Onur Bilge Şiirleri - Şair Onur Bilge

Onur Bilge

Onur BİLGE

Viraneye sadece öğrenciler değil, başı darda olan herkes geliyordu. Aralarında hali vakti yerinde olan insanlar da vardı. Define, içinde bulunduğu durumu kabullenmek zorunda olduğu için yoksulluğundan memnunmuş gibi yaparak mutluluk oyunu mu oynuyordu? Galiba öyleydi. Çünkü zaman zaman hayaller kuruyor, onları aktarırken adeta dünyadan kopuyor, ağzı kulaklarına varıyor, gözlerinin içi gülüyordu.

Sadece yazları beraber olduğumuz İpek, Almanya’da okuyordu. Esmer, uzun boylu, upuzun düz koyu kahve saçlı, ortodonti tedavisi ile çene kemiği düzeltilmiş, dişleri muntazam hale getirilmiş iri siyah gözlü, mütenasip vücutlu güzel bir kızdı. Balkabağı gibi sürekli gülümsemesi, ilk tanıdığımızda bizde aptal olduğu zannı uyandırmıştı. Dilimizi unutmaya başladığından mı gerçekten anlayış kıtlığından mı esprilere neden sonra tepki veriyor, yanlış anlaşılabileceğini düşünmeden, kendisiyle ilgili her şeyi açık kalplilikle anlatıyor, en çok da yalnızlıktan yakınıyordu. O konuşmaya başladığında, arkadaşlar arasında bir dalgalanma başlıyor, gülüşmeler oluyordu. Erkek arkadaşlar aralarında kaynatıyorlardı ama Define yaşlı olduğu için rahatça şaka yapıyor, çizdiği tablolarla onu ve hepimizi güldürüyor, belki de düşlediklerini yaşayarak bir nebze de olsa sanal bir mutluluk hissederek tatmin oluyordu. Ne kadar yaşlı, dindar ve aklı başında olursa olsun, o da nefis taşıyordu. Hayalini kurabildiğine göre bilinçaltında benzer arzular olsa gerekti. Özellikle ona çok takılıyor, anlayışına sığınarak açıldıkça açılıyordu.

Devamını Oku
Onur Bilge

Onur BİLGE

Bu pazar Virane’ye erkenden gitmeye karar verdik. Orçun, ben ve Neşe… Bizim takım yani… Orada Ahmet ve Duygu da var. Bir de sabah kahvaltılarımız var, bu kadroyla. Biz bize olunca, sohbet çok farklı! Çayın aroması, kızarmış tereyağlı ekmeklerle beyaz peynirin lezzeti bambaşka… Hiçbir yerde o güzelliği yakalamak mümkün değil! Bu aralar, bir demet de maydanoz oluyor soframızda. Salatalık, domates falan… Bazen katmer, börek, pişi bile oluyor. Duygu sağ olsun! Arada helva karar, lokma döker. Ne yapsa tadından yenmez! Aslında, çay kahve bahane… En güzeli, bir arada olmak ve Define’yi yakalamışken konuşturmak…

Sık sık: “Allah Kerim! ” der, dede. Ne dersek diyelim, geleceğe dair: “Allah Kerim! ” der. O öyle der, ben de Allah Büyük! ” derim. Aynı şeyi söyleriz. Sözlerimiz farklı… Biliriz ki Allah, her şeyi işitir, görür, bilir, yarattıklarının her ihtiyacından haberdardır ve gidermeye muktedirdir. Hiçbir şey O’na ağır gelmez. Hiçbir iş O’nun için zor değildir. Olması gerekenin nasıl olacağının kararını da bize bırakmaz. Fakat yine de biz uğraşır, elimizden geleni yapmaya çalışırız. Zorlukları yaratan da O’dur, karşımıza çıkaran, aşmamızı isteyen de… Önümüzü açacak, yolumuzu kolaylaştıracak olan da O’dur. Güçlükler, sığınma ve teslimiyetle kolaylaşır.

Devamını Oku
Onur Bilge

Onur BİLGE

Sen hiç yalnız kaldın mı? Nasıldır, bilir misin, yalnızlık? Ne denli kaybeder insan, kendini! Nasıl arar, candan bir dost sesini, nefesini! Neyi var neyi yoksa nasıl aktarır, ona! Neler feda eder, uğruna! Neler harcar, neler... Bir can yoldaşlığına!

Hücre hapsine alışık bir insan, alışır yalnızlığına. Bağrına basar olur, onu. Pranga mahkûmunu çözseler de koşamaz. O zaman yürüdüğü gibi yürür, yine de. Bir hamalın, yükünü bıraktığı zamanlarda da kambur yürüdüğü gibi... Omuzlar önde, kollar sarkık, bitkin ve canından bezgin bir yüz ifadesiyle...

Devamını Oku
Onur Bilge

Onur BİLGE

Yaşatmak isterdim onu, son zamanlarında. O ana kadar hiç yaşamadığı kadar mutlu, huzur içinde... Hayatına hayat katmak elimde olabilseydi. Yaşaması için ölümüm dahi gerekseydi! ..

“Sahil kasabalarının birinde, ağaçlar içinde kaybolmuş bir köy evinde yaşatmak isterdim seni. Ahşap, harap, tek odalı bir de... Alabildiğine çiçekli, sınırsız bir bahçe içinde; harımsız, hudutsuz... Önünde bir göl olmalı veya bir çay, bir arık, belki de... Şırıl şırıl akmalı, biteviye. Her iki yanı ve arkası ağaçlık, koruluk ya da orman... Kuş sesleri mi istersin o zaman, cıvıl cıvıl; su sesi mi dersin? Şarkılar mı dinlersin, şöyle eskilerden? Sevda şiirleri mi? Yağmurun kiremitlerdeki tıkırtısını mı, oluklardaki şakırtısını mı yeğlersin? Ya da olabildiğince sessizlik... Ne dersin, amca?

Devamını Oku
Onur Bilge

Onur BİLGE

Başı karlı mor Beydağları... Baharda, Toroslar’ın yanaklarından akan gözyaşlarıyla sulanır, Antalya Ovası... Öyle içten ağlar ki güneşe sevdalı sıradağlar, yataklarında çağıl çağıl çağıldar sular, hatta bazen sel basar tarlaları, yolları! Öyle bir coşkuyla sunar ki göklerden aldığı rahmeti, bereketi iner ekilenlere dikilenlere, yürür ağaçlara dallara, çiçeklere yapraklara. Kayalardan kurtararak yakasını, pınar olur akar da akar kırk gözesinden yerin; derin bir göl haline gelir, Kırkgöz’de. Önce gölleşir, bekleşir biraz; sonra kol kol ayrılır, dört bir yana dağılır, gürül gürül akar, çay çay, arık arık... Düden’de çavlan halini alır. O kadar güzel akar ki çağlayarak, görenler hayran olur, bakakalır! Yedi Arıklar olur, Meydan tarafında. Ürüne verimdir, meyvelere tat... Kat kat hâsılat, kasalara; kasa kasa lezzet, keselere bereket...

Aşağılara koymamış Yaratan! Kırk metre yukarıda yaratmış. Dünyanın en güzel falezlerinin üstüne yerleştirmiş. Oyuk oyuk işletmiş. Deniz, yüzyıllar boyu dalgalarla döve döve oymuş. Yeryüzünde rastlanmaz bir eşine! Şimdi seyretmekte, şaheserini ve rötuşlarla devam etmekte işine... Bir sanatkârın, eser vermekten ve geçip karşısına kıvançla seyretmekten başka işi ne?

Devamını Oku
Onur Bilge

Onur BİLGE

Antalya, sadece Türkiye’nin değil; deniz, güneş, tarih ve doğanın, büyülü bir uyumla bütünleştiği, Akdenizin altı yüz otuz metrelik en güzel, en temiz, kıyısına; antik kentler, antik limanlar, anıt mezarlar, dantel gibi koylar, kumsallar, yemyeşil ormanlar ve akarsularla muhteşem bir güzelliğe sahip olduğu için ‘Türk Rivierası’ adını almış olan dünyanın en güzel ilidir.

Güneyinde Akdeniz, doğusunda İçel, Karaman ve Konya, kuzeyinde Isparta ve Burdur, batısında ise Muğla illeriyle çevrelenmiş; yüzölçümü, yirmi bin sekiz yüz on beş kilometrekare olan, nüfusu hızla artan bir kenttir.

Devamını Oku
Onur Bilge

0273 - El KUDDÜS
Onur BİLGE
Cumartesi günü öğleyin buluşacaktık. Bir yağmur bastırdı, evden çıkamadım. Saat on birden on üçe kadar, gökte ne varsa yere indi! Sicim gibi yağdı, her yeri kamçıladı, temizledi. Çoktandır böyle yağmamıştı. Her taraf toz içindeydi. Fabrika bacaları başta olmak üzere, arabalardan ve sobalardan çıkan dumanlar, şehrin dokusuna sinmişti. Ağaçların yapraklarının gerçek renkleri seçilemez olmuştu.
Pencereden baktım. Her yer gülüyor, ışıl ışıl ışıldıyordu. Yağmurun ardından, rüzgâr çıktı. Yani kocaman bir fön makinesi çalışmaya, binaların yüzlerini, ağaçların saçlarını kurutmaya başladı.
Yağmur durdu ya, rüzgâra dünden razıydım. Sıkıca giyinip çıktım. İki adım ben atıyordum, bir adım da o itiyordu. Zaten rüzgâr esse düşecek kadar zayıf derler ya öyleydim. Saç baş darmadağın, Virane’ye ulaştım. Kapıyı bırakır bırakmaz, ‘Drank! ..! diye kapandı. Sanki harap bina, temelinden sarsıldı! Bahçe kapısı aralıkmış, nereden bileyim? Girişte oturup, ders çalışanlardan boş bulunanlar sıçradı! Gelişim muhteşem oldu, yani.
Rüzgâr, bulutları hızla aralamıştı. İyice dağıtmaya başlamıştı. Kısa sürede yok edeceğe benziyordu. Arkadaşların yarısı gelmişti. Diğerleri gelinceye kadar havanın açacağını umuyorduk. Duygu, çay servisi yapıyordu. Ahmet tost yapıyordu. Öğle yemeklerini yine tostla geçiştireceklerdi. Aralarında bunu bulduklarına şükredenler vardı. Garibanlardan biri Ahmet’e yardım ediyor; sucuk, peynir ve yağ kokuları, çay kokusuna karıştıkça acıkanların ağzı sulanıyordu. Çok geç kahvaltı etmiştim ama onların iştah uyandıran konuşmaları, beni de özendirdi. Bir çay da ben alıp kaşarlı tostumu beklemeye başladım.

Devamını Oku
Onur Bilge

Onur BİLGE

Viranede, değişik bir pazardı. Hava bir yağıyor, bir açıyordu... Bir bahçeye çıkıyor, bir içeriye kaçıyorduk. İçerisi karanlıktı. Rutubet kokuyordu. O koku, asırlık binanın iliğine kemiğine işlemişti. Tahtalar kararmış, çürümeye yüz tutmuştu. Kiremitler ve duvarlar ıslandıkça nem alıyor, binanın kokusu genzi yakacak kadar belirginleşiyordu. Doğrusu, hiç birimiz içerde oturmak istemiyorduk. Hava açılır açılmaz, canımızı dışarıya atıyorduk.

Bir süre Ahmet’le Duygu’nun kuşu Çiçek’le ilgilendik. “Çiçek, öpücük, cici cici, aşkım, hoş geldin! ” gibi bazı kelimeleri öğrenmişti. Yarım yamalak söylüyor, ıslığa cevap veriyor, kapı zilini taklit ediyordu. Bu muhabbet kuşlarının seslere karşı ne kadar duyarlı bir kulakları var! Pek çok sesi taklit ediyor, bazı şarkılara iştirak ediyorlar. Bizim tek ses olarak algılayabildiğimiz notaları pek çok ses olarak algılayıp hafızalarına kaydedebiliyorlar.

Devamını Oku
Onur Bilge

Onur BİLGE

Işıl, hâlâ kaldığı yerdeydi. Yanındakilerle fısıldaşıp duruyor, dediğinde ısrar ediyordu. Bir sağındaki İhsan’a, bir solundaki Orçun’a laf yetiştiriyordu. Sonunda dayanamamış olacak ki patladı:

“Mahir! Sen öyle diyorsun ama bize küçüklüğümüzden beri, Besmelenin anlamındaki o iki sıfat hakkında, ‘Esirgeyen ve Bağışlan’ dediler. Kitaplar da öyle yazıyor. Değil mi arkadaşlar? Bu kadar yerde birden yanlışlık olur mu? Kur’an Meallerinde bile...”

Devamını Oku
Onur Bilge

Onur BİLGE

Yeşil Çay Bahçesi’nde üç masayı birleştirdik. Oturup dinlendik, sohbet etmeye başladık. Her sohbetimizde, hangi yoldan gidersek gidelim, yolumuz yaratılışa veya ölüme, dolayısıyla Allah’a varıyor. Yine söz döndü dolaştı, ölüme dayandı. O sırada İsmail, her şeye inandığını, yalnız tekrar diriltilmeye inanamadığını, bu olaya aklının bir türlü yatmadığını söyledi. Mahir:

“Allah, her şeye kadirdir. Seni yoktan var eden, varlığın gibi bir varlık halinde tekrar yaratmaya güç yetiremez mi? ” dedi. O, hemen itiraz etmeye kalktı.

Devamını Oku