bıçakla geldi, bana değil, Hilmi’ye:

Devamını Oku
Onur Bilge

Onur BİLGE

Önce Feride Hanım, sonra da Işıl derdini döktü, açıldı ama biz sıkıldık, şöyle bir dolaşım istedik. Define’siz olur mu! Yine ordu gibi kalktık. Nereye gideceğimizi kestirmeye çalışırken dede:

“Emir Sultan’a gidelim. Orası, tarihi bir külliyedir. Orada büyük bir zat yatar. Bir padişah damadı... Hundi Sultan’ın mübarek eşi... Ben ne zaman sıkılsam, hiç üşenmem, onu ziyaret ederim. Başucuna vardım mı huzur içinde kalırım. Ne kadar stresim, huzursuzluğum varsa bir anda dağılır, kapısından çıktım mı tüy gibi hafiflerim. Sanki dünyanın en mutlu insanı oluveririm. Onlar, öyle zatlardır ki dirileri gibi ölüleri de insanlığa yarar sağlar. Orası, bir huzur ve mutluluk mekânıdır. Haydi, çocuklar! ” dedi.

Devamını Oku
Onur Bilge

Onur BİLGE

Emir Sultan Hazretleri’ni ziyaretimizde, caminin kayyumundan öğrendiğimize göre, 1368 (H.770) yılında Buharada doğmuş, Seyitmiş. Osmanlıların kuruluş döneminde Bursa’ya gelmiş. Adı Muhammed, lakabı Şemsüddîn, babası, adı Ali olup, Emir Külâl ismiyle bilinirmiş. Nakşibendi Yolu’nun, Nurbahşiye koluna mensupmuş. Annesi, o küçükken ölmüş. Emir Buhari, olarak tanınmakta ve baba mesleği olan çömlekçilikle gelir sağlamaktayken, Yıldırım Bayezid’in damadı olmuş ve Emir Sultan olarak anılmaya başlanmış. İlk eğitim ve öğretimini babasından almış.

Bazı kaynaklarda, babasının ona şöyle nasihat ettiği rivayet edilmekte:

Devamını Oku
Onur Bilge

Onur BİLGE

Emir Sultan’ı ziyaret ettikten sonra oradan ayrıldık. İçinde bulunduğum ruh halinden çıkamadım. Caminin avlusu, gözlerimin önündeydi. Hayalimde, vaktiyle dershane olarak kullanılan yan yana yapılmış küçük odacıklarda yaşanan olaylardan sahneler canlanmaya başladı.

Odaların alçak ve küçük pencerelerinden birer birer içeriye bakıyordum. İlk baktığım sınıfta, yer minderlerine oturmuş, öğreticilerinin önüne diz çökmüş, rahlelerin üzerine koydukları Kur’an-ı Kerim’lerden okumayı öğrenen küçücük talebeler, minicik parmaklarıyla güderek harfleri birbirlerine bağlamaya çalışıyor, tertemiz ağızlarından çıkan sesler, petekten bal süzülür gibi ağır ağır damlıyor, incecik sesleri, külliyenin beyaz badanalı duvarlarına siniyor, ebedileşiyordu.

Devamını Oku
Onur Bilge

Onur BİLGE

Bir içime, bir dış dünyaya dönüyorum; nasıl gündüz ve gece oluyorsa günler, içimin karanlığında Yüce Sevgiliyi ve sayılamayacak kadar sevgili buluyorum, içlerinde en parlağı tabi ki İlhan olmak üzere. Ay, dolunay... Söylemeye gerek yok ama kocaman, nar gibi kızarmış bir baklava tepsisi gibi yavaş yavaş seyretmekte semada ve ben, hayran hayran seyretmekteyim, sabahlara kadar. Arada, en çok Kutup Yıldızı’na takılmakta gözlerim. Diğerlerini de severim. Hepsi sevgilim.

Öğrencilerimi severim mesela. Okul bahçesinin cıvıltısını... İçeriye adım atar atmaz, diğer sınıflardaki öğrencilerin bile ellerindeki çiçeklerle karşılamalarını, iki sıra halinde dizilişlerini, yolumun iki yanına:

Devamını Oku